|
|
|Ana Sayfa| | |Kerbela'nın Tahlili| |
|
Kerbela Olayı Sonrası Durumlar
İbn-i A'sem şöyle diyor: İmam Hüseyin (a.s)'ın şehadetinden sonra Iraklılar (Basra ve Kufe) Ubeydullah b. Ziyad'ın emrine teslim oldular. Yezid de ona bir milyon dirhem ödül verdi. Yezidin verdiği bu ödülle Ubeydullah Basra'da Hamra ve Beyza saraylarını (kızıl ve beyaz saray) yaptırıp onlar için çok miktarda harcadı. Ubeydullah kışları Hemrâ sarayında, yazları ise Beyzâ sarayında geçiriyordu. Böylece Ubeydullah'ın namı her tarafa yayıldı ve dört bir yanda meşhur oldu. Mal bağışlayarak meşhur kişileri hizmetine geçirdi ve şariler onun mehdinde şiirler okudular.[1]
Mesudî ise şöyle der: Bir gün Yezid, Hüseyin b. Ali'yi öldürdükten sonra şarap meclisi kurmuş, İbn-i Ziyad sağ tarafında oturduğu halde sakiye şöyle dedi:
Beynime işleyecek bir kadeh şarap ver bana
Sonra onun gibi birini de doldur İbn-i Ziyad'a
O benim sırdaşımdır; eminimdir yanımda
Yardım eder bana her zaman savaş anında.
Sonra şarkıcılara tef çalarak bu şiirleri okumalarını emretti.[2]
Yazar şöyle diyor: Bizce Yezid'in bu şiirindeki "İbn-i Ziyad"dan maksat Ubeydullah b. Ziyad'dır. Oysa İbn-i A'sem, buradaki İbn-i Ziyad'ı, Müslim b. Ziyad olarak tanıtarak şöyle demiştir: Yezid ona, "Ebusüfyan oğullarının siz Ziyadoğulları'na sevgi göstermeleri gerekir" dedi ve sonra hizmetçilerine, "Yemeği getirin" dedi. Bunun üzerine sofra açıldı ve birlikte yemek yediler. Yemekten sonra Yezid şarap getirmelerini emretti. Şarap getirdiler. Kadeh oradakiler arasında dönmeye başlayınca Yezid sakiye şöyle dedi:
Kemiklerime işleyecek bir kadeh şarap ver bana
Sonra onun gibi birini de doldur İbn-i Ziyad'a
Adil ve emin bir kişidir o benim yanımda
Yardım eder bana her zaman savaş anında.[3]
Yezid'in bu sözü, Ubeydullah b. Ziyad'a münasiptir, Ubeydullah'ın kardeşi Müslim'e değil. Ancak Yezid'in bu şiiri iki mecliste her iki kardeş için okumuş olması da uzak bir ihtimal değildir.
Sıbt İbn-i Cevzî'nin Tezkire kitabında söyledikleri de bunu teyit etmektedir: Yezid, İbn-i Ziyad'ı çağırttı. İbn-i Ziyad gelince ona çok miktarda mal ve büyük hediyeler verdi. Onu kendine yakınlaştırıp makam ve mevkisini artırdı. Sonra onu kendisiyle birlikte kadınların arasına götürerek sırlarına mahrem ve ortak etti. Sonra bir gece onula şarap içerken şarkıcı kadınlara şarkı söylemelerini emretti ve sonra kendisi bu şiiri okudu: Kemiklerime işleyecek bir kadeh şarap …[4]
Bunlar Yezid'in, ordusunun komutanına verdiği bağış ve ihsanlarıydı. Fakat askerlerine verdiği şey hakkında Belazurî şöyle diyor: Yezid, Ubeydullah b. Ziyad'a şöyle yazdı: Ama sonra; emre itaate hazır Kufe halkına yüz yüz bağışta bulun…[5]
İmam Hüseyin (a.s)'ın katilleri bu şekilde rahat, refah ve güzel bir hayat geçirdiler; fakat amellerinin sonuçları ortaya çıkınca yaptıklarından dolayı pişmanlık duydular!
İbn-i Kesir ve diğerleri şöyle rivayet ederler (biz İbn-i Kesir'den naklediyoruz): Ubeydullah b. Ziyad, İmam Hüseyin (a.s)'la yarenlerini öldürüp başlarını Yezid'e gönderince Yezid önce sevindi ve bu nedenle İbn-i Ziyad'ı kendisine yaklaştırıp ona oldukça fazla ikramda bulundu. Fakat çok geçmeden pişman olarak, "Ziyad'ın oğlu Hüseyin'i öldürerek beni Müslümanların öfkesine ve nefretine maruz etti ve Müslümanların kalbinde bana düşmanlık tohumu ekti; böylece iyi - kötü herkes bana öfkelendi" dedi.[6]
Ve yine tarih kitaplarında geçtiğine göre, Ubeydullah b. Ziyad, Ömer b. Sa'd ve Resulullah (s.a.a)'in Ehl-i Beyt'inin diğer katilleri de pişmanlık duydular; fakat biz konunun uzamaması için şu kadarıyla yetiniyoruz ki, onların pişmanlık duymalarının nedeni, birincisi Müslümanların öfke ve nefretinin sonuçlarını görmeleri ve ikincisi ise, bir sonraki bölümde değineceğimiz gibi Müslümanların onlara karşı peş peşe kıyam ve ayaklanmasıdır.
Biz buraya kadar söylediklerimizden amacımız, İmam Hüseyin (a.s)'ın şehadetiyle ilgili tüm rivayetleri inceleyip bu alanda vuku bulan olayları araştırmak veya o elim olayın zaman ya da mekanı hakkında ayrıntıları bir şekilde bahsetmek değildir. Benim bu söylediklerimden tek hedefim, İmam Hüseyin (a.s)'ın şehadetinin İslam dininde, İmamet ve Hilafet mektepleri üzerindeki etkilerinin anlaşılmasıdır. Bu amaçla buraya kadar söylediklerim yeterlidir.
İmam Hüseyin (a.s)'ın şehadetinin Hilafet mektebi üzerindeki etkilerinden biri, Müslümanların peş peşe Ümeyyeoğulları'nın yönetimine karşı kıyamlarıdır ki, bunların başında Mekke ve Medine halkının kıyamı yer almaktadır.
Mes'udî şöyle söylüyor: Yezid ve adamlarının zulüm ve sitemleri artıp, Resulullah (s.a.a)'ın kızının oğlunu ve yarenlerini öldürüp şarap içmek gibi fıskı herkes tarafından bilinince ve yine firavunumsu davranışı hatta firavunun eli altındakilere karşı davranışı ondan daha adaletli ve daha insaflıydı, ortaya çıkınca,[7] Abdullah b. Zubeyr ona biat etmekten sakınarak onu sürekli sarhoş anlamında "Sekkir" ve "Hammir" diye adlandırdı. Sora Medine halkına mektup yazarak Yezid'i kötüleyip, onun fısk-u fücurunu sayıp onları Yezid'e karşı savaşmak için kendisine yardıma çağırdı.[8]
Taberî ve diğerleri de şöyle diyor: İmam Hüseyin (a.s) öldürülünce Abdullah b. Zübeyr Mekke'de ayağa kalkarak o hazretin öldürülüşünü çok büyük bir iş sayıp genel olarak Irak ve bilhassa Kufe halkını kınadı. Abdullah b. Zubeyr konuşmasında Allah'a hamd ve sena, Hz. Muhammed (s.a.a)'e salat ve selamdan sonra şöyle dedi:
"Irak halkı, az bir kısmı dışında tümü hile ve düzen ehlidir ve onların da en kötüsü Kufe halkıdır. Onlar Hüseyn'i hükümeti ele geçirmesi için kendisine yardım etmek amacıyla davet ettiler; fakat Hüseyin onlara gidince ona karşı ayaklandılar ve ona, "Ya senin hakkında gerekli kararı alsın diye kendi güvencemizle Sumeyye oğlu İbn-i Ziyad'a götürmemiz için bize teslim ol, ya da seninle savaşacağız" dediler!
Hüseyin kendisiyle yarenlerini onların karşısında çok az gördü; her ne kadar Allah Teala hiç kimseye gayıptan haber vermemişse de, ancak o şerefle ölümü zilletle yaşamaya tercih etti.
Allah Hüseyin'e rahmet ve onun katilini ise zelil ve perişan eylesin. Öz canıma andolsun ki, ona karşı ihanet ve ayaklanmalarında onları cinayetlerinden alıkoyacak nasihat ve öğüt konuları vardı. Fakat Allah'tan inen bir şeyi engelleyecek ve O'nun iradesini menedecek bir şey yoktur.
Acaba Hüseyin'in şehadetinden sonra biz de bu insanlara ümit bağlayıp, sözlerine inanarak ahitlerini kabul mü edelim?! Hayır; Biz ne onların ahitlerini kabul eder ve ne de onları kendileriyle ahitleşmeye layık görürüz.
Vallahi onlar Hüseyin (a.s)'ın öldürdüler. Öyle bir kişiydi ki o geceleri uyanık kalarak Allah'a çok ibadet eder, çoğu günler oruç tutardı; seçtiği yol hak ve düşmanları ise batıldı. Vallahi o Kur'an-ı Kerim'i ginaya ve Allah korkusundan ağlamayı şarkıya dönüştürmedi, orucu şarapla açmadı, Allah'ın anmak için düzenlenen meclisleri de av seferlerine dönüştürmedi…"
Abdullah b. Zubeyr kinaye olarak Yezid'e işaret ediyordu.
Abdullah b. Zubeyr'in yarenleri onun bu sözlerini duyduktan sonra ona, "Ey Zubeyr'in oğlu! Açıkça kendin için biat al. Hüseyin'in ölümünden sonra artık rakibin kalmadı!" dediler. Fakat o, "Acele etmeyin" şeklinde karşılık verdi.
Abdullah b. Zubeyr gizlice halktan biat aldığı hale görünüşte kendini Harem'e sığınmış gibi gösteriyordu.
Abdullah b. Zübeyr ve yarenlerinin girişimi, o dönemde Mekke valisi olan Amr b. Said b. As'a çok ağır geliyordu. Fakat buna rağmen onlarla iyi geçinip pek fazla sert tepki göstermiyordu.
Fakat Yezid, Abdullah b. Zübeyr'in Mekke'deki faaliyetlerini öğrenince onu zincire vurmaya yemin etti. Bunun üzerine bir elçiyle Mekke'ye gümüş bir zincir gönderdi. Yezid'in elçisi gümüş zincirle Medine'ye ulaşınca durumu Mervan'a anlattı. Bunun üzerine Mervan şu beyitleri okudur:
Tut onu; onu tutmak zor değil
Ondan kendini zayıf gösterene bir söz var
Yezid'in elçisi -Medine'den Mekke'ye hareket ederek- Abdullah b. Zubeyr'in yanına gidip maksadını ona bildirdi; ayrıca Mervan'ın sözünü ve şiirini de ona ulaştırdı. Abdullah b. Zübeyr bunun üzerine şöyle dedi: "Hayrı vallahi; ben onun sandığı kadar zayıf ve zavallı değilim." Sonra da Yezid'in elçisini yumuşak bir dille geri çevirdi.
