Geri Beslemeler:Yazılar Yorumlar

Ziyaretçi Defteri


 isim *
 Email
 Website
 Mesaj *
* Zorunlu

Antispam önlemleri
Lütfen mesajý göndermeden önce rakam ve numara kombinasyonunu gerekli alana giriniz.
1 + 2=

(201)
>
(201) zekeriya müezzinoğlu
Tarih: 29.07.2016 Saat: 11:49:28
email

Kardeşler! her türlü inanç içinde az veya çok,ve hattâ tamamen hurefelerden ibaret olan uygulamaların önüne geçilemiyor bir türlü.Şunu inkâr etmemek lâzım ki Anandoluya gelen Türkler ister
Alevi,ister sünni olsun ibadet biçimleri bugünkinin aynısı değildi.Zaman içinde farz olmayan ilaveler eklendi.Bu belkide çok kültürlü coğrafyada bulunmanın bir belirtisiydi.Daha sonra devlet hangi inanç biçimini uygun gördüyse onu destekleyip toplumu aynı model yapmaya çalıştı ve halâda uygulama devam ediyor. 1950 li yıllarda ben ilkokulda iken Namaz kılmayı biliyordum ilk orucu 12 yaşında tuttum ve devam ediyor böylece. Bunu söylememin nedeni o günden bu güne o kadar çok hurefeler dinledikki,okadar çoğuna inandıkki sayısı belirsiz. Tabidirki Alevilikte de aynı yanlışlıklar olacaktır.Bu da zaman içinde düzelir düzelmesinede,İlk önce Sünni kardeşler kendilerine bir çeki düzen versinler,insan dışlamayı bıraksınlar. Harama,yalana değil KUR'ANA ve İMANA samimi olarak bağlanarak örnek olsunlar .Ozaman görecekler ki arkada sflar sıklaşmaya başlayacaktır.Öncelikle sünni kesim hurefelerden arınmalıki islam dini grçek rayına otursun.Bunları yazdım ama aslında okuyanlar benden daha iyi biliyor vaziyeti mutlaka. Hepinize selam olsun.

(200) Ali
Tarih: 29.06.2016 Saat: 23:50:25

Ehli sünnet mezheplerinin döründede, namaz kılmayanların hükmü için öldürülmelidir, diye geçiyor, benim merak etigim ise şii mezheplerinde de buna benzer, kuran dısı kurallar var mıdır, kuranı kerimde böyle bir emir yok, sorumu yanıtlarsanız sevinirm, selametle.

(199) Mesut zincir
Tarih: 13.10.2015 Saat: 13:38:34
email

Nurhaklı canlar ben Nurhaklı mesut temmuzda düğünüm oldu Gaziantepli alevi biri ile evlilik yaptım.ben aleviyim ama Sünni geçiniyorum önerisi olan var mı?

(198) Ömer
Tarih: 27.08.2015 Saat: 13:25:00

Kendilerinde namaz ibadeti yok diyenler, allah resulunüe nasıl ibadet etmiş baksınlar, sürekli mazeret üretmesinler,kelime-i şehadet getirmiş bir insan namaz ibadetini yerine getirmekle yükümlüdür kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın, bir firkanın ardına saklanarak kimse sormluluktan kurtulamaz, ali de namaz kıldı veli de,bir deliler kılamaz onların da sorumlulukları yoktur, ister ehli sünnete göre kılın isterse şii kardeşlrimizin kıldıgı gibi, önemli olan takvadır, kim daha dogru kim biraz yanış kılıyor onu da mahşerde görürüz 1400 yıl sonra muhakemesini yapmak bize düşmez.

(197) musa kazım
Tarih: 13.07.2015 Saat: 00:31:13
email

anketinizin sorusu şöyle olmalıydı

Türkiye'de yaşayan şii Müslümanlar, Suriye sınavında genel olarak;

bunu yazan 20 yıl iranı savunan salak bir sunni dir.
Allah şia ile iranı ayıranlardan aylesin
şia kardeş, iran...!


(196) Emir
Tarih: 30.04.2015 Saat: 05:52:42

ALEVÎ العلوي
yıl: 1989, cilt: 2, sayfa: 368-369 İSLAM ANSİKLOPEDİSİ

ALEVÎ

العلوي

Hz. Ali’ye bağlılık noktasında birleşen çeşitli dinî ve siyasî gruplar için kullanılan bir terim.

