Geri Beslemeler:Yazılar Yorumlar

Bulunduğunuz yer: Ana Sayfa » Alevilik » Hz. Ali, Alevilik, Aleviler ve Başkaları

Hz. Ali, Alevilik, Aleviler ve Başkaları

Günümüzdeki Durum

Alevilik, konusu, son yılların önemli bir gündem maddesidir. Alevilik konusunda günümüzde çok yoğun teorik ve dolayısıyla da pratik bir süreç yaşanmakta; ilgili, ilgisiz, bilgili bilgisiz herkes herşeyi söylemekte ve konu her yöne her şekilde çekilebilmektedir. Sonuçta bu konu, bir kavram kargaşası ya da çözümlenemeyen bir sorun olarak düğümlenmiş bulunmaktadır. Şüphesiz, bu duruma gelinmesinde, kendisini ”Alevi olarak kabul eden yoğun halk kitlelerinin” bulunmasının önemli bir rolü vardır. Bu sayısal çoğunluk, siyasal süreçte kitlelere yön vermek isteyen kişi ya da grupların iştahını kabartmakta, dolayısıyla herkes olayın bir yönünden çekiştirerek Alevi kitleyi yönlendirmek istemektedir. İşte bu nedenle günümüzde Alevilik konusu etrafında, bir yığın teorik ve pratik tartışma süreci başlamıştır. Alevilik sorunu, öyle veya böyle bir şekilde ve uzunca bir süreçte belli bir zemine ya da birkaç zemine oturacaktır. Toplumsal değişimler, süreç olarak uzun yıllara yayılmıştır. Alevilik süreci de uzun teorik değerlendirme ya da çatışmalardan sonra kendi asli zeminine oturacaktır.

Sorunun Tesbiti

Alevilik sorununun çözümü, temel olarak bu sorunun nereden kaynaklandığının tesbitiyle ilgilidir. Sorunun nereden kaynaklandığını tesbit edebilirsek, çözüm de bu ölçüde basitleşecektir. Bu noktada, herşeyden önce söylemeliyiz ki, bu konu kişilerin kendi duygu ve düşüncelerine göre açıklama yapmak istemelerinden dolayı günümüzdeki noktaya, tabiri caizse, kördüğüm noktasına gelmiştir. Bu nedenle, sağlam bir ölçü ya da kaynaktan hareket edilemez ise, veya farklı kaynak ya da tesbitlerden yola çıkarak konuya yaklaşımlar olursa, Aleviliğin bu ölçüde farklı açılımları olacağı muhakkaktır. Bu nedenle ”bana”, ”bize” ya da ”Anadolu’ya göre Alevilik” şeklinde yapılacak olan tüm açıklama ve açılımlar, eninde sonunda birbirleriyle çatışacak çelişecektir. Daha açıkca söylemek gerekirse ”Anadolu’da yaşanan şeye”, ”solcuya”, ”sağcıya”, ”Sünniye”, ”kendisini Alevi kabul edenlere”, ”kültüre” göre Alevilik şeklindeki yaklaşımlar veya temel tesbitlere göre Alevilik tanımlarına girilecek olunursa, Alevilik konusu, tıpkı günümüzdeki süreç gibi içinden çıkılamaz bir hale gelecektir.

Çıkış Yolunun Tesbiti

Tüm bu açmazlardan ya da çelişkilerden kurtulmak için çok sağlam bir tesbit yapmak, çıkış noktası bulmak zorundayız. Öyle bir çıkış noktası bulmalıyız ki, sorunun çözümü de o çıkış noktasının kavranabilmesinde saklı olsun. İşte bu noktada karşımıza kavramın ifade ettiği, işaret ettiği bir şahıs çıkmaktadır. Bu şahıs Hz. Ali’dir. Alevilik konusunu, kim nereye çekerse çeksin eninde sonunda da kavram Hz. Ali’nin şahsına veya fikrine bir ölçüde dayandırılmaktadır. Zaten Alevilik kavramı da nitelik açısından ilk aşamada Hz. Ali’yi sevmeyi, yolundan gitmeyi, ona bağlanmayı, ona hak vermeyi ifade edecek anlamları taşımaktadır. Alevilik, herşeyden önce, Hz. Ali ile ilgili bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. O halde çıkış noktası hiç şüphesiz ve tereddütsüz Hz. Ali olmalıdır. Hz. Ali’yi çıkış noktası olarak almayan bir açıklamanın konusu, zaten Alevilik olamaz.

O halde, neyin Alevilikle ilgili olup olmadığının tesbiti sorununun çözümü, Hz. Ali’nin kim olduğu ve neyi niçin savunduğuyla ilgili sorulara verilecek cevaba bağlı olacaktır. Hz. Ali’yi dışlayarak, yok sayarak yapılacak açıklamalar doğal olarak Alevilikle ilgili olmayan açıklamalar olacaktır. Yani Hz. Ali, sadece bir sembol olmayıp, Alevilik konusunun düğüm noktasıdır. Alevilik konusu ya Hz. Ali’nin görüş ve ilkelerine uygun bir zemine oturacak ya da savunulan fikirlere Alevilik dışında bir isim bulunacaktır. Yani savunulan ve açıklanan fikir solculuksa solculuk, sağcılıksa sağcılık, Sünnilikse Sünnilik olarak isimlendirilmelidir. Hz. Ali’nin fikirleri anlaşıldığında söylemek istediğimiz ifade kendiliğinden açığa çıkacaktır. Hz. Ali kimdir? Fikirleri Nedir? Eğer bu iki soruya sağlıklı cevaplar verebilirsek hem Alevilik sorunu belli bir zemine oturacak hem de çelişkiler çözümlenecektir.