Abdullah b. Zübeyr'in Mekke'deki konumu dillere destan oldu, işleri ilerledi ve Medine halkıyla da yazışmaya başladı; öyle ki halk, "Hüseyin (a.s) öldürüldükten sonra artık Abdullah b. Zubeyr'in bir rakibi kalmadı" diyorlardı.[9]
Yezid'in elçilerinin Abdullah b. Zubeyr'in yanına gelişlerini bildiren rivayeti İbn-i A'sem, Dinverî ve diğerleri nakletmişlerdir. İbn-i A'sem bu konuda şöyle yazıyor:[10] Yezid b. Muaviye, halkın Abdullah b. Zubeyr'e biat ettiklerini ve onun etrafından toplandıklarını öğrenince kendi taraftarlarının ileri gelenlerinden aralarında Nu'man b. Beşir-i Ensarî ve Abdullah b. İzaet-i Eş'arî… bulunan on kişiyi çağırarak onlara şöyle dedi:
"Abdullah b. Zubeyr Hicaz'da baş kaldırmış, benim itaatimden çıkmış, halkı bana ve babama küfretmeye teşvik etmiştir; bu konuda bir grup da ona yardım etmişlerdir. Siz Hicaz'a giderek onun ve babasının makam ve mevkisini yüceltin ve ondan bize itaat etmesini ve halkı dağıtmamasını isteyin. Eğer kabul ederse ondan biat alın ve aksi durumda onu Hüseyin b. Ali'nin başına gelenlerden korkutun; çünkü benim yanımda ne Zubeyr'in kendisi Ali b. Ebutalib'ten üstündür ve ne de Zubeyr'in oğlu, Hüseyin b. Ali'den. Ayrıca, onun yanında aceleci davranmamaya dikkat edin; ben merakla sizden bir haber bekliyorum."
Yezid'in elçileri Mekke'ye gidip Abdullah b. Zubeyr'in yanına varıp Yezid'in mektubunu ona verdiler. Abdullah, "Yezid benden ne istiyor? Ben bu Beyt'in yanında, Yezid ve diğerlerinin şerrinden bu mekana sığınan bir kişiyim. Eğer beni burada kendi halime bırakmıyorsa, başka bir yere gidip ölümüm gelip çatıncaya kadar orada kalırım!" dedi. Sonra onları uygun bir yerde ağırlamalarını emretti.
Ertesi gün Zubeyr sabahleyin namaz için dışarı çıktı. Namazdan sonra Hicr-i İsmail'de oturdu ve etrafını arkadaşları sardı. Sonra Yezid'in elçileri yanına gelerek Yezid'e itaatini ve ona uymasını sağlamak için onunla konuşmaya başladılar. Bu konuşmada Nu'man b. Beşir ona şöyle dedi: "Yezid'e, senin minbere çıkarak onu ve babasını çok çirkin bir şekilde andığını haber verdiler; oysa sen onun imam olduğunu ve halkın ona biat ettiğini biliyorsun. Biz senin ona itaatten çıkmanı ve cemaati dağıtmanı istemiyoruz. Ayrıca gıybet ve dedikoduda yapmak doğru bir şey değildir."
Abdullah b. Zubeyr onun sözünü keserek şöyle dedi: "Ey Beşri'in oğlu! Fasık bi kişinin hakkında konuşmak gıybet ve dedikodu değildir ve ben onun hakkında halkın bilmediği bir şeyi söylemiş değilim! Eğer Yezid salih ve seçkin önderler gibi olsaydı ona itaat eder ve sözünden çıkmaz ve onu güzel bir şekilde anardık. Ayrıca, bu evde -Ka'be'de- haremin güvercinlerinden biri gibiyim. Allah'ın hareminin güvercinini incitmeniz yakışır mı?!"
Bunun üzerine Abdullah b. İzaet-i Eş'arî öfkelenerek şöyle dedi: "Evet vallahi, ey Zubeyr'in oğlu! Harem'in güvercinini incitip öldürürüz! Harem'in güvercininin saygınlığı nedir ki?" Ey Zubeyr'in oğlu! Sen minbere çıkarak müminlerin emiri hakkında en kötü şekilde konuştuktan sonra kendini güvercine mi benzetiyorsun?!" Sonra yanındakilerden birine, "Ok ve yay ver bana" dedi. Sonra bir ok alarak yaya yerleştirdi ve haremdeki güvercinlerdin birini nişan alarak ona hitaben, "Ey güvercin! Acaba müminlerin emiri şarap içiyor mu ve günah işliyor mu? Evet mi diyorsun?! Vallahi eğer evet dersen bu okla vururum seni! Ey güvercin! Acaba müminlerin emiri maymun ve köpek oynatıp dinde fesat mı çıkarıyor?! Evet mi söylüyorsun! Vallahi eğer evet söylersen bu okla vururum seni! Ey güvercin! Sen cinayet işliyor veya Yezid'in emrine ve ona biat etmekten sakınarak halkla uyum içerisinde olmaktan sakınarak Ka'be'de isyan mı yaratıyorsun?! Evet mi söylüyorsun?" Sonra Abdullah b. Zubeyr'e dönerek, "Neden güvercin bir şey söylemediği halde sen tüm söylediklerimi minberde söylüyorsun?! Ey Zubeyr'in oğlu! Vallahi ben sanın canına bir zarar gelmesinden endişeleniyorum. Gerçekten Allah'a yemin ediyorum ki sen istesen de istemesen de Yezid'e biat edeceksin veya bu Mekke'de beni elimde Eş'arilerin bayrağı olduğu halde sana doğru geldiğimi göreceksin.[11]
İbn-i A'sem, Abdullah b. Zubeyr'le Amr b. Said arasında geçenleri kaydederek bunların tümünde Abdullah b. Zubeyr'in galip olduğunu rivayet etmiştir.
Taberî de Yezid'in, Amr b. Said'i Mekke valiliğinden alıp yerine Velid b. Utbe'yi atadığını ve onun hicretin 61. yılında[12] Yezid tarafından Hac kafilesi başkanı olduğunu kaydetmiş ve sonra şöyle demiştir:[13] Velid, Abdullah b. Zubeyr'i tutuklamaya çalışıyorduysa da fakat Abdullah b. Zubeyr çok dikkatli davrandığı için ona ulaşamıyordu. Sora Velid Arafat'tan Mina'ya hareket etti. Abdullah b. Zubeyr de kendi arkadaşlarıyla hareket etti. Daha sonra Abdullah b. Zubeyr, Velid hakkında hileye baş vurarak Yezi'e şöyle bir mektup yazdı: "Sen, hiçbir şekilde doğru yolla arası olmayan, senin nasihat ve öğütlerini dinlemeyen cahil ve katı bir kişiyi bize göndermişsin! Eğer onu yerine yumuşak bir kişiyi görevlendirecek olursan karışık işlerin kolaylaşması, dağınıklığın birlik ve topluluğa dönüşmesi umulur!"
Abdullah b. Zubeyr'in hilesi Yezid'in üzerinde etkili oldu ve böylece Yezid Velid'i Mekke valiliğinden alarak onun yerine Osman b. Muahmmed b. Ebusüfyan'ı atadı.
Diyorlar ki, tecrübesiz, geçmişten bir ders almamış, kendini beğenmiş ve yaşı küçük bir genç olan Osman, aralarında ensardan Gasilu'l-Melaike Abdullah b. Hanzala, Abdullah b. Ebu Amr-i Mahdumî, Munzir b. Zubeyr ve Medine'nin eşraf ve ileri gelenlerinden çok sayıda kişiler bulunan bir grubu Yezid'e göndermek için seçti.
Bu temsilciler Yezid'in yanına gittiler. Yezid onlara ikramda ve ihsanda bulunup onlara değerli hediyeler verdi. Üstün, faziletli, abid ve saygın bir kişi olan Hanzala oğlu Abdullah'a yüz bin dirhem ve beraberinde olan oğullarından her birine elbise ve binek dışında on bin dirhem verdi!
Temsilciler geri dönüşte Medine'ye uğrayıp Yezid'in çirkin hareketlerini ve kusurlarını anlatarak şöyle dediler: "Dinsiz, şarap içen, darbuka çalan, şarkıcılarla düşüp kalkan, köpek oynatan, geceyi genç erkeklerle geçiren fasit bir kişinin yanından geldik. Bilin ki biz onu hilafete layık bilmiyor ve onu hilafet makamından alıyoruz."
Gasilu'l-Melaike Abdullah b. Hanzala da kalkarak şöyle dedi: "Ben öyle bir kişinin yanından geliyorum ki eğer bu oğullarımdan başka yar ve yardımcım olmasaydı yine de ona karşı kıyam ederdim."
Ona, "Bize onun seni iyi ağırladığını ve sana değerli hediyeler verdiğini söylediler" dediklerinde, Abdullah b. Hanzala, "Evet; böyle yaptı ve ben de onları ona karşı güç kazanıp ona karşı savaşmak için silah ve ordu hazırlamak için kabul ettim" dedi.
Böylece halk da Yezid'i hilafetten azledip Abdullah b. Hanzala'ya biat ederek onu kendilerine önder seçtiler.
Fakat bu görüşmeden Yezid'den yüz bin dirhem hediye almış olan Munzir b. Zubeyr Medine'ye ulaşınca, "Her ne kadar Yezid bana yüz bin dirhem hediye verdiyse de, ancak bu Yezid'in haberlerini olduğu gibi size vermemi engellemez. Vallahi Yezid şarap içiyor, sarhoş olarak namaz kılmıyor" dedi ve beraberinde olan arkadaşları gibi ve hatta onlardan daha şiddetli bir şekilde Yezid'in aleyhinde konuştu.[14]
Zehebî, Tarih-i İslam'da şöyle yazıyor: Medine halkı Abdullah b. Hanzala'nın etrafında toplanıp ölünceye kadar kendisine itaat edeceklerine dair ona biat ettiler. Abdullah b. Hanzala onlara şöyle dedi:
"Ey insanlar! Allah'tan korkun. Biz gökyüzünden başımıza taş yağmasından korktuğumuz için Yezid'e karşı kıyam ettik. Bu adam kendi babasından çocuğu olan cariyeleri nikahlıyor, kendi kızları ve kız kardeşleriyle yatıyor. Şarap içiyor ve namaz kılmıyor.[15]
Yakubî de şöyle yazıyor: Muaviye'nin adamı İbn-i Minâ, Yezid tarafından Medine valiliğine atanan Osman b. Muhammed'in yanına giderek ona her yıl şırası çıkarılan hurma ve buğdayı Şam'a götürmek istediğinde Medine halkının kendisine engel olduğunu söyledi. Osman onlardan bir grubunun peşine adam gönderip çağırttı. Onlar gelince onlara karşı kaba konuştu! Onlar da Osman'a ve Medine'de olan Ümeyyeoğulları'na karşı ayaklandılar ve sonunda onları Medine'den çıkararak onları taş yağmuruna tuttular.[16]
Ağanî'de şöyle geçer: Abdullah b. Zubeyr, Yezid'i hilafetten azletmeye kalkıştı; insanlardan bir çokları da onu desteklediler. Abdullah b. Mutî', Abdullah b. Hanzala ve Medine halkından bir grubu Mekke'ye girerek Harem'de Abdullah b. Zubeyr'le görüşerek orada minbere çıkarak Yezid'i hilafet makamından azlettiklerini açıkladılar.
Abdullah b. Ebu Amr b. Hafs b. Muğayra-i Mahzumî, Yezid'i hilafet makamından azlettiklerini şöyle açıkladı: "Sarığımı başımdan çıkardığım gibi Yezid'i hilafetten azlediyorum." Bu sözü söyledikten sonra başından sarığını çıkardı ve sonra şöyle devam etti: "Yezid şahsen bana ikramda bulunup hediyeler vermesine rağmen bunu söylüyorum. Evet; bu adam Allah'ın düşmanıdır; sürekli şarap için sarhoş birisidir."