Sözlükte “Ali’ye mensup” anlamına gelen kelimenin çoğul şekli Aleviyye ve Aleviyyûn’dur. Alevî terimi İslâm kültür tarihinde Hz. Ali soyundan gelenlermânasında, ayrıca siyasî, tasavvufî ve itikadî anlamda kullanılagelmiştir. Hz. Ali soyundan, oğulları Hasan, Hüseyin, Muhammed b. Hanefiyye, Ömer ve Abbas vasıtasıyla gelenlere Alevî denilmiştir (Makrîzî, I, 8). Emevîler’in son dönemlerinden itibaren Hz. Ali’nin soyundan gelenler, özellikle Hasan ve Hüseyin’in neslinden olanlar için şerif, seyyid, emîr gibi lakaplar yanında Alevî nisbesi de kullanılmaya başlamış ve bu husus daha sonraki devirlerde devam etmiştir. Günümüzde de aynı nesle bağlı olanlar bu nisbeyi kullanmaktadır (el-Kāmûsü’l-İslâmî, V, 463-466). Emevî ve Abbâsî devirlerinde iktidara karşı Hz. Ali soyuna mensup çevrelerde beliren hareketlerde Alevî nisbesi kendini göstermiş, fakat bazan da Hz. Ali soyu ile hiçbir bağı bulunmayan çevreler, sadece hareketlerine nüfuz ve yaygınlık kazandırmak amacıyla kendilerini Alevîliğe nisbet etmişlerdir. 255 (869) yılında Basra’da ortaya çıkan Zenc İhtilâli buna bir örnek teşkil eder (bk. Mes‘ûdî, VIII, 58).

İslâm siyasî tarihinde ise bu terim ilk defa hilâfetle ilgili anlaşmazlıklar sırasında kullanılmaya başlamıştır. Hz. Peygamber’in vefatını müteakip ortaya çıkan ve üçüncü halifenin öldürülmesinden sonra da şiddetlenen hilâfet münakaşalarında Ali tarafını tutanlara el-Aleviyye veya şîatü Alî (Ali’ye bağlı olanlar, Ali taraftarları), bunların karşısındaki gruplara da el-Ömeriyye, el-Osmâniyye (Ömer ve Osman’a, dolayısıyla Ebû Bekir’e bağlı olanlar) denilmiştir (bk. Abdüsselâm M. Hârûn, el-Osmâniyye [Câhiz], Takdim, s. 5; Câhiz, s. 19, 187; Kādî Abdülcebbâr, II, 377, 380). Bu anlamıyla Alevî terimi Hz. Ali taraftarlarından oluşan siyasî topluluğu ifade eder. Bununla birlikte, Abbâsîler’in iktidarı boyunca merkezî idarenin zayıflaması sonucu İslâm dünyasının muhtelif yerlerinde ortaya çıkan ve mahallî idareyi ellerine geçiren veya müstakil devletler kurabilen sülâleler de kendilerinin Hz. Ali soyuna mensup olduklarını göstermek üzere Alevî nisbesini kullanmışlardır. Fas’ta İdrîsîler ve bizzat Alevî nisbesini taşıyan sülâle, Mısır’da Fâtımîler, Yemen’de Süleymânîler ve Ressîler, Kuzey İran’da Zeydîler, Âmül’de Hasenîler ve İspanya’da Hammâdîler Alevî devletler olarak görülürse de (bk. Bosworth, s. 25, 59, 63) bunların çoğunun gerçekte Hz. Ali’nin soyu ile bağları bulunmadığı bugün bilinmektedir.

Alevî terimi tasavvufta bazı tarikatların ortak adı olarak da kullanılmıştır. Tasavvufun XI. yüzyıldan itibaren tarikatlar şeklinde teşkilâtlanmasından sonra bunlardan bazıları silsilelerini çeşitli maksatlarla Hz. Ali’ye dayandırdıkları için “Alevî tarikatlar” diye tanınmışlardır. Kādiriyye ve Rifâiyye bunlardandır. Bazıları da -Nakşibendiyye gibi- silsilesini Hz. Ebû Bekir’e dayandırdıklarından “Bekrî” diye anılmışlardır (Trimingham, s. 262-263).

Bununla birlikte alevî teriminin asıl anlamını kazandığı ve yaygın olarak kullanıldığı saha, Hz. Ali hakkında beslenen inançlara dairdir. Genellikle Şiîler ve Şîa içinde yer aldıkları kabul edilen bazı mezhepler Alevî nisbesini alırlar. Nitekim Zeydiyye, İŝnâǾaşeriyye gibi mutedil Şiîler’in yanında Beyâniyye, İsmâiliyye ve Bâtıniyye mensupları Alevî diye bilinirler. Fakat çağımızda asıl Alevîler olarak tanınan iki itikadî mezhep vardır. Bunlardan biri, bugün genellikle Lübnan, Suriye, Hatay yörelerinde varlığını sürdüren Nusayrîlik, diğeri ise XIII. yüzyılda Anadolu’daki etnik ve sosyal - dinî kaynaşmaların bir sonucu olarak ortaya çıkan ve XVI. yüzyılda Safevîler’in propagandası ile gelişen Kızılbaşlık’tır. Bu mezhebe bağlı olanlar Osmanlı arşiv belgeleri ve vekayi‘nâmelerinde kızılbaş* veya Râfizîler* diye geçmesine rağmen bunlar kendilerine Alevî nisbesini vermişlerdir (bk. Öztelli, s. 188-189).