Konuya Giriş

Hz. Ali, İslam Peygamberi ya da son peygamber olan Hz. Muhammed’in (sav) amcasının oğlu, damadı ve peygamberin kendi ifadesiyle ”velisi ve vasisi”dir. İslam peygamberinin babası Abdullah ile Hz. Ali’nin babası Ebu Talip kardeştir. Hz. Ebu Talib’in geçim sıkıntısını hafifletmek için Hz. Peygamber daha çocuk yaşlarındayken Hz. Ali’yi yanına almış, onun bakım ve yetiştirilmesini üstlenmişti. Hz. Ali de bütün yaşamı boyunca peygambere yardım etmiş ve onun ilkelerini, herkesten önce kabul etmiş; hayatı boyunca gözünü kırpmadan savunmuştu. Nitekim Hz. Peygamber, kızı Hz. Fatıma’yı Allah’ın emriyle Hz. Ali ile evlendirmiş ve peygamberin zürriyeti bu evlilikten doğan çocuklarla devam etmiştir.

Doğru kaynaklarda, Hz. Ali ile ilgili yüzlerce hadis bulunmaktadır ki, birkaçını buraya alıyoruz:

-“Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır. Kim o şehre girmek isterse, kapıya müracat etsin.”

-“Ey Ali, sen ve senin Şia’n (taraftarın) kurtuluşa erenlerdir.”

-“Ey Ali, benden sonra ümmetimin ihtilaf ettikleri şeyleri sen açıklayacaksın.”

-“Ali benden ve ben Ali’denim. Benim adıma kendim ve Ali’den başkası konuşamaz.”

-“Allah’ım, Ali’yi seveni sev, O’na düşman olana düşman ol.”

-“Ben kimin mevlasıysam, Ali onun mevlasıdır.”

İşte İslam peygamberinin bu kadar değer verdiği bir şahsın dostları, binlerce yıldır kendilerini tüm baskılara rağmen ”Alevi” olarak tanımlar. Ancak bu kavram yer ve bölgelere göre değişik ifadelerle de anılır, kullanılır. Arap ve Fars kaynaklarında Hz. Ali dostluğunu ya da taraftarlığını ifade etmek için ”Şii” veya ”Şia” kavramları kullanılır. Yani kelime anlamıyla önceliği ifade eder. Yine aynı ekolü ya da çizgiyi ifade eden ”Oniki İmamcılık”, ”Caferilik” kelimeleri de bu anlamda kullanılır. Yani Hz. Ali’ye özel bir önem veren Müslümanlar, kendilerini ve çizgilerini diğer Müslümanlardan ayırmak için Alevilik, Şiilik, Şialık, Caferilik, Oniki İmamcılık, Ehli Beytçilik, Kızılbaşlık gibi terimleri kullanmışlardır. Kimi ülkelerde bunların bir veya birkaçı birlikte kullanılırken, kimi ülkelerde de aynı anlama gelen diğer kavram kullanılmıştır. Türkiye’de ve Anadolu’da ”Alevilik” kavramı ağırlıklı olarak kullanılmaktadır. Ancak bu kavramlarla ifade edilen teori ve pratiğe baktığımızda, özellikle Anadolu ile Orta Doğu ülkelerindeki teori ve pratiklerin birbirlerini tutmadığı görülür. Oysa Hz. Ali ve kısaca ”Oniki İmamlar” diye tabir ettiğimiz peygamberin zürriyesi olan şahısların yaşantılarında, birbirini tutmayan çelişkili fikirler yoktur.

O halde, buradan da anlaşılacağı üzere, Hz. Ali dostluğu, hayat pratiğine yansırken, bazı uygulama ve teoriler, sanki Hz. Ali’nin fikriymiş gibi topluma sunulmuş ve bu fikirler de zamanla kökleşmiş ve farklılaşmıştır. Bu fikirler yıllarca, Hz. Ali adına yaşatıldığı için, günümüzdeki süreçte sanki Hz.Ali’nin fikriymiş gibi toplum belleğine yerleşmiştir. Yani Hz. Ali’nin ilkelerinden ve ondan günümüze gelen, direkt ve bozulmadan gelen kaynaklardan uzaklaşıldıkça, çizgiden sapmalar olmuştur. Bu durumda, Alevilikle ilgili olarak sağlam ve temel kaynakların belirlenmesi zaruridir. Bu da pek doğal olarak Hz. Peygamberin sözleriyle açıklanmıştır. İslam peygamberi tüm insanları Hakk’a davet ederken belli zaman fasıllarıyla şöyle demiştir:

-“Ehli Beyt’im, Nuh’un gemisi gibidir. Binenler kurtulur, binmeyen helak olur.”

-“Fatıma benim vücudumun bir parçasıdır, her kim onu gazaplandırırsa beni gazaplandırmış olur.”

-“Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin efendileridir.”

-“Oniki halife var olduğu sürece, İslam aziz olacaktır.”

-“Halifem oniki tanedir ve hepsi Kureyştendir.”

-“Bu din, Oniki İmam var olduğu sürece aziz ve ayakta duracaktır.”

-“Benden sonra, Oniki Emir olacaktır.”

-“Sizlere Ehli Beyt’im hakkında Allah’ı hatırlatırım.”

-“Yakında ümmetim yetmiş iki fırkaya bölünecek, onların içinden bir grup hariç hepsi helak olacaktır.”

-“Ya Ali, sen ve senin Şia’ların kurtulacaktır.”