Başka biri, "Ben ayakkabılarımı ayağımdan çıkardığım gibi Yezid'i hilafet makamından azlediyorum" dedi. Ayrı biri, "Ben üzerimden elbisemi çıkardığım gibi onu hilafetten azlediyorum" şeklinde devam etti. Diğeri… bu şekilde Mescid-i Haramda çeşitli ve rengarenk sarıklar, elbiseler, ayakkabılar ve mestliklerle doldu. Böylece insanlar Yezid'den beri olduklarını ilan edip onu hilafetten azletmede ortak oldular.
Fakat Abdullah b. Ömer ve Muhammed b. Ali b. Ebutalib onlara katılmaktan sakındılar. Sonuçta Muhammed-i Hanefiyye ile Abdullah b. Zubeyr arasında tartışma çıktı; hatta onu buna mecbur etmek istediler. Bunun üzerine Muhammed-i Hanefiyye Medine'den çıkarak Mekke'ye yöneldi. Bu onunla Abdullah b. Zubeyr arasında çıkan ilk tartışmaydı. Daha sonra Medine halkı Ümeyyeoğulları'nın şehirden çıkarmaya karar verdiler ve onlardan Medine'den çıktıktan sonra Medine halkına karşı hiçbir orduya yardım etmemek, hatta eğer mümkünse onları geri çevirmek ve eğer bunu da yapamazlarsa onlarla birleşip Medine'ye dönmemek üzere söz aldılar.
Ravi şöyle diyor: Mervan, Abdullah b. Ömer'in yanına giderek, "Ey Ebu Abdurrahman! Gördüğün gibi halk bize karşı ayaklanmıştır. Eğer mümkünse ailemizi kendi sığınağına al" dedi. Abdullah b. Ömer, "Benim ne sizinle bir işim var ve ne de onlarla" dedi. Bunun üzerine Mervan yerinden kalkıp giderken, "Allah bu durumu ve bu dinini kahretsin!" dedi. Sonra Ali b. Hüseyin (a.s)'ın huzuruna giderek o hazretten, ailesini kendi sığınağına almasını istedi. İmam (a.s) onun ricasını kabul ederek Merva'ın ailesini, eşi Osmanı'ın kızı Ümm-ü Aban'ı kendi himayesinde Muhammed ve Abdullah'la birlikte Tâif'e gönderdi.[17]
Taberî ve İbn-i Esir şöyle derler: -Medine halkı Yezid'in Medine'deki valisiyle Ümeyyeoğullarını şehirden dışarı çıkarınca- Mervan, Abdullah b. Ömer'in yanına giderek ailesini kendi himayesine almasını istedi. Fakat Abdullah b. Ömer, Mervan'ın isteğini kabul etmedi. Mervan daha sonra Ali b. Hüseyin'in huzuruna giderek, "Ey Eba'l Hasan! Benim senin üzerine akrabalık hakkım var; benim ailemi kendi ailenin yanında himayene al" dedi. İmam (a.s), "Olur" cevabını verdi. Böylece Mervan, ailesini İmam (a.s)'ın aynına gönderdi. O hazret de onları kendi ailesiyle birlikte Medine'den dışarı çıkararak Yen'ba'ya gönderdi.[18]
İbn-i Esir'in Tarih'inde ise şöyle geçer: Mervan, eşiyle -Osman b. Affarn'ın kızı Aişe- ailesini Ali b. Hüseyin'e gönderdi. Ali b. Hüseyin de onun ailesin kendi ailesiyle birlikte Yen'ba'ya gönderdi.
Ağanî'de ise bu konu şöyle yer almıştır: Halk Ümeyyeoğulları'nı Medine'den dışarı çıkardılar. Mervan beraberindekilerle birlikte namaz kılmak istediyse de engel olarak, "Vallahi onun halkla birlikte namaz kılmaya hakkı yoktur; fakat kendi ailesiyle birlikte namaz kılabilir" dediler. Böylece Mervan kendi ailesiyle birlikte namaz kılarak şehirden çıktı.[19]
Taberî ve diğerleri şöyle rivayet ederler: Ümeyyeoğulları evlerinden çıkarılınca Mervan'ın evine giderek orada toplandılar; Medine halkı da onları zayıf bir şekilde kuşattı; Ümeyyeoğulları bu durumu görünce Yezid'e bir mektup yazarak ondan yardım istediler. Yezid onların elçisine, "Medine'de Ümeyyeoğulları'yla kölelerinin sayısı bin kişi kadar değil miydi?" dedi. Elçi, "Evet; vallahi daha fazlaydı" cevabını verdi. Yezid, "O halde neden onlarla savaşamadılar?!" dedi.
Daha sonra Yezid, Amr b. Said'i çağırttı. Amr gelince Ümeyyeoğulları'nın mektubunu ona okuyup durumu ona bildirdi ve sonra da Medine halkını bastırmasını emretti. Amr b. Said bundan sakınınca Ubeydullah b. Ziyad'a adam göndererek Medine'nin üzerine yürümesini ve sonra da -Mekke'ye giderek- Abdullah b. Zubeyr'i kuşatmasını emretti. Ubeydullah da bundan çekinerek, "Vallahi ben bu fasığın -kendisinin- hem Resulullah (s.a.a)'in kızının oğlunu öldürüp hem de Allah'ın eviyle (Ka'be) savaşma rezilliğini üzerine alamam" dedi.
Şunu da hatırlatalım ki, Ubeydullah b. Ziyad'ın annesi Mercane, onu İmam Hüseyin (a.s)'ı öldürmesinden dolayı kınayarak ona, "Yazıklar olsun sana; ne yaptın sen ve ne kadar büyük bir alçaklık ve sorumluluğu üstlendin!!" emişti.[20]
Yezid, -Ubeydullah b. Ziyad'dan ümidini kesince- Müslim b. Ukbe-i Meriy'in peşine adam gönderdi. Muaviye, Yezid'e, "Nihayet bir gün Medine halkıyla tutuşacaksın. O zaman onları bastırmak için Müslim b. Ukbe'yi gönder. Çünkü o hizmet ve fedakarlığını denediğim bir kişidir" demişti. Müslim gelince onun zayıf ve hasta bir yaşlı olduğunu gördü.[21]
Ebu'l Ferec, Ağanî adlı kitabında şöyle yazıyor: Müslim, Yezid'e "Sen kimi savaşmak için Medine göndermek istediysen kabul etmedi. Bu işi yalnız ben yapabilirim. Çünkü ben rüyamda dikenli bir ağacın, "Müslim'in elinde" diye feryat ettiğini duydum. Sesin geldiği yere yöneldiğimde, "Osman'ı öldüren Medine halkından intikam al" dediğini duydum!
Taberî şöyle diyor: Yezid, Müslim'i Medine halkının kıyamını bastırmak için görevlendirdiğinde ona şöyle dedi: "Eğer senin başına bir bela gelecek olursa orduda yerine Hasin b. Numeyr-i Sekunî'yi geçir." Sonra da şöyle devam etti: "Medine halkına üç gün zaman tanı. Bu üç gün içerisinden itaat etmeye hazır olurlarsa ne güzel! Aksi durumda, üç gün sora onlarla savaş. Onlara galip gelince üç gün boyunca kendileri için istedikleri mal, para, silah ve yiyecek maddelerini almaları için orduna yağmalamayı serbest bırak.!
Üç gün sonra onları kendi hallerine bırak; Ali b. Hüseyn'e ilgi göster ve on karşı yumuşak davran. Onu rahatsız etmeyin ve orduna da onun saygınlığını gözetmelerini söyle. Kendini ona yaklaştır; çünkü Medine halkının ayaklanmasında onun bir rolü yoktu.
Daha sonra Müslim'in emriyle münadisi, "Size yapılan bağışları tam olarak almak ve ihtiyaçlarınızı karşılamak amacıyla verilen yüz dinarı elde etmek için Hicaz'a doğru hareket edin" diye bağırdı. Böylece on iki bin savaşçı Hicaz'a gitmek için hazır oldu.
Mes'udî, et-Tenbih-u ve'l İşraf'ta şöyle diyor: -Yezid ona şöyle dedi:- "Medine'ye ulaşınca senin Medine'ye girmeni engelleyen veya seninle savaşmaya kalkışan herkesle savaş ve kılıca kılıçla cevap ver; onlara acıma ve üç gün boyunca ordunu Medine halkının mallarını yağmalamaları için serbest bırak. Yarlılarını öldür ve kaçanlarını takip et! Fakat eğer seninle uzlaşırlarsa, onları bırakarak ve Abdullah b. Zubeyr'le savaşmak için Mekke'ye doğru hareket et.
Ve yine Mes'udî, Murucu'z-Zeheb adlı kitabında şöyle yazıyor: Yezid, Müslim b. Ukbe'yi Medine halkının kıyamını bastırmak için görevlendirdi. Müslim, Medine'yi "Tayyib (hoş kokulu) diye adlandıran Resulullah (s.a.a)'in aksine "Netneh (kokmuş) diye adlandırdı! Dinverî de bu konuya değinmiştir.
Ordu Medine'ye doğru hareket etmeye hazırlanınca Yezid şu şiiri okudu:
Ey Ebubekir! Ansızın gece gelip çatınca
Ve ordu Vadi'l-Kura'da konaklayınca
Yirmi bin savaşçıyı
Cümle sarhoş mu görüyorsun
Yoksa tümü uyanık mı?!
Abdullah b. Zubeyr'in künyesi Ebubekir ve Eba Habiyb'di. Abdullah b. Zubeyr, Yezid'i sarhoş ve şarap içen diye addetmişti.
Mes'udî diyor ki, Yezid, Abdullah b. Zubeyr'e şu şiiri gönderdi:
Gökteki kendi yardımına çağır Allah'ı
Ben seninle savaşmak için gönderiyorum Akk ve Eş'ar'ı
Ey Eba Habiyb! Nasıl kurtulacaksın onlardan
Kurtar canını ordu sana gelmeden![22]
Taberî ve İbn-i Esir de şöyle demişlerdir: Abdulmelik Mervan, Yezid'in o emirlerle bir ordu gönderdiğini öğrenince, "Göğün yere düşmesini arzuluyorum" dedi. Fakat çok geçmeden onun kendisi de hilafeti döneminde ondan daha kötü bir iş yaptı. Haccac b. Yusuf-i Sekafi'ye Mekke'yi kuşatarak mancınıkla Ka'be'yi yerle bir etmesini ve hem de Abdullah b. Zubeyr'i ortadan kaldırmasını emretti.
Müslim'le ordusunun Medine'ye doğru hareket ettiği haberi Medine halkına ulaşınca onlar da Mervan'ın evinde toplanan Ümeyyeoğullarını kuşatmayı daha fazla şiddetlendirerek, "Vallahi sizi yakalayıp boynunuzu vuruncaya kadar bırakmayacağız ya da bize karşı kıyam etmeyeceğinize, hiçbir savaşa katılmayacağınıza, bizim zaaf noktamızdan yararlanmayacağınıza ve düşmanlarımıza yardım etmeyeceğinize dair bizimle sağlam bir sözleşme yaparsınız; işte o zaman sizi bırakır ve sadece şehirden sürmekle yetiniriz" dediler. Ümeyyeoğulları bunu kabul edip bunu taahhüt ettikten sonra Medine halkı onları bıraktı. Onlar da eşyalarını toplayıp Medine'den göçtüler; nihayet yolda Vadi'l-Kura'da Müslüm b. Ukba'yla karşılaştılar.
