AleviSesi

Alevilik, Hz. Ali (a.s)'ın yolundan gitmektir.

Köşe Yazıları

Dersim Katliamları: Alevi mi, Bektaşi mi?

Ehlibeyt’in (as) yeminli düşmanlarının tarih boyunca değişik metotlarla, zulümlerle, baskılarla Ehlibeyt’e (as) inanan insanları sindirme ve inançlarını tahrif etme çabasında oldukları tarihî bir hakikattir. Bu çabaların “imamet” inancını tahrif etme ve yeri geldiğinde “imamet” kavramının anlamını yok etme noktasında devam ettiğini biliyoruz. Bizim yazımız özellikle Anadolu coğrafyasında yaşayan Ehlibeyt (as) inancına mensup insanlar üzerinde oynanan oyunlar üzerinde olacaktır.

Ehlibeyt’e (as) inanan, onların yolunu sürmeye çalışan insanların tarih boyunca çok çeşitli katliamlara maruz kaldıkları bir gerçekliktir. Bunların yanında inançlarının içine batıl fikirler sokmak ve inananların Ehlibeyt’ten (as) yavaş yavaş uzaklaştırılmasını sağlamanın da oynanan oyunlar arasında olduğu bilinmektedir. Yapılan katliamlarla bu topraklardan imamet inancını silemeyeceklerini anlayanlar yine bu inancı tahrif etme gayreti içinde olmuşlardır, tıpkı İslam’ı yeryüzünden silemeyeceklerini anlayan İslam düşmanlarının Peygamberin (saa) şehadetinden sonra İslam’ın helallerini haram, haramlarını helal edip bidatlar vasıtasıyla dini tahrif etmeye çalışmaları gibi.

 

Özellikle 12 İmam inancını yok etme anlamında değişik hilekârlıklara başvurmuşlardır. Hacı Bektaş gibi Sünnî tarikat şeyhlerini Ehlibeyt (as) yolunda ve pir (önder-imam) olarak gösterme gayretleri büyük oranda amacına ulaşmıştır. Oynanan tahrif etme oyunları sonucunda ortaya öyle bir Alevilik çıktı ki bu yol gerçekten de pratikte İmam Ali (as) ile hiçbir ilgisi kalmamış, çelişkilerle ve cehaletle dolu bir yol hâline gelmiştir.

Ehlibeyt’in (as) gerçek yoluyla tanışan bilinçli ve inançlı gerçek Aleviler Anadolu’nun değişik coğrafyalarında zaman zaman seslerini yükseltmeye başlamıştır. Ancak maddî ve siyasî gücü daha fazla olan, Bektaşiliği Alevilik diye sunan zihniyetle fikrî mücadele etmek gerçekten de zor değildir. Ancak ortaya konan fikirlerin toplum tabanına ulaşmasını sağlamak zordur. Çünkü ekonomik ve siyasî durum buna müsaade etmiyor. Televizyonlarda Aleviliğin temsilcisi olarak sunulanların görüşlerini topluma yaymaları onlar açısından daha kolay olmaktadır. Ancak ne olursa olsun sonuçta bizim fikrî mücadelemizi vermemiz ve gerçekleri anlatmaya devam etmemiz gerekmektedir. Sağlam adımlarla yavaş yavaş yürüdüğümüz bu “imamet” inancımızın yani gerçek Aleviliğin insanlara, yalnızca Alevilere değil, anlatılması yani tebliği yolundan asla vazgeçmeyeceğiz. Ödenmesi gereken bir bedel varsa biz zaten bu bedeli her an ödüyoruz. Cehaletin bize Sünni damgası yapıştırması, ajan damgası yapıştırması bizi yıldırmaz. Hatta daha da ileri gidip “Şiî” kavramının ne kadar yüce bir anlama sahip olduğunu bilmeden siz “Şii”siniz, bizden uzak durun diyenlerin cehaleti gerçekten de durumun vahametini gözler önüne sermiyor mu?