Yine İslam tarihinde ”Gadiri Humm” denilen bir olay vardır. Bu olay, ”veda haccı” veya ”veda hutbesi” olarak da bilinir. Hz. Peygamber son hac dönüşünde

-“Ben sizlere iki paha biçilmez emanet bırakıyorum. Biri Allah’ın kitabı Kur’an, diğeri de Ehli Beyt’imdir. Kim bu iki emanete birlikte sarılırsa o kurtulacaktır”

demiştir. Hz. Peygamber ilk zamandan son zamanlarına dek, hep sürekli olarak Hz. Ali’yi, Ehli Beyt’i, Oniki İmamları övmüş ve bunların Kur’an’la birlikte en temel kaynak olduğunu tüm insanlığa bildirmiştir.

Ancak ne yazık ki, mazlum ve cahil halk kitleleri bu gerçeklerden, bu insanların ilkelerinden uzak bırakılmıştır. Günümüzde de bu süreç halen devam etmektedir. İslamiyet, Hz. Ali’nin ve Oniki İmamların dışında öğretilmeye ve öğrenilmeye çalışılmaktadır. Bunlardan anlaşılacağı üzere son peygamber olan Hz. Muhammed tüm peygamberlerin hedeflerinin nihai, odak noktasıdır. Hz. Adem’in, Hz. Nuh’un, Hz. İbrahim’in dini İslamiyetin içerisinde vücud bulmuş, yaşam bulmuştur. Hz. Ali’de işte bu İslam peygamberinin velisi ve vasisi olduğundan dolayı, Hz. Adem’den bu yana yaşamış olan tüm peygamberlerin ilke ve fikirleri Hz. Ali ve Oniki İmamların çizgisinde yaşatılmaktadır. Bu anlamda Aleviliğin genel anlamda Hz. Adem’den bu yana, özel anlamda da Hz. Ali’den bu yana yaşadığını söyleyebiliriz. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken husus, bu çizginin ”vahiy” kaynaklı olup, kültürel olmadığının anlaşılmasıdır. Söylemek istediğimiz şey, tüm dinlerin ortak yanı olan Allah, peygamber, ahiret fikrini en iyi bilen, açıklayan, tanımlayan şahıs, özel anlamda Hz. Ali’dir.

Aleviliğin Kazandırdığı Değer

İnsanı ve toplumu ilgilendiren tüm sorunların açıklanması, çözümü ya da ipuçları Hz. Ali ve Oniki İmamların ilkelerindedir. Allah fikri, dolayısıyla da peygamberlik fikri ve bunlara bağlı olarak da Oniki İmamların fikirleri temel anlamda kainatı açıklamak iddiasındadır. Alevilik, bu anlamda evrensel bir iddiadır. İnsanın, toplumun ve kainatın yorumunu yapacak bir iddiadır. Alevi bakışı, sorunlara açıklık ve çözüm getirir; dolayısıyla da insanı ilgilendiren her konuya duyarlıdır; toplumu ve kainatı ilgilendiren her sorunu, bilinmezi irdeler cevap arar, cevap verir. Alevi bakışı, insanın doğumundan ölümüne dek ve ondan sonrasını da açıklamak, göstermek, hissettirmek iddiasındadır. Alevi bakışının konusu, sadece nesnel gerçeklikler olmayıp nesnel olmayanla da ilgilidir. Oniki İmamların taşıdıkları değer ve ilkeler, yaşanmış ve yaşanacak olan bütün çelişkileri çözmek iddiasındadır. Alevilikte ka-yıtsızlık, çözümsüzlük, çaresizlik ve şaşkınlığa yer yoktur; çünkü Alevilik ilahi te-melli bir fikirdir ve Allah’ın iradesinde çözümsüzlük yoktur.

Alevilik ilkelerini kabul ederek, Alevi bakışıyla evrene bakan kişi, artık bir he-defe yönelmiş demektir. Alevilik bu anlamda, herşeyden önce Allah’ın rızasını kazanmaya  yönelik temel hedefe yönelmek anlamına da gelir. Kişi, kendisini ve kainatı lütfuyla yaratan Allah’ın yüceliğine istinaden, O’nun iradesine uygun olarak ruhunu ve bedenini yönlendirirse ya da başka bir deyimle Allah’ın ahlâkıyla ahlâklanabilirse; güzel ahlâk sahibi olabilmek için, Allah’ın buyurduğu gibi veya O’nun buyruğuna uygun olarak yaşamını ”helal, haram, mekruh, müstehab, mübah” gibi fıkhi hükümlerle bu hükümlerin felsefesini bilerek ve anlayarak yönlendirebilirse, böylece yüce yaratıcıya lütuflarından dolayı teşekkür etmeye çalışmış olacaktır. İslami deyimle ”kulluk” görevini yapacaktır. Şüphesiz, bu tür yönelişler, Allah’ın ihtiyacıyla ilgili olmayıp, kişinin bizzat kendi değerinin Allah katında yücelmesiyle ilgilidir. Biz Allah’ı her türlü eksik ve noksan sıfatlardan tenzih ederek biliriz. Eksiği ve noksanı olan Allah değildir. Bu şekildeki fıkhi ve irfani yöneliş sonucunda kişi, kendisiyle, kainat arasındaki ilişkiyi çözecek  ve kendi varlığının sebebi hikmetini bulacak ve görecektir. Kişinin bu yönelişi sırasında değer yargıları ve hayata bakışı değişecek, güzelleşecek ve kişi hayatın gerçek esprisini yakalayacaktır. Artık kişi, nereden gelip nereye doğru gittiğini ve sonuçta ne olacağını bilecektir. ”Nefsi cihad” da denilen bu süreç sonunda, kişide değerler devrimi olacak, kişinin gözünde bazı devler cüceleşecektir. Nihai aşamada, artık kişi akılla birlikte ulaşabileceği ”aşk” ya da ”tutku” sınırlarına ulaşacak ve Allah’ın lütfunu yani bağışlamasını ümitle bekleyecektir. Kişinin artık tek endişesi Yüce Allah’ın kendisinden bu lütfu esirgemesi korkusu olacaktır ve bu kişi, ümit ve korku arasında, belli bir günü bekleyecektir. Bu tür kişilerin çoğalması durumunda da ”her toplum layık olduğu çerçevede yönetilir” ilkesi gereğince, toplumun üst yapısında buna uygun değişimler olacaktır. Zaten dünyayı adaletle dolduracak önder olan Oniki İmam ve pratiği, temel kaynakları olmazsa olmazları vardır. Bunlar belirlidir ve bu noktalarda kişi, belirli bu ilkeleri, en azından teorik olarak kabullenmek durumundadır. Kişi bu ilkeleri kendi aklıyla, kendi düşünce ve muhakemesiyle bulup, onlara inanıp, teslim olmak durumundadır. Bu, doğmatik bir süreç olmayıp sonsuz bir süreçtir. Tüm bu çerçeveden anlaşılacağı gibi, Allah fikrini Allah’ın adıl olduğunu, Peygamber fikrini, Oniki İmamların imametini ve Ahiret alemini reddeden kişinin ya da kişilerin Alevi olmaları mümkün değildir.