Müslim onların arasından ilk karşılaştıkları Amr b. Osman'ı çağırarak, "Bize Medine'den haber ver ve kendi görüşünü de söyle" dedi. Amr b. Osman, "Bir şey söyleyemem. Onlar haklarında bir söylememiz için bizden taahhüt aldılar" dedi. Müslim, "Vallahi eğer sen Osman'ın oğlu olmasaydın boynunu vururdum! Fakat vallahi senden sonra hiçbir Kureyişliyi kendi haline bırakmayacağım" dedi.
Osman'ın oğlu, Müslim'in yanından ayrılarak kendisiyle Müslim arasında geçenleri arkadaşlarına anlattı. Bunun üzerine Mervan b. Hekem, oğluna Abdulmelik'e, "Sen Müslim'le benden önce görüş; şayet seni söylediklerinle yetinir de benden bir şey sormaz" dedi. Böylece Abdulmelik, Müslim'in yanına gitti. Müslim ondan, "Ne haberler var?" diye sordu. Abdulmelik, "Olsun" dedi; "Bence, ordunla Zinahle'ye kadar ilerle; oraya varınca ordunu oradaki hurma ağaçlarının gölgesinde indir; böylece şıra almak için kullanılan hurmalardan yesinler. Ertesi günü hareket et ve Medine'nin doğusunda yer alan Hirre çölüne ulaşmak için Medine'nin çevresini dönerek sol tarafında yer al. Oradan Medine halkının üzerine yürü. Böyle yapacak olursan güneş doğduğunda askerlerinin sırtına vuracak, onların gözlerini rahatsız etmeyecek. Fakat Medinelilerin yüzlerine parlayacak, sıcaklığı onları yakacak, rahatsız edecektir; bu durumda -doğuda olduğunuz müddetçe-, güneş sizin miğferlerinize, mızraklarınızın ucuna ve zırhlarınıza parladıkça batıda olmaktan daha fazla göz alacak. Oradan onarla savaş ve Allah'tan onlara galip gelmeyi iste!" Müslim, "Aferin seni yetiştiren babana!" dedi.
Daha sonra Müslim'in yanına Mervan gitti. Müslim ona, "Peki sen ne diyorsun?" dedi. Mervan, "Abdulmelik senin yanına gelmedi mi?" dedi. Müslim, "Evet, geldi; ne güzel bir kişidir Abdulmelik! Kureyş'ten onun gibi az kişiyle konuştum" dedi. Mervan, "Abdulmelik'i gördüğüne göre benimle konuşmuş gibisin" dedi.
Müslim gittiği her yerde Abdulmelik'in tavsiyelerine uyuyordu. Nihayet Medine'nin doğu tarafında inerek Medine halkına üç gün süre tanıdı. Üç günlük süre bitince onlara, "Ey Medine halkı! Neye karar verdiniz? Teslim mi oluyorsunuz, yoksa savaşıyor musunuz?" dedi. Onlar, "Savaşacağız" dediler. Müslim, "Bu işi yapmayın; itaat edin ki güç ve kuvvetimizi birleştirip bu mülhidin (maksadı Abdullah b. Zubeyr'dir) her taraftan etrafını saran fasık ve dinsiz izleyicilerine saldıralım" dedi. Medineliler ona şöyle karşılık verdiler: "Ey Allah'ın düşmanı! Eğer ona saldırmak istiyorsan bu hayalden vazgeçmelisin. Biz senin Mekke'ye ve Allah'ın beytine saldırarak halkını perişan edip saygınlığını çiğnemene müsaade eder miyiz hiç?! Hayır vallahi; sizin böyle bir şey yapmanıza müsaade etmeyiz!"[23]
Mes'udî ve Dinverî şöyle demişlerdir (biz Dinverî'den naklediyoruz): Medine halkı, Resul-i Ekrem (s.a.a)'in Ahzab savaşında kazmış olduğu hendeği yeniden kazdılar ve Medine'nin etrafına duvar ördüler. Şarileri Yezid'e hitaben şu beyitleri okudu:
Hendeğimizin ne de sevindirici bir hali var!
Yücedir o geçmişte hatırası var;
Ne sen bizdensin ey Yezid! Ne de dayın
Şehvet için zayi olur hep Ey namazın!
Biz öldürülünce sen de Hıristiyanlığa yönel
Şarap içip Cuma namazlarını unutuver![24]
Zehebî şöyle diyor: İbn-i Hanzala o geceleri Mescid'de geçiriyordu. Bir şey yemiyor, içmiyordu. Gündüzleri oruç tutuyor ve onu da bir azcık şerbetle iftar ediyordu. Hiçbir zaman gözünü yerden kaldırıp göğe dikmesine rastlanmadı.
Müslim ve ordusu gelip çatınca İbn-i Hanzala ashap arasında bir konuşma yaparak onları savaşmaya ve direnç göstermeye teşvik etti ve sonunda da dedi ki: "Allah'ım! Bizim ümidimiz sensin!"
Sabahleyin Medine halkı savaşa hazırlanarak amansız bir savaş yaptılar. O sırada arkalarında yer alan şehrin diğer tarafından tekbir sesi duydular. Hariseoğulları ansızın Herre tarafından onlara saldırınca geri çekilmek zorunda kaldılar.
Oğullarından birine yaslandığı halde uykuya dalan Abdullah b. Hanzala'yı oğlu uyandırıp durumu kendisine anlattı. Bunun üzerine Abdullah en büyük oğlunu onlarla savaşa gönderdi. O da babasının emrine itaat edip savaşa giderek öldürüldü.
Abdullah b. Hanzala oğullarını arka arkaya saldırganlarla savaşa gönderdi. Nihayet hepsi bu yolda öldürüldüler ve o arkadaşlarından bir grubu arasında yalnız kaldı. Sonra kölelerinden birine, "Arkadan beni koru da öğle namazımı kılayım" dedi. Namazı bitince kölesi ona, "Artık kimse kalmadı; biz neden kalalım?" dedi. Daha bayrağı dalgalanan ve etrafından sadece beş kişi kalan Hanzala ona, "Yazıklar olsun sana! Biz zaten ölmek için kıyam ettik" dedi.
Ravi şöyle diyor: Medine halkı deve kuşları gibi her taraftan kaçıyor, Şamlılar da onları kılıçtan geçiriyorlardı. Medine halkı yenilgiye uğrayınca Abdullah b. Hanzala zırhını çıkararak üzerinde hiçbir şey olmadan öldürülünceye kadar onlarla savaştı. Hanzala öldürülünce Mervan gelerek, işaret parmağı öylece çekik kalan Hanzala'nın başının üstünde durup, "Yaşamında da sürekli işaret parmağın çekikti!" söyledi.[25]
Taberî ve diğerleri şöyle diyorlar: Müslim, Medine'yi yağmalamaları için ordusunu üç gün boyunca serbest bıraktı. Onlar da -savunmasız- insanları öldürüp mallarını yağmaladılar.[26]
Yakubî şöyle diyor: -Bu savaştan sonra- Medine'den çok sayıda insan öldürüldü ve çok az kişi canını kurtarabildi. Müslim, Resulullah (s.a.a)'in haremini -Medine şehrini- ordusuna mubah kıldı, -her şeyi onlara serbest etti-, öyle ki bakire kızlar babalarının kim olduğu bilinmeyen çocuklar doğurdular![27]
İbn-i Kesir'in Tarih'inde ise şöyle geçer: Hirre savaşında, Kur'an hafızlarından, üç yüzü Resulullah (s.a.a)'ın ashabından olan yedi yüz kişi öldürüldü!
Başka bir yerde ise şöyle diyor: Bu savaşta çok sayıda insan öldürüldü ve neredeyse Medine'de artık insan kalmadı![28]
Yine diyor ki: -Bu savaşta- kadınlara tecavüz ettiler; öyle ki o günlerde bin kadın kocası olmaksızın hamile kaldı!
Hişam b. Hisan'dan şöyle rivayet ediyor: Hirre olayından sonra Medine kadınlarından bin tanesi kocası olmaksızın çocuk doğurdu!
Zohri'den şöyle rivayet edilmektedir: Muhacir ve ensarın ileri gelenlerinden yedi yüz kişi öldürüldü; öldürülen kölelerle köle olup olmadığı belli olmayan kişilerin sayısı ise on bin kişiydi![29]
Tarih-i Siyuti'de ise şöyle geçiyor: Hirre olayı Tayyib'e kapısından başladı, sahabe ve diğerlerinden çok sayıda insanlar öldürüldü; Medine yağmalandı ve bin bakire tecavüze uğradı.[30]
Dinverî ve Zehebî, Ebu Harun-i Abdî'den şöyle naklederler: Ben Eba Said-i Hodrî'nin, yüzünün iki tarafındaki ak sakalının çok kısa ve çenesinin altının ise fazla olduğunu gördüm. Ona, "Ey Ebu Said! Sakalına ne oldu?!" diye sordum. O, bunun üzerine şöyle dedi: "Hirre olayında bu belayı Şamlılar getirdi başıma. Onlar evime dökülüp varımı-yoğumu, hatta içinde su içtiğim kaseyi bile yağmalayıp gittiler. Onlar gittikten sonra on kişi daha geldi. Ben o sırada namazdaydım. Onlar evimin dört bir yanını gezip bir şey bulamayınca üzüldüler ve sonra beni namazhaneden çeke çeke dışarı çıkarıp yere vurdular ve her biri ayrı ayrı bu belayı başıma getirdiler. Yüzümün iki tarafındaki sakalımı yolup bu hale getirdiler. Uzun olan kısmı ise toz toprağın içinde olduğu için fark etmediler. Ben de kıyamette Rabb'imi bu halimle mülakat etmek için o halde bıraktım."[31]
Evet; Resulullah (s.a.a)'ın Medine'sinde üç gün böyle geçti.
Taberî ve diğerleri şöyle rivayet etmekteler: Müslim b. Ukbe, Medine halkından, Yezid b. Muaviye'nin onların canlarında, mallarında ve ailelerinde istediği gibi tasarruf etmek hakkına sahip olması üzerine biat etmelerini istedi.[32]
Mes'udi şöyle diyor: Medine halkından Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebutalib (a.s) dışında geriye kalanlar Yezid'in kölesi olmak adına biat ettiler. Ali b. Hüseyin ise Medine halkının ayaklanmasına müdahale etmemişti. Ve yine Ali b. Abdullah b. Abbas'ı Müslim'in ordusunda yer alan Kinde kabilesine mensup dayıları kendi himayelerine aldılar.