14 Masum’un (as) genç yaşta şehit olmuş çocuklar olduğunu iddia edenlerin amacının 12 İmamların (as) masumiyetini gizlemek için İmamlara namaz kılmaz, şarap içer, dinden dönmüştür gibi değişik iftiralar atan Emevî-Abbasî zihniyetinin amacından ne farkı var? Buradaki saf gaye “imamet” inancının yayılmasını engellemek ya da “imamet”e inananların inançlarını tahrif etmektir. Onun için hak, masum, pak 12 İmamlardan başka başka kişilerin isminin sonuna “veli” sıfatını getirmiyorlar mı? Gerçek “veli” sadece imamlar değil midir? Gadir Hum’da Allah bunun tebliğini emretmedi mi? Dinin kemale ermesi “velayet”in izharı, tebliği ve biatı ile mümkün kılınmadı mı? O halde gerçek veliler olan 12 İmamlardan başkalarına veli, imam demek ya da bu anlama gelebilecek pir, serçeşme vb. unvanlara onları layık görmek dinin eksik kalması, kamil olmaması ve asıl manası ile yok olması demek değil midir?

Gerçek Alevilik yolu, Anadolu’da özellikle Hacı Bektaş ve Bektaşilik ismi çerçevesinde tahrif edilmektedir. “İmamet”e karşı açıkça savaşamayanlar bu isimler arkasına sığınarak zehirlerini kusmakta, Alevi olduğunu söyleyen insanların gerçek inançlarıyla bağlarını koparmaya çalışmaktadırlar. Burada ifade etmeye yazımızın hacminin müsaade etmeyeceği değişik oyunlardan bahsetmeyi bir kenara bırakıp Aleviliği Bektaşilikle bir tutanlara cevap olacak bazı tarihî vesikalardan bahsetmek istiyorum. Biz daha öncede başka başka ortamlarda hep bunu söyledik: Eğer Alevilik ve Bektaşilik aynı şeyse neden katliam belgelerinde katledilenlere hep Alevi gözüyle bakılmış, Bektaşiler neden hiç katledilmemiştir? Bunun tek bir cevabı vardır ki o da yazımızın başında ifade ettiğimiz “yok etme” çabalarının bir gereği olarak kendinden farklı olanları yok etme veya inançlarını tahrif etme oyunları… Oysa Bektaşilik sistemle uyum içinde olduğu için sürdükleri yoldan ötürü katledilmemişlerdir. Aleviler ise Ehlibeyt’e (as) inandıkları için tarih boyunca hep katledilmişlerdir. 1938 Dersim katliamının gerekçeleri aslında Cumhuriyet öncesine dayanmaktadır ve hazırlanan raporlarda katliamın gerekçeleri açıkça yazılıdır. Belgelerden yapacağım alıntılarla bunu daha iyi kavrayacaksınız. Bu belgeler CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün tarafından kaleme alınmış Dipnot Yayınlarından çıkan “Dersim1938 ve Zorunlu İskân” isimli kitabın 6. baskısından alıntı olacaktır. Bazı alıntılar ise yazarın kendi yorumlarına dayanmaktadır.

Belgeleri sayfa numaraları vererek aynen aktarıyorum:

Kitabın 50. sayfasında şöyle geçmektedir:

“Safevî hareketini 1514’te Çaldıran Seferi ile gerileten Osmanlı yönetimi, savaş öncesi on binlerce Alevi-Kızılbaş’ı katleder. Bundan sonra İran’dan gelecek Şia tehdidine karşı önlemler alınırken içte de Alevi-Kızılbaş topluluklar sistemli şekilde ortadan kaldırılmaya çalışılır. Alevi-Kızılbaşlara dönük yok etme ve baskı politikası, Müslüman olmayanlara dahi reva görülmeyen bir yoğunlukta olur.”

51. sayfada:

“Kızılbaşlar Osmanlı Mühime Defterlerine ve diğer resmî belgelere ‘katli vacip, rafizi ve din dışı’ gibi nitelemelerle girer. Kızılbaşlara dönük politika ise katliam ve sürgünden ibarettir.”