Alevilikte Kaynak Sorunu ya da Sıkıntısı Üzerine Bakış

Alevilik sözkonusu olduğu zaman konuşan, yazan kimselerin mutlaka ve mutlaka Kur’an ve Oniki İmamlardan kaynaklar getirerek söz ve davranışlarını bu sahih kaynaklar çerçevesinde isbatlamak zorunluluğu vardır. Kaynakların da doğal olarak Arapça ve Farsça olması gerekmektedir. Hz. Peygamberin ve Oniki İmamların fikirlerini temel olarak bu Arapça ve Farsça kaynaklardan öğrenmek zorunluluğu vardır. Pek doğaldır ki o günden bugüne kadar gelen kaynakların bazıları, sahih değildir; yani çarpıtılmış kaynaklardır. Hangi kaynağın doğru, hangisinin yanlış olduğu konusunda da Alevi teorisinde Oniki İmamların senet zinciriyle onların dostlarından gelen kaynakların ve tefsirlerin veya hadislerin genel anlamda doğru kabul edileceği tezi vardır. Aleviyi kaynak bakımından Sünniden ayıran temel espride budur. Alevi kişi, İslamı anlama konusunda mutlaka Oniki İmamlara ve onların dostlarına senet zinciriyle dayanan kaynaklara öncelik verir; İslamı anlama ve yaşama konusunda Emevi, Abbasi, Osmanlı ve bunlarla işbirliği yapan kaynaklara güvenmez. Bu nedenle de Alevinin aldığı abdest ya da kıldığı namaz şekliyle Sünninin aldığı abdest ve namaz şekli farklıdır ve bu tip farklılıklar hem fıkıhda ve hem de İslamı anlama noktasında kendisini belli eder. Aleviyi diğer İslami ekollerden ayıran temel ölçü ve yaklaşımlardan birisi de zaten bu bakıştır. Bu noktada birkaç Alevi kaynağından en azından isim olarak bahsetmek gerekiyor. Aleviler, ”dua” konusunda ”Sahifeyi Seccadiye ve Kumeyl duası”; ”tefsir” konusunda ”Mecmail Beyan, Beyanı Hak, El mizan, Tefsirül Numune”; ”fıkıh” konusunda ”Lumeteyn, Usulü fıkıh, Muhtesar, Kifaye, Tevatur”; ”hadis” konusunda ”Usulü Kafi, İstibsar, Menla Yehzuruhul Fakih, Tehsibil Ahkam”; ”kelam” konusunda ”Temhidil usul, Usulü kelam”; ”tarih” konusunda, ”El irşad, Tarihi Tevatur,  Gıssası Kur’an, Müntehil Amal” gibi bazı kaynakları öncelikli olarak kullanır. Buna benzer birçok kaynak, Alevi-İslam anlayışında kullanılır. Ancak ne yazık ki Ana-dolu’da yaşayan Alevileri bu kaynaklardan kopardıkları için, onlar Aleviliklerini gerektiği gibi yaşayamamış; çünkü öğrenememiştir.

Başka insanların, toplumların ve ideolojilerin ilkelerinin Alevilik olarak sunulmasını önlemenin en temel yolu Kur’an ve Ehli Beyt çizgisindeki temel kaynaklara yönelmektir. Anadolu’da Alevilik adına cem yapılıp, semahlar dönülür ve dedeler dinlenir. Oysa ki bu uygulamalar, eski Türk ve Kürtlerin Şaman ve Zerdüşt dinlerine ait kültürel uygulamalardır ki, bu uygulamaların ne Kur’an’la ne de Oniki İmamlarla bir ilgileri yoktur.