Mesudî diyor ki, böyle bir biate teslim olmayanı cellada teslim ediyordu.[33]
İbn-i Sa'd'ın Tabakat'ında ise şöyle geçmektedir: Müslim b. Ukbe, Medine halkını katliam ettikten sonra Akik bölgesine giderek Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebutalib'in orda olup olmadığını sordu. "Buradadır" dediklerinde, Müslim, "O zaman neden onu görmüyorum?" dedi. O sırada İmam Seccad (a.s) amcası Muhammed b. Hanefiyye'nin oğullarıyla birlikte geldi. Müslim o hazreti görünce hoş geldin dedi ve kendi yanında tahtın üzerinde oturttu.[34]
Tarih-i Taberî'de şöyle geçer: Müslim o hazrete hoş geldin söyledikten sonra onu bir tahtın üzerinde minderde kendi yanında oturtarak, "Müminlerin emiri sizin hakkınızda bana tavsiyede bulundu. Fakat bu habis kişiler beni uğraştırıp size ulaşmamı engellediler" dedi ve sonra, "Galiba buraya geldiğin için ailen endişeleniyor?" dedi. İmam (a.s),"Evet vallahi" buyurdu. Bunun üzerine o hazretin atını eğerleterek saygıyla ailesine gönderdi.[35]
Dinverî şöyle diyor: Dördüncü gün gelip çatınca Müslim b. Ukbe bir mecliste oturarak halkı Yezid'e biat etmeye çağırdı. Biat için gelen ilk kişi büyük annesi Resulullah (s.a.a)'in zevcesi Ümm-ü Seleme olan Yezid b. Abdullah b. Rabia b. Esved'di. Müslim ona, "Bana biat et" dedi. Yezid b. Abdullah, "Allah'ın kitabı ve Resulullah (s.a.a)'in sünnetiyle sana biat ediyorum" dedi. Müslim, "Öyle değil; müminlerin emrinin halis kölesi olmak ve onun sizin mal ve evlatlarınızda istediği gibi tasarruf etme hakkına sahip olduğu üzere biat et" dedi. Yezid b. Abdullah bu şekilde biat etmekten sakınınca Müslim onun başını vurmalarını emretti![36]
Taberî diyor ki: Müslim b. Ukba, Kuba bölgesinde halkı Yezid'e biat etmeye çağırdı ve Hirre olayından sonra, aman isteyen ve kendilerine aman verilen Kureyş'in başlarından Yezid b. Abdullah-i Zemah ve Muhammed b. Ebi'l Cehm adlarındaki iki kişi Müslim'in yanına geldiler. Müslim onlara, "Biat edin" dedi. Onlar da, "Allah'ın Kitabı ve Resulullah (s.a.a)'in sünneti üzere sana biat ediyoruz" dediler. Fakat Müslim, "Hayır vallahi! Sizden böyle bir biati kabul etmem" dedi ve sonra boyunlarını vurmalarını emretti! Bunun üzerine Mervan, "Subhanellah!" dedi; "Senden aman isteyen Kureyş'in bu ileri gelenlerinin boynunu mu vuracaksın?!" Müslim elindeki sopayla onun kalçasına vurarak, "Vallahi eğer sen de onlar gibi konuşursan bir an bile sağ kalmazsın" dedi. Sonra Yezid b. Veheb b. Zemat'ı getirdiler; Müslim ona, "Biat et" dedi. Yezid, "Ömer'in sünneti üzerine sana biat ediyorum" dedi. Müslim, "Öldürün onu!" dedi. Yezid korkarak, "Ben biat ediyorum" dedi. Fakat Müslim, "Hayır" dedi; "Vallahi senin bu hatanı kabul etmem."
Bunun üzerine Mervan b. Hekem aracılık yaparak kendisiyle onun arasındaki bağı anlattı Müslim'e. Müslim bunu duyunca Mervan'ın ensesinden tutup baş aşağı sarkmalarını emretti ve sonra, "İkiniz de Yezid b. Muaviye'nin küçük ve değersiz köleleri olduğunuza dair biat edin" dedi ve sonra onun emriyle Yezid b. Veheb'in boynunu vurdular![37]
İbn-i Abdulbirr şöyle yazıyor: Müslim b. Ukba Medine halkının kesik başlarını Yezid b. Muaviye'ye gönderdi. Bu başları Yezid'in önüne bıraktıklarında Yezid b. Muaviye, İbn-i Zub'arî'nin Uhud savaşında okuduğu şu beyitlerle benzetme yaptı:
Keşke Bedir savaşında öldürülen ailemin büyükleri
Mızraklar ucunda Hazrec kabilesinin iniltisini görselerdi
Sonra deselerdi sevinçle ve neşeyle:
Ey Yezid! Sağlık olsun ellerine!
O sırada Resulullah (s.a.a)'in ashabından biri Yezid'e dönerek, "Ey müminlerin emiri! İslam'dan çıktın mı?!" dedi. Yezid b. Muaviye, "Evet; Allah'tan özür diliyorum!" şeklinde cevap verdi. O sahabi, "Vallahi seninle bir toprakta kalmayacağım" söyleyerek Yezid'in meclisinden dışarı çıktı.[38]
İbn-i Kesir'in naklettiği rivayette, birinci beyitten sonra şu şiirler geçmiştir:
Kılıcın sinesi cübbesine inince
Felç adamla savaş kızıştı
Biz onların büyüklerinden iki kat öldürdük
Böylece Bedir hesabında onlarla ödeştik!
İbn-i Kesir diyor ki: Daha sonra rafizilerden biri bu şiire şöyle ekledi:
Haşim oğulları saltanatla oynamıştır
Oysa ne haber gelmiş, ne vahi inmiştir.
Daha sonra İbn-i Kesir görüş belirterek şöyle demiştir: Eğer bu söz Yezid b. Muaviye'dense Allah'ın ve tüm lanet edenlerin laneti onun üzerine olsun ve eğer o söylememişse Allah'ın laneti bu sözü yalan yere ona nispet verenlerin üzerine olsun.[39]
İbn-i Kesir yanılarak "Yezid b. Muaviye bu şiirleri orada ve Hirre olayından sonra İbn-i Zub'arî'nin şiirlerine eklemiştir" söylediklerini sanarak böyle bir itirazda bulunmuştur. Oysa onlar böyle bir şeyi nakletmemiş, sadece Şa'bî ve diğerleri İmam Hüseyin (a.s)'ın başını getirip önüne koyduklarına Yezid b. Muaviye'nin benzetmesinde bunları İbn-i Zub'ari'nin şiirlerine eklediğini söylemişlerdir. Kaldı ki Şa'bî ne rafizidir ve ne de Şii; aksine o, hulefa mektebinin mutaassıp ileri gelenlerindendir.
Ayrıca, İbn-i Kesir'in neden Yezid için, "Yezid müçtehit olduğu için bu şiiri de kendi içtihadına dayanarak okumuştur" diyerek onu savunmaya çalışmadığını anlayamıyorum!!
-Halife ordusu Medine'yi fethederek katliamlar işleyip üç gün boyunca şehir halkının namuslarına tecavüz ettikten sonra, halifenin daha önceki emiri ve ordusunun komutanının fermanıyla ne pahasına olursa olsun Müslümanların kıblesi ve Allah'ın emin beldesini Abdullah b. Zubeyr'in elinden çıkarmak için Mekke üzerine yürüdü.-
Taberî ve diğerleri şöyle diyorlar: Müslim b. Ukba, Medine halkıyla savaşıp ordusu üç gün boyunca Medine halkının mallarını yağmaladıktan sonra emri altındaki orduyla Mekke'ye doğru hareket etti ve hicretin 64. yılında, Muharem ayının sonlarına doğru Muşellel bölgesine varınca ölüm gelip onu yakaladı. Bunun üzerine Hasin b. Numeyr-i Sekunî'yi çağırarak ona şöyle dedi:
"Ey eşek yavrusu! Elimde olsaydı kesinlikle seni böyle bir ordunun başına geçirmezdim; fakat elden ne gelir ki müminlerin emiri benden sonra seni komutan seçti; onun için müminlerin emirinin emrini yerine getirmek zorundayım. O halde vasiyetimi iyi dinle! -Bu savaşta her taraftan- bilgi topla. Fakat hiçbir zaman hiçbir Kureyişlinin sözünü dinleme! Ve Şam halkını düşmanlarıyla savaşmaktan alıkoyma. Abdullah b. Zubeyr'le karşılaştığında da o fasık adam kendine güç toplamaması için üç günden fazla ona fırsat tanıma!
Sonra şöyle dedi: "Allah'ım! Ben Allah'tan başka ilah olmadığını, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğunu ikrar etmekten başka ahirette umacağım bir şey yapmış değilim![40]
İbn-i Kesir'in rivayetinde ise şöyle dediği geçer: "Kıyametim için Medine halkını öldürmekten daha sevecen bir şey yapmış değilim! Bütün bunlardan sonra cehenneme girecek olursam gerçekten bedbaht olurum." Müslim bu sözü söyledikten sora öldü.[41]
Tarih-i Yakubî'de ise onun şöyle dediği geçer: "Allah'ım! Halifen Yezid b. Muaviye'ye itaat edip Hirre halını öldürdükten sonra beni cezalandıracak olursa gerçekten bedbaht olurum.[42]
Futuh-u İbn-i A'sem'de ise şöyle geçer: Müslim b. Ukba, Hasin b. Numeyr'e şöyle vasiyet etti: "Ben Medine halkına nasıl yaptıysam sen de Mekke halkı ve Abdullah b. Zubeyr'e karşı öyle davran." Sonra şöyle dedi: "Allah'ım! Sen biliyorsun ki ben hiçbir zaman halifeye karşı isyan etmedim. Allah'ım! Ben Medine halkına yaptıklarım dışında kendisiyle kurtulmayı umacağım bir amel yapmış değilim." Daha sonra ağırlaştı ve öldü. Böylece ona gusül verdiler, sonra da kefenleyip defnettiler. Müslim'den sonra halk Hasin b. Numeyr-i Sekunî'ye biat ederek Mekke'ye doğru hareket ettiler. Ordunun hareketinden sonra bölge halkı gelerek onun mezarını açıp dışarı çıkardılar ve sonra da bir hurma ağacına astılar. Bu haber Hasin ve ordusuna ulaşınca geri dönerek bölge halkını kılıçtan geçirdiler. Bir kısmını öldürdüler; diğerleri de kaçtı. Sonra Müslim'in cesedini ağaçtan indirerek defnettiler ve onu koruması için de mezarı üzerine bekçi diktiler.[43]
Mes'udî şöyle diyor: Hasin gelerek Mekke'yi kuşatınca Abdullah b. Zubeyr Ka'be'ye sığındı. Hasin ve beraberindeki Şam ordusu mancınıklarıyla Ka'be'yi hedef aldılar. Taşlarla birlikte ateş, gazyağı, kibrit, ateş alıcı parçalar ve diğer yanıcı şeyler fırlatarak Ka'be'yi dağıtıp yaktılar.
O sırada yıldırım düşerek mancınık atan on bir kişiyi yaktı. Bu olay Rabiulevvel ayının üçü Cumartesi günü ve Yezid'in ölümünden on bir gün önce vuku buldu.
Kılıç yarası, taş ve ateş yağmuru Mekke halkı ve Abdullah b. Zubeyr'e ağır geldi. Bunun üzerine onların arasından bir kişi şöyle recez okudu:
İbn-i Numeyr çok çirkin ve yanlış bir iş yaptı
Ka'be'yle Makam-ı İbrahim'i yakarak.[44]
Yakubî de şöyle yazıyor: Hasin b. Numeyr, Ka'be'yi ateş ve taş yağmuruna tutunca Ka'be tamamen yandı.
