|Ana Sayfa|   |Aşura Sahneleri|  

Cafer-i Tayyar'ın Çocukları

-Ey Kûfeliler! Eğer içinizde beni tanıyanınız yoksa bilsin ki ben, Cafer oğlu Abdullah oğlu Avn’im. Dedem Cafer’i tanımıyorsanız, onu da tanıtayım: Ona Cafer-i Tayyar derler. Şimdi cennet nimetleriyle nimetlendirilmekte, Hak Teala’nın bağışladığı iki kanatla cennette uçmaktadır. Allah’ın has nimeti, daima has kullarına aittir. O halde bu iftihar ve şeref onundur, ona yeter!

Avn, bu kısa konuşmasından sonra düşman ordusunu teke tek savaşa davet ettiğinde içlerinden hiç kimse onunla başa baş mücadele etme cesaretini gösteremedi. Azınlık halindeki Hüseynîlerin şecaati, Kûfelilerde cesaret denen bir şey bırakmamıştı adeta. Onlar sadece alışageldikleri kahpeliklerle düşmanı alt etmeye çalışıyor ve yine karşılaştıkları zor durumlarda daima hileye başvuruyorlardı. Her zaman yaptıkları gibi teke tek mücadeleye girişmeyecekler, meydana çıkan her Hüseynîye yaptıkları gibi; ya gruplar halinde, ya da hep birlikte saldırıya geçeceklerdi.

Kısacası, Avn durumu böyle görünce tek başına düşman saflarına saldırıya geçti. Kûfe ordusunun sağ kanadı Avn ile çetin bir savaşa girişmişti. Avn’in şimşek hızıyla inen kılıç darbeleri nicelerini helak ederken o da birkaç kılıç darbesi almıştı. Oysa Avn, yaralarına aldırış bile etmeden kılıcıyla var gücüyle dövüşüyor, aslanlar gibi çarpışıyordu. Kılıç kullanmadaki mahareti Cafer-i Tayyar’ı andırıyordu. Ondaki bu benzerliği gören Kûfeliler arasında kaçanlar, gizlenenler de vardı. Ömer b. Sâd durumu böyle görünce yine müdahale ederek ortalığı sakinleştirmeye çalıştı:

-Geberesiceler, bir kişiden mi korkuyorsunuz? Çabuk öldürün onu!

O sırada Avn’in bir anlık gafletinden yararlanarak sinsice arkadan yaklaşan bir melun, onu ağır bir kılıç darbesi indirdi. Avn, beklemediği bir anda aldığı bu yarayla dengesini kaybederken düşman askerleri bu durumdan yararlanarak hep birlikte üzerine doğru akın etmeye başladılar. Ardı arkası kesilmeyen kılıç ve mızrak yaralarıyla yorgun savaşçıyı bir anda yere yıktılar.

Kardeşinin yerde olduğunu gören Muhammed b. Abdullah, hemen meydana atılarak düşman askerlerini Avn’in etrafından geri püskürtmeyi başardı. Daha sonra meydanda ilerleyerek şiirler okumaya başladı:

Ailemi katleden

Allah’ın dinini, Kuran’ın hükümlerini değiştiren

İmansızlıklarını ve kâfir olduklarını alenen söyleyen

Siz düşmanlarımızı şikâyet edeceğim

Zulmünüzü Allah’a söyleyeceğim!

Artık siz dönecek gibi değilsiniz

Yolunuzututmuş

Ateşe doğru ilerlemektesiniz!

Muhammed henüz sözlerini bitirmeden düşman ordusu harekete geçmişti. Dört yandan genç savaşçıyı aralarına alan Kûfeliler, onu da diğerleri gibi öldüreceklerinden gayet emindiler. Oysa Muhammed, etrafında halka oluşturan düşmanın çokluğundan asla korkmuyordu. Hızla düşman saflarına doğru saldırıya geçti. Yüzlerce kişilik düşman askeriyle Muhammed arasında kıyasıya bir mücadele vardı.

Ne var ki, susuzluk, yorgunluk ve aşırı sıcak genç savaşçıyı çok çabuk yıpratmıştı. Her adım atışında, her kılıç savuruşunda susuzluğu daha da ilerliyor, dayanılmaz bir hale geliyordu. Her şeye rağmen ölene dek savaşmak, onun için su içmekten daha âlaydı.

Kerbela sahrası on binlerce kişilik düşman ordusunun kargaşalığıyla toza-dumana boğulmuştu. Hele savaş meydanı ise, daha fenaydı. Ne düşman ordusu, ne de Hüseyinî çadırlar Muhammed için görünmüyordu artık. Düşman saflarından harekete geçen okçular fırsattan yararlanıp Muhammed’in bulunduğu yeri ok yağmuruna tuttular. Bitkin savaşçı, bir anda üzerine boşalan okların ağırlığına dayanamayarak yere yuvarlandı. Hak yol olan Ehl-i Beyt yolu üzere ölürken aynı zamanda kardeşine kavuşmanın sevincini de yaşıyordu. Cansız bedeni Allah’a şikâyet için yetecekti artık...

Kızıl Feryat  / Metin ATAM