Yine Anadolu’ya gelmiş ve Müslümanlığı kabul etmiş bazı kitleler eski inanışlarını, İslami çerçeve içerisine sokarak yaşatılmıştır. Bir müddet sonrada bu pratikler, değişik tarikatler tarafından İslam olarak algılanmış, Hz. Ali’ye atfedilmiştir. İşte Anadolu’da Osmanlı tarafından Anadolu’yu Sünnileştirmek ve yabancı unsurları Osmanlı lehine kullanabilmek amacıyla kurmuş oldukları Bektaşilik tarikatı, bunlardan birisidir. Anadolu’da yaşanan tüm kültürel öğelerden içerisinde birer parça bulunan bu tarikat, Hacı Bektaş adına onun ölümünden sonra Osmanlı tarafından örgütlenmiş olmasına rağmen, tıpkı diğer Sünni tarikatlar gibi, kendisini Hz. Ali’ye bağlayarak, bağlıymış gibi göstererek Hz. Ali’ye sempati duyan kitleleri Hz. Ali’nin yolundan ve temel kaynaklarından uzaklaştırmıştır. Bektaşilik nihai anlamda bir kültürel sentez olup, Sünni tasavvufçu Hacı Bektaş’tan da uzaklaşmış durumdadır. Hz. Ali’ye de uzaktır.

Alevileri Bekleyen Gelecek ve Sonuç

Anadolu’da yaşayan ve kendisini Hz. Ali’den yana sayan kişiler, temel kaynaklardan beslenemedikleri, uzaklaştırıldıkları için, mevcut sistemlerin ve ideolojik akımların otorite ve taaruzları karşısında kimliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Elbetteki bu duruma hemen gelinmemiştir. Günümüzde en yoğun olarak solcu, Bektaşi, Diyanet ve İlahiyat grupları, kendisini Alevi olarak kabul eden kitlelerin yönünü Oniki İmamların yaşadıkları bölgelerden uzaklaştırmak için çaba harcamaktadır. Temel kaynaklarından koparılan bu kitleler, sonuçta Bektaşileştirilmeye, Sünnileştirilmeye, sosyalistleştirilmeye, kapitalistleştirilmeye, Kemalistleştirilerek sistemin tüm ilkelerini gözü kapalı savunmaya doğru yönlendirilmek istenmektedir. Günümüzdeki süreç, bu süreçtir. Bugün baktığımızda çok yoğun olarak bir kimlik bunalımının yaşadığını görmekteyiz. Elbette bunun sadece Alevi kitlede olduğunu söylemiyoruz; ancak Alevi kitle üzerine daha yoğun gelinmektedir.

Günümüzde kişilerin kendisini hem Alevi hemde Sünni olarak ifade edebildiklerini; hem Alevi hem de Bektaşi olarak tanımlayabildiklerini; hem Alevi hem de solcu olarak nitelediklerini görebiliyoruz ki, bu duruma dikkat çekmek gerekir. Eğer bir kişi, Kur’an’ı, Hz. Ali’yi, Oniki İmamları tanıyarak, bilerek kendisini yetiştirmiş ve bunların ilkelerini de yaşam pratiğine geçirmişse, bu kişi artık solcu, sağcı, Bektaşi, Sünni, faşist, kapitalist, sosyalist ya da Kemalist olamaz. Alevi olan bir şahsın, artık Türklük, Kürtlük türünden milliyetçi yaklaşımları ve sorunları da olamaz.

Alevilik evrensel bir iddiadır, evrensel bir hülyadır, evrensel bir çözümlemedir. Oniki İmam fikirlerini kabul eden herkes, Alevidir. Bu nedenle milliyetçi ve ırkçı tezlerle ya da kan bağlarıyla insanı ve toplumu değerlendiren ölçüler, Aleviliği açıklayamaz. Bu nedenle Aleviliği ana, baba ya da belli bir bölge ve yere bağlayarak tesbit etmek, Hz. Ali’nin ilkelerini hiç bilmemek demektir.

İşte günümüzde Alevilik anlaşılma ve ayrışma sürecini birlikte yaşamaktadır. Kur’an ve Ehli Beyt ilkeleri doğrultusunda hareket eden ve bunu yaşamının her safhasında yaşatan insanlar, kurtuluşa erecek diğerleri bu yoldan uzaklaşacaktır.

Aslında Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında, Ehli Beyt ile ilgili birçok ayet görülecektir. Kur’an’da üçyüzü aşan sayıdaki ayette Ehli Beyt’ten ve onların başından geçen olaylardan bahsedilmektedir.

Kısaca söylemek istediğimiz, Ali’ye uyanlar Alevidir. Alevilik İslamiyetin özüdür. İslamiyeti, Kur’an ve Ehli Beyt çerçevesinde anlayıp yaşayanlar Oniki İmamlardan ve dostlarından öğrenenler ve kainat ile kendisinin kainattaki yerini Oniki İmamlara göre açıklayanlar Alevidir.

ALEVİLERİN GÜNÜMÜZ PRATİĞİNDEKİ TEMEL ÇELİŞKİSİ

Günümüz Aleviliğinin TEMEL ÇELİŞKİSİ, Cami-Cemevi arasında yapılacak tercih yada seçimle çözülecektir. Yapılacak bu tercih yada seçim Anadolu’da yaşayan ve kendisini  Alevi kabul eden, Oniki İmamları seven ancak BİLGİSİZ bırakılmış, MAZLUM bir toplumun GELECEKTEKİ YERİNİ belirleyecektir.