Abdullah b. Zuher'in sözcüsü olan Abdullah b. Umeyr-i Leysî iki ordu savaştan durunca Ka'be binasının üzerine çıkarak var gücüyle şöyle bağırıyordu: "Ey Şam halkı! Bu Ka'be evi cahiliye döneminde kuşların ve avların içine güvencede olduğu bizim emin yerimizdi; Allah'tan korkun ey Şam halkı!" Şamlılar ise, "-Halifeye- itaat, itaat; hamle, hamle; güneş batıncaya kadar ilerleyin!" diye bağırıyorlardı. Ka'be tamamen yanıncaya kadar bu durum böylece devam etti. Abdullah b. Zubeyr'in yarenleri, "Ka'be'yi söndürün!" diye bağırdılarsa da Abdullah b. Zubeyr halkın Ka'be'nin yakılması nedeniyle öfkelenmesi için buna genel oldu. Bazı Şamlılar da, "Ka'be'nin saygınlığıyla halifeye itaat çelişti; halifeye itaat Ka'be'nin saygınlığından öne geçti" dediler![45]
Tarihu'l-Hamis ve Siyutî'nin Tarih-ul Hulefa'sında şöyle geçer: Ateşlerinin kıvılcımları Ka'be'nin perdelerini, tavanını ve Allah Teala'nın İsmail karşısında gönderdiği, Ka'be'ye asılan koçun iki boynuzu tamamen yandı.[46]
Taberî ve diğerleri şöyle rivayet ederler: Hilafet güçleri Muharrem ayının geri kalan günleri ve tüm Safer ayı boyunca onlarla savaştılar; nihayet hicretin 64. yılında Rabiulevvel ayının üçüncü günü mancınıkla haremi vurdular ve onu ateşle yaktılar. Bu arada recez okuyup şöyle dediler:
Mancınığımız tıpkı erkek bir deve
Sığınanlara taş yağdırmakta bu eve.
Yine diyorlardı ki:
Ümm-ü Ferve'nin[47] yaptığını nasıl buldun
Yakalar onları Safa'yla Merve arasında .
Şöyle diyorlar: Mekke kuşatması, Rabiulahır'ın başlarına ve Rabiulevvelin on dördünde ölen Yezid b. Muaviye'ni ölüm haberi ulaşıncaya kadar sürdü.[48]
Tarih-i Taberî ve diğer kaynaklarda şöyle geçmektedir: Hasin b. Numeyr'le Abdullah b. Zubeyr'in savaştığı sıralarda Yezid'in ölüm haberi geldi. Bunun üzerine Abdullah b. Zubeyr bağırarak onlara, "Sizin zalim padişahınız öldü; o halde aranızdan insanların kabul ettikleri şeyi kabul etmek isterse kabul etsin ve istemeyeniniz de Şam'a dönsün. O günün sabahına kadar savaştılar; nihayet Abdullah b. Zubeyr, Hasin b. Numeyr'e, "Yakına gel de birlikte konuşalım" dedi. Hasin yaklaşınca Abdullah b. Zubeyr onunla konuşmaya başladı. Bu konuşma esnasında onlardan birinin atı dışkı çıkarınca Harem'in kuşları onun üzerine kondular. Hasin atını onlardan uzaklaştırdı. Bunun üzerine İbn-i Zubeyr, "Ne oluyorsun?" diye sordu. Hasin, "Atımın haremin güvercinini ezip öldürmesinden korktum" dedi. Abdullah b. Zubeyr, "Sen bundan korktuğun halde Müslümanları nasıl öldürüyorsun?!" diye sordu. Hasin, "Seninle savaşmayacağım; müsaade et de Ka'be'yi tavaf edip dönelim" dedi. Hasin'in isteği kabul edildi; o da tavaf yapıp beraberindekilerle birlikte geri döndü.
Diyorlar ki: Medine ve Hicaz halkı Şamlılara karşı ayaklanıp onları zillete uğrattılar. Öyle ki her biri kendi merkebinin yularını tutup perişan bir halde kendi karargahına dönerek orada toplandılar ve artık dağılmaya cüret edemediler.
Medine'de oturan Ümeyyeoğulları da, "Bizi burada bırakmayın; kendinizle birlikte Şam'a götürün" dediler. Onlar da böyle yaptılar. Böylece bu perişan ordu Şam'a girdi.[49]
İbn-i Esier ve diğerleri şöyle diyorlar: Abdulmelik b. Mervan, Abdulla b. Zubeyr'le savaşması içn Haccac'ı Mekke'ye gönderdi. Haccac hicretin 72. yılında Zilkade ayında Medine'ye girerek Abdullah b. Zubeyr'in valisini oradan çıkarıp Se'labe isminde Şamlı birini oraya vali olarak tayin etti. Se'lebe, Medine halkını öfkelendirmek için Resulullah (s.a.a)'in minberine çıkarak kemik iliğini minbere vurarak çıkarıp yiyor ve yine minberde hurma yiyordu.[50]
Dinverî şöyle yazıyor: Haccac, arkadaşlarına, "Hac yapmak için hazırlanın" dedi. -O, bu sözü hac mevsiminde söylemişti-. Sonra Taif'ten hareket ederek Mekke'ye girip mancınıkları Ka'be'ye bakan Ebu Kubeys dağının başına kurdular. Bu konuda Ukeyşir-i Esedi şöyle diyor:
Görmedim bizim gibi hileyle hacca giden bir ordu!
Görmedim bizim gibi sessiz - sedasız bir ordu.!
Yavaşça kendimizi Ka'be'ye yaklaştırdık.
Düğünlere çocuklar gibi perdesini taşlamak için
Ordumuz Mina'dan hafifçe Salı günü
Başsız filin göğsü gibi ileri doğru süründü
Sakif 'in heybetinden gama büründük
Küfür ve uğursuzluk dönemine döndük.
Haccac bunu duyunca onu çağırttı; fakat Ukeyşir kaçtı. Haccac daha sonra Abdullah b. Zubeyr'e doğru yöneldi; İbn-i Zubeyr ise Ka'be'nin saygınlığı hürmetine emniyette kalmak için Mescid-i Haram'a sığındı. Fakat Haccac, İbn-i Huzeyme-i Has'afî'yi mancınıkları kullanmakla görevlendirdi. O da Mescid-i Haram'daki insanları mancınık yağmuruna tutarak bu beyitleri okudu:
Mancınığımız tıpkı erkek bir deve
Sığınanlara taş yağdırmakta bu eve.[51]
Mes'udî şöyle diyor: Haccac, Abdulmelik b. Mervan'a bir mektup yazarak Abdullah b. Zubeyr'i kuşattığını ve Ebukubeys dağını ele geçirdiğini bildirdi. Haccac'ın mektubu Abdulmelik'e ulaşınca tekbir getirdi; onun peşinde o sırada evinde olanlar da tekbir getirdiler. Bu tekbir sesi Dimaşk mescidine ulaşınca oradakiler de tekbir getirdiler; sonra pazardakilere ulaştı ve onlar da tekbir getirdi. Daha sonra gelen haberin ne olduğunu sordular. Abdulmelik, "Haccac, Mekke'de Abdullah b. Zubeyr'i kuşatmış ve Ebu Kays dağını ele geçirmiştir" dedi. Bunun üzerine, "Onu eli bağlı ve başına uzunca bir şapka geçirip bize getirmedikçe ve bu melun 'turabcıyı' pazarlarda gezdirmedikçe razı olmayız" dediler![52]
"Ebuturab" Resulullah (s.a.a)'in İmam Ali (a.s)'a verdiği bir künyeydi. Ümeyyeoğulları bunu İmam Ali (a.s) için bir ayıp sayarak bu münasebetle o hazretin Şiilerini bu isimle adlandırdılar. Zamanla bu lakap Ümeyyeoğulları ve izleyicilerinin örfünde bir ayıplama kavramı haline geldi ve bununla Abdullah b. Zubeyr'i de ayıpladılar.
İbn-i Esir şöyle diyor: Haccac, Zilhicce ayında Mekke'ye doğru hareket ederek hac için ihram bağladı. Meymune kuyusunun etrafından inerek o yıl beraberindekilerle birlikte hac yaptı. Fakat İbn-i Zubeyr engelleyince Ka'be etrafında tavafı ve Safa'yla Merve arasında sa'yı yerine getirmedi.
Diğer bir yerde de şöyle yazıyor: Abdullah b. Zubeyr'le yarenleri Arafatta vakfe yapmayıp cemereleri taşlamadıkları için -o yıl- hac yapmadılar.
Daha sonra şöyle yazıyor: Haccac, Abdullah b. Zubeyr'i muhasara edince, Ebu Kubeys dağı üzerine mancınığı kurarak Ka'be'yi taş yağmuruna tuttu. Oysa Abdulmelik'in kendisi Yezid'in döneminde Ka'be'nin taş yağmuruna tutulmasından çok rahatsızdı; fakat daha sonra kendisi -hilafete geçince- Ka'be'nin taş yağmuruna tutulmasını emretti; bunun üzerine de halk, onun hakkında, "O dinsizliğe yöneldi" dediler.[53]
Zehebî şöyle demiştir: Haccac mancınıkla ve her türlü savaşla Abdullah b. Zubeyr'e baskı yaptı. Onlara yiyecek maddesi ulaşmasını engelledi ve böylece açlık çektiler. Tek içecekleri Zemzem suyuydu; Zemzem kuyusunda bir araya toplanıyorlar ve öylece Ka'be'ye taş yağıyordu.[54]
İbn-i Kesir ise şöyle diyor: Haccac, beraberindeki beş mancınıkla her taraftan Ka'be'yi taş yağmuruna tutmuştu.
İbn-i Kesir daha sonra Zehebî'nin sözlerini tekrarlamıştır.[55]
Tarihu'l-Hamis'de kendi senediyle şöyle geçmektedir: Haccac, Ka'be'yi taş ve ateş yağmuruna tuttu; ateş Ka'be'nin perdesine düşünce Ka'be'nin perdesi tutuştu. O sırada Cidde tarafından yıldırım dolu bir bulut belirdi; Ka'be ve tavaf alanı üstünde yer alınca şiddetli bir yağmur yadı. Nihayet oluktan akan yağmur suyu ateşi söndürdü. Daha sonra bulut Ebukays dağına doğru hareket etti ve ondan düşen bir yıldırım bir ocak gibi mancınığı ve altındaki dört kişiyi yaktı.
Haccac bu durumu görünce onlara, "Bu yıldırım sizi korkutmasın; burası yıldırım bölgesidir" dedi! Ansızın başka bir yıldırım daha düşerek diğer bir mancınıkla dört kişiyi yaktı.[56]
Zehebî diyor ki: Haccac peşpeşe, "Ey Şam halkı! -Halifeye- itaat konusunda Allah'ı göz önünde bulundurun; Allah'ı!" diye bağırıyordu.[57]
Taberî ve diğerleri Yusuf b. Mahik'ten şöyle rivayet etmekteler: Mancınık taş yağdırırken göğün gürüldediğini ve yıldırım çaktığını gördüm. Gök gürültüsü Ka'be'ye dökülen taşların sesini etkisi altına almıştı. Şamlılar bunu büyük bir olay görerek Ka'be'yi mancınık yağmuruna tutmaktan sakındılar. Bunun üzerine Haccac cüppesinin eteğini kaldırıp beline bağladı. Sonra mancınık taşlarını kaldırıp mancınığa bırakarak, "Fırlatın!" diye bağırdı ve kendisi de onlarla birlikte taş yağdırdı.