51. sayfada:

“Eylül 1733’te padişahtan Diyarbekir Valisine gönderilen emir ile âdete Kırmanc Şıx Hasanlı Aşireti’nin idam hükmü bildirilir: ‘Dersim ve Şeyh Hasanlı taifesi inanç bakımından İran’daki Şia mezhebindekilere benzedikleri, kendi inancından olmayan yöredeki ahaliye saldırarak ellerinde olan nesi varsa yağma ettikleri, bazı kişileri de öldürdüklerinden, Şeyhülislam bunların idam edilmelerine ilişkin fetva verdiği, bunların haklarından gelinmesi için Diyarbekir ilinde olan yöneticilere emir verilmek…”

52. sayfada:

“Mayıs 1787’de Divan-ı Humayum’a sunulan bir raporda ‘Dersimlilerin inançları şeriata aykırı olup bunlar Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman’ın halifeliğini tanımazlar, ne yapıp edip haklarından gelinmesi lazımdır’ sözleriyle bu durum adeta itiraf edilir. ‘Ebu Bekir ve Ömer’i  halife tanımayan ve onlara küfredenler ber vechiyle halas (hiçbir surette kurtuluş) olmayub bila-am katl olunurlar.’ sözleri de dikkate değerdir.”

57. sayfada:

“Padişah tarafından kurulan bu alaylar, Ermenilere ve İran’ın yanı sıra Dersim halkına karşı da harekete geçirilir. Sünni Kürt beylerine paşalık, binbaşılık gibi rütbeler dağıtılarak kurulan ve silahlandırılan bu askerî birlikler, Dersim bölgesine yönelik…”

59. sayfada:

“Yolların inşası, Nakşibendi tekkeleri kurulması, cahillik ve fakirliğin giderilmesi için medeniyete açma gibi yöntemler öneren Şakir Paşa…”

60. sayfada:

Mardinî Arif Beyin Raporu (1903)

“… Raporun ikinci cümlesinde Dersimin hangi bölgelerin Sünni kökenli olduğu, hangi bölgelerin ise Şii (Alevi-Kızılbaş) olduğu ortaya koyulur.”

61. sayfada:

“… fenalıkların başlıca sebebi olan Şiiler, nikah kıyma, ölü yıkama ve defnetme gibi işleri yapan ve sazla-sözle dinî konularda halkın manevî duygularına hakim olan dede ve seyyitlerle…”

63. sayfada:

“Raporlarda Dersim inancı olan Alevi-Kızılbaşlık ‘cehalet, ilkellik, vahşet’ olarak küçümsenir. İslamî bir devlet olan Osmanlı, Alevilik-Kızılbaşlığa ‘İslamın bir mezhebi’ gibi bile değil, ‘din sapkınlığı, düşmanlık’ olarak bakar.”

82. sayfada Jandarma Umum Komutanlığının raporunda:

“Yavuz Sultan Selim’in gazabı olmasaydı, bugün güzel Türkiyemizde tek bir Sünniye tesadüf etme imkânı belki de olmayacaktı.” ifadeleri zamanın zihniyetinin ne konumda olduğunu açıkça ortaya koymuyor mu?

Yazar 139. sayfada “Dersim halkı bazen Kızılbaşlar, bazen Türkmenler, bazen Kürtler olarak geçmektedir.” Ve 114. sayfada “Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet mantığı, Osmanlının bir devamıdır. Dersim aşiretlerine, Aleviliğe, Kırmanclığa, coğrafyaya, tarihine yaklaşım Osmanlıdan farksızdır.” demektedir. O halde Osmanlı’nın belkemiği Yeniçerilerin Bektaşi olmaları da göz önüne alınırsa nasıl oluyor da Bektaşilik ile Alevilik aynı oluyor? Neden katledilenlere Bektaşi denmiyor? Neden katledilenlere Alevi-Kızılbaş ya da Şii diye hitap ediliyor? Bu belgelerde geçen hitapların hiç mi önemi yok?

Dersim’de yapılan katliamların en önemli gerçek sebebinin onların inançları olduğu aşikârdır. Üç halifeyi sevmemek, onları halife bilmemek inancı yüzünden otoriterinin ulaşmasının zor olduğu bir coğrafyaya giriliyor ve katliam yapılıyor. Oysa otoritenin başkentinde yaşayan, otoritenin askerliğini üstlenen Bektaşilere hiçbir zaman bu sebepten ötürü dokunulmuyor. Bu da Bektaşiliğin Alevilikten çok farklı bir şey olduğunu gösteriyor.