Önemle tekrar söylemek zorundayız. Eğer yapacağımız tercih yada seçim sadece bizi ilgilendirseydi yada sadece bu DÜNYA’YA ilişkin olan bir tercih olsaydı, bu konuya bu kadar önem vermeyebilirdik. ANCAK Alevi halkının bu tercihi bütün GELECEKTEKİ NESİLLERİ etkileyecektir. Bu tercih bizim MAHŞERDEKİ DURUMUMUZU etkileyecektir.Allah korusun sırf bizim yanlışımızdan dolayı gelecek nesillerinde helak olmasına sebep olabiliriz, GELECEKTEKİLERİNDE VEBALİNİ yüklenmek zorunda kalabiliriz. Allah korusun AHİRET ALEMİNDE, Oniki İmamların karşısında REZİL olabiliriz. Bu nedenle burada yapacağımız seçim ÇOK ÖNEMLİDİR.  Bu yüzden de bu konuya daha çok önem veriyoruz. Her iki olgununda beraberinde getireceği temel bazı unsurları sıralayarak MAZLUM ALEVİ halkının gelecekte nereye götürülmek istendiğini göz önüne sermek istiyoruz. Düşünürken ya da tercih yaparken PARÇALARI DEĞİL, BÜTÜNÜ GÖRMEK GEREKİYOR. Görmek isteyenlerin, kalbi temiz olanların kolaylıkla göreceğine inanıyoruz.Göremeyenler için ise Allah’tan hidayet diliyoruz. Gerçeği bile bile saptıranlara ise Allah’tan KAHIR ve BELA diliyoruz.

CAMİ CEMEVİ

İmam (Hoca) olacaktır……………………………………………….Baba, Dede olacaktır.

Müezzin olacaktır……………………………………………………..Halk ozanı olacaktır.

Ezan okunacaktır. (Aliyyen Veliyyullah)………………………….Saz Çalınacaktır.

Namaz kılınacak……………………………………………………….Semah dönülecek.

Kıbleye dönülecek. …………………………………………………..Post sahibine dönülecek.

Kur’an dinlenecek……………………………………………………..Masallar dinlenecek.

Helal, Haram, Müstehab, Mekruh öğretilecek…………………..Laiklik, Solculuk, Çağdaşlık vs.öğretilecek.

Akıl, Vahiyle beslenecek…………………………………………….Akıl Şeytan’dan beslenecek.

İslami Cemaat oluşacak……………………………………………..Arabesk yapı oluşacak.

İzzetli siyasi tavırlar……………………………………………………Kurulu düzene uşaklık.

Oniki İmam konuşulacak…………………………………………….Hacı Bektaş, Abdal Musa, Balım Sultan konuşulacak.

Caferi (Oniki İmam) Mezhebi uygulanacak……………………….Bektaşi tarikat kuralları uygulanacak.

Oniki İmam Külltürü (İslamın özü) yaşatılacak ………………….Şaman kültürü yaşatılacak.

Aleviler Alevileşecek…………………………………………………..Aleviler Bektaşileşecek.

Alevi-Sünni kardeşliği pekişecek……………………………………Alevi-Sünni zıtlaşması pekişecek.

Aleviler kendi kaderlerini kendileri tayin edecek…………………Alevileri başkaları yönlendirecek.

Aleviler bağımsız kimliklerini kazanacak………………………….Aleviler kimliksiz kalacak.

Alevilik, İzzet ve Şeref getirecek…………………………………….Kimliksizlik zillet getirecek.

Ehl-i Beyt’e yüzakı olunacak………………………………………..Ehl-i Beyt’e yüzkarası olunacak.

Mahşer günü alnı açık, başı dik…………………………………….Mahşerde yüzü kara, boynu bükük.

İslami Merkez…………………………………………………………..Materyalist olacak.

Onurlu bir Ümmet………………………………………………………İlkesiz bir Millet.

Allah (cc) Rızası………………………………………………………..Halkın Razılığı.

Gerçek  Sevgi,  Gerçek  Aşk………………………………………..Sahte sevgi, sözde sevgi.

Hüseyinler yetişecek………………………………………………….Yezidler yetişecek.

GELECEĞİMİZ HÜSEYİNLEŞECEK………………………………GELECEĞİMİZ YEZİDLEŞECEK.

Tercihinizi Yapın,   İZZET Mİ ?     ZİLLET Mİ ?

ALEVİLİK BAŞKADIR, BEKTAŞİLİK BAŞKADIR, KARIŞTIRMAYIN

Bektaşilik tarihi bir süreçtir, teori ve pratikleri yer ve zamana göre değişerek günümüze gelmiştir. İslamiyetle zıtlaşması olduğu gibi kendi içerisinde de birçok çelişkileri vardır. Birçok konuda kabul ve inkar içiçe girmiştir. Alevilikle bektaşiliğin başka başka şeyler olduğunu ortaya koyarken temel olarak günümüz bektaşilerini öne alıyoruz ve bu çerçevede bektaşiliğin tarihi genellemesini mukayeseli olarak yapıyoruz.

Dün geçmiştir, geleceği ise bilemiyoruz. Bugünü değerlendirerek günümüzü kurtarmaya ve geleceğide temizlemeye çalışıyoruz.

ALEVİLER, Allah’ı Oniki İmamların anlattığı gibi tanırlar ve inanırlar.

BEKTAŞİLER, Allah anlayışları çarpıktır, çelişkilidir, batıl inançların etkisi   altındadır. İnsanda tecelli konusunda Allah’ın ZATİ  ile SIFATİ yönlerini hep karıştırırlar. Vahdeti Vücuda inanırlar.

ALEVİLER, Allah’tan korkarlar, O’nu severler, Ümit ile Korku arasında beklerler.

BEKTAŞİLER, Allah’tan korkulması gerektiğine inanmazlar, korkmazlar. Seviyoruz diyede  sahtekarlık yaparlar çünkü Allah’ın emirlerini uygulamazlar.

ALEVİLERİN, Temel hedefleri Allah’ın Rızasını kazanmaktır. Allah için yerler, Allah için İbadet ederler, Allah için sabrederler, Allah rızası için cihad ederler, yaşarlar ve ölürler.

BEKTAŞİLERİN, Bu tür sorinları yoktur, pragmatik ve faydacıdırlar.