Ravi diyor ki: Sabahleyin tekrar yıldırım çakarak Haccac'ın ordusundan on iki kişiyi öldürdü. Şamlılar bu durumdan dehşete düştüler ve yüzlerinde yenilgi etkileri belirdi. Bunun üzerine Haccac, "Ey Şamlılar! Endişelenmeyin ben kendim -bu bölgenin- Tuhame ahalisindenim; bunlar Tuhame yıldırımlarıdır. Müjde olsun siz! Onlar da dünden beri yıldırıma tutulmuş, sizin başınıza elen onların da başına gelmiş, İbn-i Zubeyr'in ordusundan da bazıları bu belaya duçar olmuştur. Onların da bu belaya duçar olduklarını görmüyor musunuz?! Ancak siz hala itaat ediyorsunuz; onlar ise isyan etmekteler.[58]
İbn-i Kesir'in Tarih'inde bu konudan sonra şöyle geçer: Şamlılar bunun üzerine recez okuyarak mancınık kullanıyorlar ve şöyle diyorlardı:
Mancınığımız tıpkı erkek bir deve
Sığınanlara taş yağdırmakta bu eve.
Ansızın bir yıldırım düşerek onların mancınığını yaktı. Bunun üzerine Şamlılar mancınık yağmuru ve kuşatmayı durdurdular. Haccac bunun görünce onlara hitaben, "Vay halinize! Bizden önceki kimseler için de yıldırım düştüğünü ve kurbanlarını kabul ettiği zaman onu yaktığını bilmiyor musunuz? Eğer sizin bu ameliniz Allah katında kabul olmasaydı yıldırıp düşüp mancınığınızı yakmazdı!" dedi.[59]
Futuh-u İbn-i A'sem'de şöyle geçer: Haccac, adamlarına her tarafa dağılmalarını, Zituvâ, Mekke'nin aşağı tarafına ve Ebtah tarafına yayılarak ilerlemelerini, çemberi Abdullah b. Zubeyr ve yarenlerine daraltmalarını emretti. Diğer taraftan da mancınıkları kurup Ka'be'ye taş yağdırarak recez okuyorlardı. Taşlar yağmur gibi Mescid-i Haram'a yağıyordu. Mancınık atanlar bir süre ara verip duracak olsalardı Haccac onlara mesaj gönderip küfrediyor ve onları ölümle tehdit ediyordu. Fakat onlardan bazıları da şöyle diyorlardı:
Andolsun Ebi Haccac'a ki eğer gördüğüm;
Korkutsaydı onu, onun da canımı alırdı.[60]
Ravi şöyle diyor: Haccac ve ordusu öylece Ka'be'yi taş yağmuruna tutmaya devam ettiler; nihayet Zemzem kuyusunun etrafını kuşatan duvar yıkıldı ve Ka'be'nin dört bir yanı tahrip oldu.
Ravi diyor ki: Haccac'ın emriyle gazyağı ve ateş atmaları sonucu Ka'be'nin perdesi tamamen yanıp kül oldu. Haccac ise Ka'be'nin perdesinin nasıl yandığını seyrediyor ve şu şekilde recez okuyordu:
Görmüyor musunuz tozu kuşatmış onu
Oysa Allah'ın koruyacağını sanıyorlardı onu
Ka'be'nin taşları dağıldı da
Güvercinleri hep birlikte kaçtılar.
Bir şey kalmadı Ka'be'nin yıkılmasına
Gazyağı ve ateşin onu kuşatmasına
Perdelerinin de onunla yanmasına!![61]
Taberî ve diğerleri (biz Taberî'den naklediyoruz) şöyle rivayet ederler: Böylece Abdullah b. Zubeyr'le Haccac arasında savaş Abdullah b. Zubeyr öldürülünceye kadar devam etti. Abdulah b. Zubeyr'in yarenleri etrafından dağıldılar; Mekke halkı Haccac'a gidip kendileri için aman isteyerek onu yalnız bıraktılar; içlerinden Abdullah b. Zubeyr'in Hazma ve Habiyb ismindeki iki oğlu da bulunan on bin kişi kendileri için Haccac'dan aman istediler!
Abdullah b. Zubeyr öldürülünceye kadar tek başına savaştı. Haccac, Abdullah b. Zubeyr, Abdullah b. Safvan, İmare b. Amr b. Hazm'ı öldürüldükten sonra başlarını Medine'ye gönderdi, Medine'de başlar mızraklara takılıp halka gösterildi ve sonra da Abdulmelik'e gönderildi.[62]
İbn-i Kesir'in Tarih'inde şöyle geçer: Haccac, başları Ezd kabilesinden bir grup kişiyle gönderdi ve onlara Medine'ye ulaştıklarında başları mızraklara vurup halka göstermelerini ve sonra da Şam'a götürmelerini emretti. Onlar emredildiği gibi yaptılar. Abdulmelik onlara ödül olarak beş yüz dinar verdi. Sonra makas isteyerek buna şükretmek için hacılar gibi kendisinin ve çocuklarının saçının ön kısmından bir miktar kısalttı ve Abdullah b. Zubeyr'in öldürülmesi nedeniyle şenlikler düzenledi!
Ravi şöyle diyor: Abdullah b. Zubeyr'in öldürülmesinden sonra Haccac onun bedenini Hucun bölgesinin yüksekliğine baş aşağı asmalarını emretti. Birkaç gün sonra onu aşağı indirerek orada defnettiler.[63]
Zehebî ise şöyle diyor: Abdullah b. Zubeyr öldürüldükten sonra Abdulmelik b. Mervan'ın hükümeti rakipsiz kaldı. Sonra Haccac b. Yusuf'u Haremeyn'in (Mekke ve Medine) valiliğine atadı. O da Abdullah b. Zubeyr'in tamir ettiği ve mancınık taşlarının darbeleriyle tahrip olan Ka'be'yi yıkarak yeniden yaptı ve yine o taşların darbeleri sonucu birkaç parçaya ayrılan Hacer-i Esved'i de birleştirerek onardı.[64]
Taberî şöyle yazıyor: Haccac, Abdullah b. Zubeyr'le savaştıktan sonra Sefer ayında Medine'ye giderek üç ay orada kaldı. O, bu süre içerisinde Medine halkında kusur arayıp onları sıkabildikçe sıktı. Beni Seleme mahallesinde kendisine nispet verilen bir mescid yaptı ve orada Resulullah (s.a.a)'in ashabını zillete düşürüp boyunlarına kölelik mührü vurdu. Cabir b. Abdullah'ın eline ve Enes b. Malik'in boynuna kölelik mührü vurdu.
Bir gün Sehl b. Sa'd'ın peşine adam göndererek onu çağırtıp, "Müminlerin emiri Osman b. Affan'a yardım etmekten seni alıkoyan neydi?" diye sordu. Sehl b. Sa'd, "Yardım ettim" dedi. Haccac, "Yalan söylüyorsun" dedi ve sonra da boynuna kölelik mührü işlemelerini emretti.[65]
Mekke ve Medine'de vuku bulan kıyamlar bu şekilde son buldu. Fakat o kıyamlarla birlikte ve onlardan sonra diğer kıyamlar da başları; hicretin 65. yılında, "Ey Hüseyin (a.s)'ın kıyamcıları!" sloganıyla Kufe'de vuku bulan, şehadet mertebesine ulaşıncaya kadar Aynu'l-Verde bölgesinde hilafet ordusuyla savaşan Tevvabin'in kıyamı ve onun peşinden hicretin 66. yılında Kufe'de kıyam ederek İmam Hüseyin (a.s)'ın katillerini öldüren Muhtar'ın kıyamı bunlardandır.
Yine şehid düşen Zeyd ve oğlu Yahya gibi Alevilerin kıyamı[66] ve ayrıca "Hz. Muhammed (s.a.a)'in Ehl-i Beyt'ine davet" adıyla başlatılan; bu isimle Emeviler'in hükümetini yerle bir eden ve sonunda Abbasiler hilafetinin temelini atan Abbasiler'in kıyamı da bu cümledendir. Abbasiler kıyamında, Ebu Seleme-i Hallal'ı Âl-i Muhammed'in veziri ve Eba Müslim Horasanî'yi Âl-i Muhammed'in emiri diye adlandırmışlardır. Ebu Seleme öldürülünce bir şair onun mateminde şu beyti okudu:
Öldü Âl-i Muhammed'in veziri olan vezir
Senin düşmanın olan ötekisi ise oldu vezir.[67]
Buraya kadar tüm söylediklerimizin sonucu şudur: Gaflet uykusuna dalan İslam ümmetinin bazı evlatlarının uyanıp hilafetin durumuna karşı içlerinde büyük bir nefret oluştu, hilafet düzeniyle bir ilişkisi olmayan ve hükümet konusunda taraf olmayan çeşitli Müslüman kesimleri arasında Resulullah (s.a.a)'in Ehl-i Beyt'inin sevgisi yayıldı. Hilafet konusunda Evemilerle Abbasiler arasındaki çekişmeler arasına, hadis hafızları ve ümmetin fakilerinin İmam Bâkır (a.s)'la İmam Sadık (a.s)'ın etrafında toplanabilmeleri için bir fırsat doğdu ve böyle bir ortamda bu iki değerli imam Resulullah (s.a.a)'in getirdiği İslam hükümlerini yayma, tahrif edilmiş hükümlerin uydurma olduğunu ortaya çıkarmaya ve Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetleri hakkında söz konusu edilen bazı şüpheleri gidermeye muvaffak oldular. Bu işi bu iki değerli İmam bazen İmam Ali (a.s)'ın "el-Câmi" adlı kitabından, bazen Resul-i Ekrem (s.a.a)'den rivayet ederek ve bazen bir senet göstermeksizin Allah'ın hükmünü açıklayarak yapıyorlardı.
Bu konuda, İmam Sadık (a.s), diğer Ehl-i Beyt İmamları (a.s)'dan daha fazla fırsat buldu. Bazen binlerce İslam bilimleri öğrencisi ve hadis ravileri o hazretin etrafına toplanarak o hazretten hadis alıyorlardı; hadis bilginleri o hazretten rivayet eden sıga ravilerin dört binin üzerinde olduklarını bildirmişlerdir;[68] örneğin Hafız Ebu Abbas b. Ukde (ö: 333 hicri), İmam Sadık (a.s)'dan hadis rivayet eden dört bin raviyi içeren bir kitap yazmıştır.[69]
İmam Musa Kâzım (a.s)'ın döneminde o hazretin ashabı, Ehlibeyti ve Şiilerinden bir grubu, beraberlerinde kalem ve yazmak için abanız ağacından levhalar bulundurarak onun dersine katılıyordu, İmam (a.s) konuşmaya başlayınca veya bir ayetin tefsirini açıkladığında o hazretten tüm duyduklarını o levhalara yazıyorlardı.
Yine Ehl-i Beyt İmamları (a.s)'ın ashabı, onlardan duydukları her şeyi yazıyorlardı; böylece haklarında Fihrist-i Necaşî ve Fihrist-i Şeyh Tusî'de bilgi bulabileceğimiz binlerce telifler oluştu ki, Necaşî ve Şeyh Tusî, her biri kendi senediyle o kitaplara değinmişlerdir.
"Usul" diye adlandırılan bu kitaplar Ehl-i Beyt İmamları (a.s)'ın ashabı tarafından o hazretlerin kendi asırlarında yazılmıştır. Ehl-i Beyt Mektebi muhaddisler ıstılahında "Asl" yazarın içinde, vasıtasız olarak kendisinin Ehl-i Beyt İmamları (a.s)'dan duyduğu veya Ehl-i Beyt İmamları (a.s)'dan rivayet eden raviden duyduğu hadisleri kaydettiği kitaba denir ve bunun için de başka bir kitaptan nakledilmiş olan bir hadis yoktur.