59. sayfada ifade edilen bölgeye Nakşibendi tekkelerinin kurulması önerisi de aslında çok ilginçtir. Aleviliği tahrif etmek, Alevileri asimile etmek için Nakşibendilikle aynı kökten gelen Bektaşilik tarikatının ne derece tehlikeli olduğunu bize göstermektedir.

Genel olarak toparlarsak şöyle söyleyebiliriz:

Alevi olduğunu söyleyen insanlar ve grupların genel ifadeleri incelendiğinde birbirinden çok farklı Aleviliklere ulaşmak mümkündür. Herkes Aleviyim diyor ama farklı farklı inançlara sahipler. Gerçekten de Bektaşisi, Sosyalisti, Türkçüsü, Kürtçüsü ve hatta Ateisti bile bazen Alevi olduğunu iddia ediyor. Peki, gerçek Alevilik hangi yol?

Anadolu’da yaşan Aleviyim diyen tabanın çok ciddi düşünmesi ve bir karar vermesi gerekiyor. Öncelikle Aleviliğin gerçeğini tanımak noktasında ortaya önemli ve geçerli ölçütler koymak gerekiyor. Gerçek Alevilik, saf ve temiz olarak Ehlibeyt’in (as) kendisine uymaktır. Onlardan başka hiç kimseyi veli-imam-pir bilmemektir. Alevilik diye önümüze konanları Ehlibeyt’e (as) götürmemiz gerekiyor. Eğer Ehlibeyt (as) bunu kabul ediyorsa bu Aleviliktir, etmiyorsa başka bir şeydir.

Gelin, Alevilik diye sunulan Bektaşilik tarikatının uygulamalarını, cemi, kırklar cemini, semahı, cemevlerini, cemevlerindeki cenaze yıkama-kaldırma ile nikâh kıyma işlemlerini vb.ni Ehlibeyt’e (as) götürelim. Gelin, namazı, Ramazan orucunu, haccı, zekatı, humusu vb.ni de Ehlibeyt’e (as) götürelim. Bektaşiliğin bize sunduğu tahrif edilmiş inançları ve gerçek Aleviliğin 12 İmamlardan aldığı inançları Ehlibeyt’e (as) götürelim. Bu değerlendirmeyi zamana ve mekâna göre değil, bütünsel olarak yapalım.

Tarihî belgeler, katliam belgeleri, raporları vs. ile Bektaşiliğin tarihî konumu ve bize sunduğu ritüeller Aleviliğin Bektaşilikten farklı olduğunu ortaya koymaktadır. Oysa günümüzde Alevilik adı altında ortaya konan Bektaşilikten ve masallarından artık kurtulma zamanımız çoktan gelmedi mi?

Gelin Aleviliği Bektaş’tan, Balım’dan vs. değil, bizzat Ehlibeyt’in (as) kendisinden öğrenelim. İmamet inancımızı yeniden ihya edip 12 İmamların (as) önüne kimseyi geçirmeyelim. Bizler Ehlibeyt’i (as) tanıyabildiğimiz ölçüde gerçek Alevi (Şii) olabiliriz.

Allah’ın Zamanın Sahibi’nin zuhurunu çabuklaştırması duasıyla…

Özcan CANPOLAT

The following two tabs change content below.

Özcan CANPOLAT

Latest posts by Özcan CANPOLAT (see all)

2 thoughts on “Dersim Katliamları: Alevi mi, Bektaşi mi?

  • mehmet

    Soyumuz sopumuz inancımız kültürümüz ordan veya burdan geliyor ama tek bir gerçek varki devlet bizi ya!hu!di! olarak görüyor!!!!!!!!

    bu kadar basit!

    Yanıtla
  • hatice

    s.a.
    “soyumuz sopumuz ordan burdan geliyor” geliyorda ne demek?siz ne dediğinizin farkında mısnız?biz nerden geldiğimizi gayet iyi biliyoruz..!Ben bir ALEVİYİM,Kur’an ve Ehl-i Beyt’i Resulullah olan 12 İmamlar’ın aleyhimesselam tatbik, amel ve teyid etmediği şeyleri kabul etmiyoruz! kim ve nerden gelirse gelsin. Ehl-i Beyt’in aleyhimesselam helali kiyamete kadar helalimiz ve haramı kiyamete kadar haramımızdır.

    Yanıtla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.