ALEVİLER, Nefsi Cihad yaparlar, Allah’ın KULU olduklarını hiç unutmazlar, Allah’a teşekkür boçları olduğunu hep hatırlarlar, Şükretmek ve teşekkür etmek içinde ibadet ederler.

BEKTAŞİLER, Nefislerine uyarlar, Allah’a karşı özgürlükcüdürler, Kul hakkını ön plana çıkararak Allah ile Kul ilişkisini daha açıkcası ibadeti inkar etmeyi, yok etmeyi amaçlarlar.

ALEVİLER, Peygamberimize Cebrail vasıtasıyla VAHİY geldiğine ve Masum (Günahsız) olduğuna inanırlar.

BEKTAŞİLER, Her fırsatta peygamberimizin AKILLI olduğunu söyleyerek çaktırmadan vahyi inkar ettirmeye çalışırlar, Peygamberin masumiyetine inanmazlar, istedikleri gibi ve her fırsatda peygamberimizi eleştirirlir.

ALEVİLER, Kur’an’a inanır ve teslim olurlar, uymaya çalışırlar.

BEKTAŞİLER, Kur’an’ın eksik olduğunu, el katıldığını söylerler. İşlerine geldiği gibi Kur’an’dan örnekler verirler, beğenmedikleri hükümleri inkar ederler.

ALEVİLER, Helal, haram, mekruh, müstehab ve mübahlara göre yaşamlarını düzenlerler.

BEKTAŞİLER, Bu tip sorunları yoktur, Keyfi ve akılcı davranırlar, El, Bel, Dil masalıyla ve soyut ilkelerle herşeyi geçiştirirler.

ALEVİLER, İnançlarını İslam Şeriatı yada Oniki İmam Şeriatı sözüyle ifade ederler.

BEKTAŞİLER, Emevi, Abbasi, Osmanlı şeriatının çelişkilerini göstererek her türlü şeriatı inkar ederler. Allah’ın, Peygamberin ve Oniki İmamların şeriatınıda dolayısıyla inkar etmiş olurlar.

ALEVİLER, Allah’ın Adil olduğuna, adaletli olduğuna inanırlar.

BEKTAŞİLER, Allah’ın adaletine inanmazlar, sürekli  eleştirirler, şikayet ederler, sızlanırlar. Bu konuda bolca fıkra uydurarak alay ederler.

ALEVİLER, Melek, Şeytan, Cin gibi gabi varlıkların  varlığına inanırlar.

BEKTAŞİLER, Bu tür konularda nesnel gerçekcidirler, materyalist davranırlar inanmazlar.

ALEVİLER, Oniki İmamların imametine inanırlar ve bilgilerini onlardan alırlar. Peygamberimize onlar vasıtasıyla ulaşmaya çalışırlar.

BEKTAŞİLER, Oniki İmamları sevdiklerini söylerler ama onları tanımazlar, onların bilgilerini bilmezler, onları hep araka planda tutmaya çalışırlar ve ön plana hep başka isimleri geçirirler. Oniki İmamların sözlerine uymazlar, yaptıklarını yapmazlar.

ALEVİLERİN, Anlattıkları her olayın yazılı kaynağı vardır ve bu kaynaklar Arapça ve Farsçadır. Günümüzde de yeni yeni Türkçeye çevrilmektedir.

BEKTAŞİLERİN, Yazılı kaynakları yoktur,  kaynakları şifai yani sözlü ve Türkçedir. Sıkışırlarsa kaynaklarının yakıldığını, imha edildiğini söylerler. Anlattıkları pek çok şeyde Kırklar cemi gibi kaynaksız ve uyduruk masallardır. Bunlarla haklı uyutup dururlar.

ALEVİLERİN, Söz ve eylemleri Onik İmamların bilgilerine dayandığı için Aleviler, Oniki imamlara benzemeye çalışırlar.

BEKTAŞİLER, İçerisinde her türlü ilkeye ve insana rastlamak mümkündür. Yezid’e lanet okurlar ama yaptıkları çok şey yezid’in yaptıklarıdır.

ALEVİLERİN, Temel ilkeleri Ehl-i Beyt’in dostuna dost, düşmanına düşman olmak esasına dayanır.

BEKTAŞİLER, Yetmişiki milleti bir gördüklerini söylerler, dostuda düşmanıda seviyoruz derler, Cemevlerinde Ehl-i Beyt’le ilgisi olmayan insanların resimlerinide bulundurabilirler.

ALEVİLER, Caferi mezhebini bilir ve uygularlar. Caferi mezhebine göre yaşamlarını düzenlerler, Abdest alıp, Namaz kılarlar, gusül alırlar, ezan okurlar, nikah kıyarlar. Şekle ve Öze birlikte önem verirler.

BEKTAŞİLER, Caferi olduklarını söylerler ama hükümlerini bilmedikleri gibi şeklide inkar ederelr, Batını öne çıkarırlar. Buyruk dedikleri  kitabları uyduruktur. İslami şekli hükümleri inkar ederler ama bektaşi erkanlarındaki tüm uyduruk şekilleride uygulamaktan utanmazlar.

ALEVİLERİN, Hocaları, Alimleri, Seyyidleri, Müezzinleri, Cemaatleri vardır.

BEKTAŞİLERİN, Dedeleri, Babaları, Anaları, Halk ozanları, Talibleri vardır.

ALEVİLER, Cami yada Mescid yaparlar, Oniki İmamların Mezhebine göre İslami İbadetleriyle meşgul olurlar.

BEKTAŞİLER, Cemevii yaparlar, sazla, sözle, semahla, yeme içmeyle, masallarla ibadet yaptıklarını söylerler.