"Asıl" kitaplarının sahipleri metodu şuydu: Onlar Ehl-i Beyt İmamları (a.s)'dan bir hadis duyduklarında, zamanla onun tamamını veya bir kısmını unutmamak için hemen onu kendi "Asl"ında kaydederlerdi. Geçmiş ulema, Emirulmüminin Hz. Ali (a.s)'ın döneminden İmam Hasan Askeri (a.s)'ın dönemine kadar yazılmış olan ve "Usul-u Erbaa Mia = Dört Yüz Asıl" diye meşhur olan ve çoğu İmam Cafer-i Sadık (a.s)'ın ashabı tarafından yazılan asılların varlığında ittifak etmişlerdir. "Usul-u Erbaa Mia" İmam Sadık (a.s)'ın özel ashabı veya o hazretin babası İmam Muhammed Bâkır (a.s)'ı ya da oğlu İmam Musa Kâzım (a.s)'ı da gören ashabı tarafından yazılmıştır.[70]
[1] - Futuh-u İbn-i A'sem, c. 5, s. 252.
[2] - Mes'udî, Murucu'z-Zeheb, c. 3, s. 67.
[3] - Futuh-u İbn-i A'sem, c. 5, s. 254.
[4] - Tezkiretu'l-Havas-il Ümmet, s. 164.
[5] - Ensabu'l-Eşraf, s. 220.
[6] - İbn-i Kesir, c. 8, s. 232; Tarih-u İslam-i Zehebî, c. 2, s. 351.
[7] - Murucu'z-Zeheb, c. 3, s. 68; Tarih-i İbn-i Kesir, c. 8, s. 219.
[8] - et-Tenbih-u ve'l-Eşraf, s. 263.
[9] - Tarih-i Taberî, Avrupa basımı, c. 2, s. 396 - 397 ve Mısır basımı, s. 273 - 274.
[10] - Ahbaru't-Tival-i Dinverî, s. 263; biz bunu özetle Futuh-u İbn-i A'sem,, c. 5, s. 262 - 290'dan naklettik.
[11] - Buna yakın bir tabirle İsfehanî, "Ağanî" adlı kitabında, c. 1, s. 33'de kaydetmiştir.
[12] - Tarih-i Taberî, c. 6, s. 273 - 275, hicretin altmış birinci yılının olaylarının sonunda.
[13] - Tarih-i Taberî, c. 8, s. 2 - 5; hicretin altmış ikinci yılının olaylarının sonunda; biz bunu İbn-i Esir, c. 4, s. 40 - 42'den seçtik.
[14] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 3 - 13; Tarih-u İbn-i Esir, c. 4, s. 40 - 41 ve Tarih-u İbn-i Kesir, c. 8, s. 216; Ikdu'l-Ferid, c. 4, s. 388.
[15] - Tarih-i İslam, c.2, s. 356.
[16] - Tarih-i Yakubî, c. 2, s. 250.
[17] - Ağanî, c. 1, s. 34 - 35.
[18] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 7; Tarih-i İbn-i Esir, c. 4, s. 45.
[19] - Ağanî, c. 1, s. 36.
[20] - Emali-i Şecerî, s. 164.
[21] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 5 - 13; Tarih-i İbn-i Esir, c. 4, s. 44 - 45; Tarih-u İbn-i Kesir, c. 8, s. 219 ve Ağanî, c. 1, s. 35 - 36.
[22] - et-Tenbih-u ve'l İşraf, s. 263; Murucu'z-Zeheb, c. 3, s. 68 - 69; Ahbaru't-Tival, s. 265; bu kaynakta son iki beyit de geçmiştir. Biz birinci şiiri Taberi'den, c. 8, s. 6 ve İbn-i Esir'den getirdik ve yine bkz. Zehebî'nin Tarih-i İslam'ına, c. 2, s. 355.
[23] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 6 - 8; Tarih-i İbn-i Esir, c. 4, s. 45 - 46.
[24] - et-Tenbihu ve'l-Eşraf, s. 264 ve Ahbaru't-Tival, s. 265.
[25] - Tarih-u İslam-i Zehebî, c. 2, s. 356- 357.
[26] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 11; Tarih-i İbn-i Esir, c. 3, s. 47; Tarih-u İbn-i Kesir, c. 8, s. 220.
[27] - Tarih-i Yakubî, c. 6, s. 251.
[28] - Tarih-u İbn-i Kesir, c. 6, s. 234.
[29] - Tarih-u İbn-i Kesir, c. 8, s. 22.
[30] - Tarihu'l-Hulefa-i Siyutî, c. 209; Tarihu'l-Hamis, c. 2, s. 302.
[31] - Ahbaru't-Tival, -Dinverî- s. 269; Tarih-u İslam-i Zehebî, c. 2, s. 357.
[32] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 13.
[33] - et-Tenbih-u ve'l İşraf, s. 264; Murucu'z-Zeheb, c. 3, s. 71.
[34] - Tabakat-i İbn-i Saad, c. 5, s. 215; bu kaynakta Müslim hata olarak "Musrif" diye geçmiştir.
[35] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 12; Futuh-u İbn-i A'sem, c. 5, s. 300.
[36] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 11 - 12.
[37] - Ahbaru't-Tival, s. 265.
[38] - Ikdu'l-Ferid, c. 4, s. 390.
[39] - Tarih-u İbn-i Kesir, c. 8, s. 224; Dinverî'nin rivayeti ise Ahbaru't-Tival, s. 267.
[40] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 14; Tarih-i İbn-i Esir, c. 3, s. 49; Tarih-u İbn-i Kesir, c. 8, s. 225.
[41] - Tarih-u İbn-i Kesir, c. 8, s. 225.
[42] - Tarih-i Yakubî. 2, s. 251.
[43] - Futuh-u İbn-i A'sem, c. 5, s. 301.
[44] - Muruc-uz Zeheb, -Mes'udî- c. 3, s. 71 - 72.
[45] - Tarih-i Yakubî, c.2, s. 251 - 252.
[46] - Tarihu'l-Hamis, c. 2, s. 303; Tarih-i Siyutî, s. 9.
[47] - Ümm-ü Ferve'den maksat mancınıktır.
[48] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 14 - 15; Tarih-i İbn-i Esir, c. 4, s. 499; Tarih-u İbn-i Kesir, c. 8, s. 225.
[49] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 16 - 17, hicri 65. yılın olaylarında. Taberî ve diğerleri Abdullah b. Zubeyr'le Hasin b. Numeyr arasında diğer konuşmalar da zikretmişlerdir; biz burada onları zikretmeye gerek görmüyoruz. Biz özellikle Şam ordusunun perişan bir halde topraklarına dönüşünü özetle naklettik.
[50] - Tarih-i İbn-i Esir, c. 3, s. 135.
[51] - Ahbaru't-Tival, s. 314.
[52] - Murucu'z-Zeheb, c. 3, s. 113.
[53] - Tarih-i İbn-i Esir, c. 4, s. 136.
[54] - Tarih-u İslam-i Zehebî, c. 3, s. 114.
[55] - Tarih-u İbn-i Kesir, c. 8, s. 329.
[56] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 202, hicri 73. yılın olaylarında.
[57] - Tarih-u İslam-i Zehebî, c. 3, s. 114.
[58] - Tarih-i Taberî, Avrupa basımı, c. 2, s. 844 - 845; Tarih-u İbn-i Kesir, c. 8, s. 329; Ahbaru't-Tival, s. 314.
[59] - Tarihu'l-Hamis, c. 2,s . 305.
[60] - Futuh-u İbn-i A'sem, c. 6, s. 275 - 276.
[61] - Futuh-u İbn-i A'sem, c. 6, s. 275 - 276.
[62] - Tarih-i Taberî, c. 8, s. 202 - 205.
[63] - Tarih-u İbn-i Kesir, c. 8, s. 332; Futuh-u İbn-i A'sem, c. 6, s. 279; bu kaynakta Haccac'ın onu baş aşağı astığı vurgulanmaktadır.
[64] - Tarih-u İslam-i Zehebî, c. 3, s. 115.
[65] - Tarih-i Taberî, c. 7, s. 206, hicri 74. yılın olayları bölümünde.
[66] - Bkz. Tarih-i Taberî, Tarih-i İbn-i Esir, Tarih-u İbn-i Kesir, hicri 65, 66 - 67 ve 121 - 122 ve 125 yılının olayları bölümü.
[67] - Tarih-i Yakubî, c. 2, s. 345, 352 - 353; Tarih-i İbn-i Esir, c. 5, s. 144 ve 148, hicretin 130. yılının olaylarında; Murucu'z-Zeheb, c. 3, s. 286.
[68] - İrşad-i Şeyh Mufid (ö: 413 hicrî), s. 245; A'lamu'l-Verâ, s. 276; bu kitap, hicretin altıncı yüz yılının ileri gelenlerinden olan Fazl-i Tabersî'nin eseridir.
[69] - İbn-i Ukde, Hafız Ahmed b. Muhammed b. Said-i Hemdanî-i Kufî-i Zeydî-i Carudî hicretin 333 yılında vefat etmiştir. "Esmanu'r-Ricali'l-lezine Revu ani's-Sadık Erbaat-u Alaf Resul- kitabı onun telif eserlerindendir; müellif bu kitabında kaydettiği ravilerin her birinden bir hadis de rivayet etmiştir. İbn-i Ukde'nin hayatı için bkz. El-Kunye ve'l Elkab, c. 1, s. 346.
[70] - Ehl-i Beyt Mektebinde yazılan ilk kamil ve kapsamlı hadis kaynağı Sıkatu'l-İslam Ebu Cafer Muhammed b. Yakub b. İshak-i Kuleyni'nin (ö: 329 veya 328 hicri kamerî) "Kâfî" adlı eseridir; yazar, onda "Asıl"larını ve diğer küçük hadis tedvinlerini kaydetmek için yirmi yıl boyunca uzun yolculuklara çıkmıştır.
İkinci hadis kaynağını, Şeyh Saduk, Ebu Cafer Muhammed b. Ali b. Hüseyin Babeveyh-i Kummî (ö: 381 hk.) Kafî'den, "Asıl" kitaplarından ve diğer hadis mecmualarından alarak Ehl-i Beyt Mektebinde yazılmış olan ilk Fıkıh Kaynağı olan "Fakih-u Men La Yehzuruhu'l-Fakih" adlı kitabı yazmıştır.
Ondan sonra Şeyh Ebu Cafer Muhammed b. Hasan-i Tusî (ö: 460 hk.), şeyh Mufid'in "Muknia" adlı kitabının şerhinde "Tehzibu'l-Ahkam" kitabını yazmış, sonra da "el-İstibsar fi mâ İftelefe mine'l-Ahbar" kitabını kaleme almış ve "Üç Muhammed'in Kutub-u Erbaası" diye adlandırılmıştır. Sonra bu kitaplar (Kâfî, Men La Yehzuruhu'l-Fakih, Tehzib ve İstibsar) ilk günden bu yana Ehl-i Beyt Mektebi izleyicilerinin ilmiye havzalarının ders halkalarında tedris yörüngesi olmuştur. Bu kitaplar, Hulefa Mektebindeki kutub-i sitte gibidir; şu farkla ki Ehl-i Beyt Mektebi, Allah'ın Kitab'ı dışında hiçbir kitabın baştan sona tümünün sahih olduğunu gerekliliğini kabul etmemektedir.