BİBLİYOGRAFYA:

Câhiz, el-Osmâniyye (nşr. Abdüsselâm M. Hârûn), Kahire 1374/1955, s. 19, 187; Abdüsselâm M. Hârûn, el-Osmâniyye [Câhiz], Takdim, s. 5; Nevbahtî, Fıraku’ş-Şîa (nşr. H. Ritter), İstanbul 1931, s. 15-16; Taberî, Târîħ (Ebü’l-Fazl), IV, 283, 326, 340-341, 493-495; Mes‘ûdî, Mürûcü’z-zeheb (Abdülhamîd), VIII, 58; Malatî, et-Tenbîh ve’r-red, s. 18, 156; Kādî Abdülcebbâr, Tesbîtü delâili’n-nübüvve (nşr. Abdülkerîm Osman), Beyrut, ts., II, 377, 380, 535, 553; Bağdâdî, el-Fark, (Abdülhamîd), s. 250; Şehristânî, el-Milel (Kîlânî), I, 174; İbnü’l-Murtazâ, Tabakātü’l-Mutezile, s. 126; Makrîzî, İttiâzü’l-hunefâ, Kahire 1967, I, 8; J. S. Trimingham, The Sufi Orders in Islam, Oxford 1971, s. 262-263; C. Öztelli, Pir Sultan Abdal, İstanbul 1971, s. 188-189; Bosworth, İslâm Devletleri Tarihi, s. 25, 59, 63, 91; Altan Gökalp, Tetes Rouges et Bouches Noires, Paris 1980; W. Montgomery Watt, İslam Düşüncesinin Teşekkül Devri (trc. E. Ruhi Fığlalı), Ankara 1981, s. 92; E. Ruhi Fığlalı, Çağımızda Îtikâdî İslâm Mezhepleri, Ankara 1983, s. 200 vd.; el-Kamûsü’l-İslâmî, V, 463-466; Abdülbâkî Gölpınarlı, “Kızıl-baş”, İA, VI, 789-795; W. Kadi, “Alawī”, EIr., I, 804-806.

Ahmet Yaşar Ocak

(195) ali emre
Tarih: 15.03.2015 Saat: 13:15:30
email

ben bu kadar alevi ve ehlibeyt dusmani bir site daha gormedim...bilerek acmislar sanirim...Alevi dedesi olarak bu sayfanin takip edilmesinden rahatsizim..bilginize

(194) Memmedaga
Tarih: 10.03.2015 Saat: 21:44:43
email

ALLAHU TEALA BUTNUN EHLI BEYT SEVERLERIN KOMEYI OLSUN!

(193) ErzincanEhlibeyt
Tarih: 5.03.2015 Saat: 14:13:15
email

Selam aleykum ve rahmetullah

Bismillahirrahmanirrahim

Allah yardımcınız olsun
Hak,batıl kavgasında malıyla canıyla mücadele eden mücahit'tir
Bu yolda can veren'de şehit'tir
imam hüseyin, salamullah aleyhi, nasıl batıla karşı susmadıysa,
kendi ailesini dahil bu yolda feda ettiyse, bizim'de yolumuz belli'dir.
Seyyid Hasan Nasrallah 1999 yılında KENDI OĞLUNU cephede "israil" siyonist ordusuna
Karşı savastırdı ve oğlu 'Hadi' şehit olmuştur...bu devirde bana bir lider gösterin ki
kendi oğlunu savaşa gönderecek, şehit olacak ve "oğlumun şehit olması allahın emriydi" diyecek.
Dünya siyasetcileri kendi evlatlarını bırakın savaşa, askere bile göndermiyorlar.

Allahumma salli ala muhammed wa ali muhammed

(192) mesut zincir
Tarih: 27.12.2014 Saat: 14:55:15
email

Nurhaklı mesut zincir.Aleviyim alevileri sevmem.Çünkü aleviler kadar *****siz bir ırk görmedim

>
© 2010 Alevisesi.com · Tüm Hakları Saklıdır.