ALEVİLER, Takiyye dışında hiçbir şekilde inançlarından taviz vermezler.

BEKTAŞİLER, Biraz sıkışınca tavize başlarlar, Hem dede, hem hoca olsun, hem cami, hem cemevi olsun diyecek  kadarda utanmazlar.

ALEVİLERİN, Temel bilgileri yada kaynakları Kur’an ve Ehl-i Beyt İmamlarına dayanır.

BEKTAŞİLER, İse inançları içerisinde Tasavvufi, Batıni, Melami, Hurufi, Kalenderi, Ahi, Şamanist, Hristiyan, Yahudi, Haydari ve çeşitli kültür ve inançları barındırır.

ALEVİLERİN, Siyasi tavırları ve yaşamları İzzetli ve Şereflidir.

BEKTAŞİLER, İse her kurulu düzenin köleliğini yaparlar. Her iktidara hizmet ederler, Kul köle olurlar, ilkelerini savunurlar. En çok Osmanlı’dan nefret ettiklerini söylerler ama bununla en çok Osmanlı’ya hizmet ettiklerini gizlemeye, saklamaya çalışırlar.

ALEVİLERİN, İçki içmezler, haram olduğunu bilirler ve içkinin olduğu yerde durmazlar.

BEKTAŞİLER, İçkiyi meşru bir içecek olarak kabul ederler, fazla sıkışırlarsa SIR dersen içebilirsin derler, bu DOLU’dur derler yada CEM’lerde içilmez derler.

ALEVİLER, Beş vakit namazı Caferi mezhebine göre birleştirerek üç vakitde kılarlar. Namaz bir Alevi için herşeydir, Hayatın en önemli gayesidir. OLMAZSA OLMAZ koşuludur.

BEKTAŞİLER, İlk aşamada namazı inkar ederler ama sıkışırlarsa HALKA NAMAZI yada GECE NAMAZI yada NİYAZ vardır derler.

ALEVİLER, Ramazan ayı orucunun farz olduğuna inanırlar ve bu ayda oruç tutarlar.

BEKTAŞİLER, Ramazan ayı orucununu inkar ederler, Muharrem orucunu bunun yerine koyarlar, Farz ile sevabı birbirine karıştırırlar.

ALEVİLERDEN, Durumları iyi olanlar farz olduğu için Hacc’a giderler.

BEKTAŞİLER, Hacc’ı inkar ederler, Ölüye değil diriye gideriz derler, Hacı Bektaş kasabasını ziyareti Hacc yerine koyarlar.

ALEVİLERİN, Ondört Masumun, Peygamberimiz(sav), Kızı Hz.Fatma(as) ve Oniki İmamlar(as) olduğunu bilirler ve söylerler.

BEKTAŞİLER, İse masumiyeti inkaretmek için Ondört masumun kerbela’da öldürülen çocuklar olduğunu söylerler.

ALEVİLER, Ahiret gününe, ceza gününe, kıyamete, cennet ve cehenneme inanırlar.

BEKTAŞİLER, Cennet ve Cehennemin bu dünyada olduğunu sık sık söyleyerek çaktırmadan ahireti inkar ederler. Ahiret gününü anlatan hiçbir anlatımları yoktur.

ALEVİLER, Aleviliğin islamiyetin ÖZÜ olduğunu bilirler. BEKTAŞİLER ise KÜLTÜR SENTEZİ olduklarını bilirler, İslam dışıdırlar. Ne kadar Alevi ne kadar Bektaşi olduğunuza siz karar verin.

Alevi mi, Bektaşi mi olacağınıza siz KARAR VERİN.

İzzeti mi, Zilleti mi seçeceksiniz siz KARAR VERİN.

Oniki İmam dostu mu, Yezid’in dostu mu olacaksınız siz KARAR VERİN.

Yüce Allah yardımcımız, Ehl-i Beyt Şefaatcimiz, İmamı Zaman Mehdi önderimiz olsun.

“HAKKI, BATIL İLE KARIŞTIRMAYIN. BİLE BİLE GERÇEĞİ UNUTUP GİZLEMEYİN.”
(Bakara s. 42. Ayet)


İçeriği paylaşabilirsiniz

  • Facebook
  • Twitter
  • Google
  • Google Reader
  • Live
  • MySpace
  • Print
Etiketler:, ,

Toplam 3 yorum bulunmaktadır

  1. 1
    gülüzar gürbüz diyor ki:

    hayirli aksamlar herkezin bayrami mubarek ve kutlu salik olsun cok tesekür ederim bu siteyi kurdunuz icin cok güzel site sayin musa karakas dedi gibi ali sis alevi olmaz tesekürler

  2. 2
    erdi diyor ki:

    bu siteyi kım kurduysa allah azze ve celle ondan razı olsun tek yol alevi caferi namaz salat ve takva

  3. 3
    hatice diyor ki:

    Selamun Aleykum….
    evet bu sitede emeği geçen herkesten Allah razı olsun…büyük bir cesaret,büyük bir başkaldırıı…ama bu yetmez…daha katedecek çoook uzun yolumuz var..mesela bir tv kanalı olması çok etkili olur….yani burdaki gerçek Aleviliği anlatmak adına…
    Allahın rahmeti, bereketi Peygamber Efendimiz(s.a.a) ve Ehlibeyt üzerine olsun…Rabbim tüm Alevi camiasını Ehlibeyt yolunu doğru görmeyi ve Aleviliğin içini
    dolduracak şekilde yaşamayı hepimize nasip etsin…..

Yorum Yaz

Yorumunuz

*

© 2010 Alevisesi.com · Tüm Hakları Saklıdır.