Ana Sayfa > Bektaşilik ve Hacı Bektaş > Hacı Bektaş Kimdir?

                   Hacı Bektaş Kimdir?

    Günümüz dünyasında insanlar ve fikirleri çok yoğun teorik baskılar altında olduğu için insanlar fikirlerini netleştirmekte sorun yaşamaktadır.Kavramların ve isimlerin hemen tamamı doğrularla yanlışların iç içe girdiği bir süreçte rahatlıkla tanımlanamaz ve ifade edilemez duruma getirilmiştir.Örneğin bir demokrasi tanımından sosyal demokrasi,liberal demokrasi,burjuva demokrasisi ya da sosyalist demokrasi şeklinde yorumlar çıkabilmekte gerek islam ya da gerek islamın herhangi bir konusu birçok kişi tarafından değişik ifadelerle,tanımlarla sunulabilmektedir.Yine mesela Hacı Bektaş;söz konusu olduğunda da bir çok değişik algılama  ortaya atılmaktadır.

    Bu fikri karmaşa nedeniyle de insanlar fikirsel olarak netleşememekte ve gideceği hedefe doğru ilerleyemez hale getirilmektedir.Artık kavramları ve isimleri ifade ederken ya da tanımlarken sıfatlardan ve uzun uzun yorumlardan yola çıkmak zorunda kalınmaktadır.

    Söz gelimi  ‘Ben Aleviyim’ dedikten sonra birçok değişik Alevilik yorumu olduğu ve konu kendi temelinden uzaklaştırıldığı için cümlenin başına ya da sonuna Ehli Beyt’ciyim,Oniki İmamcıyım ya da Caferiyim gibi sıfat ve tamlamalar eklemek zorunluluğu doğmaktadır.

    Bu nedenle ülkemizde İslamın ve islami isimlerin ve kavramların ciddi bir şekilde yeniden ele alınması ve tanımlanması,çerçevesinin açık ve net biçimde ortaya konulması gerekmektedir.Bu sorunun çözümünde alimler ve aydınlar öncelikli sorumludurlar,alim ve aydının ya da her iki özelliği üzerinde taşıyan kişilerin bu sorumluluk bilinciyle hareket etmesi titiz olması düşüncelerini net bir şekilde ortaya koyması gerekmektedir.Aksi taktirde avam ya da halk içinden çıkamayacağı sorunlarla boğuşacak ve belki de doğru yönü hiç bulamayacaktır.

    Bu anlamda günümüz sürecinde Hacı Bektaş ismi etrafında yaşanan fikirsel karmaşayı çözmek öncelikli sorunlardan birisi haline de gelmiştir.

    Fikirler kişilerin  isimleri üzerine inşaa edildiği için kişilerin tanınması ve o kişilerin tarihteki gerçek yerlerine oturtulması önemlidir.

    İşte bu çerçevede Hacı Bektaş kimliğinin aydınlatılması amacıyla bu yazıyı kaleme aldım.Onun ne yediği,ne içtiği yada evlenip evlenmediği yada kaç yılında doğduğu türünden sorunları öncelikli sorun saymadığım için bu yazımda Hacı Bektaş’ın SOYU ve YOLU ile ilgili olarak yaptığım tesbitleri  öncelikli olarak delilleriyle birlikte sunuyorum.

            SOYU.....

Genel bilgi olarak Osmanlı döneminde bazı bölgelerde seyyitlerin tesbiti için SADAT NİKABETİ denilen kuruluşlar kurulmuş ve başlarına NAKİB’UL EŞRAF denilen kişiler atanarak; iki şahit getiren bir çok kişiye Seyyit olduğuna dair SİYADET BERATI denilen belgeler verilmişti.Bu belgeyi alanların çoğaldığı fark edildiğinde kurumun faaliyetleri durduruluyordu.Seyyitlerin tesbiti konusunda osmanlı son derece ciddiyetsizce ve çelişkili hareket etmiş ve Kur’ansal bir kurumu ve içeriğini sulandırmış ve kendi zemininden uzaklaştırmıştır.Bu anlamda tutulan  SECEREYİ TAYYİBE  defterleri de doğal olarak güvenilirlikten uzaktı.

Hacı Bektaş’tan bahseden 13 ve 14.yüzyıla ilişkin vakfiyeler ve bazı el yazmaları ondan bahsederken  HACI BEKTAŞ EL HORASANİ  tanımını kullanmaktadır.Hatta Hacı Bektaş’a ait olduğu genel kabul gören MAKALAT nüshalarında sunuş kısmında :’SULTAN HACI BEKTAŞ EL HORASANİ RAHMETULLAHİ ALEYH BÖYLE BEYAN KILARIMKİ’ denilmekte ve Seyyitlik iddiası bulunmamaktadır.Yine bazılarının  Hacı Bektaş’a ait olduğunu kabul ettiği ŞERHİ BESMELE isimli eserde de ‘KİTAB-E TEFSİR-E BESMELE MAKALAT HACI BEKTAŞ RAHMETULLAH’diye sunulmakta ve seyyitlik iddiası bulunmamaktadır.

Hacı Bektaş’ın Seyyitliğine ilişkin anadoludaki ilk kaynak 1481-1501 yılları arasında Osmanlı padişahı 2.Bayezid’in emriyle sarayda Firdevsi Tavil tarafından hazırlanan HACI BEKTAŞ VİLAYETNAMESİDİR.Bu eser halka Hacı Bektaş’ı VELİ,SEYYİT ve KAREMAT SAHİBİ olarak tanıtmak amacıyla onun ölümünden yaklaşık 300 yıl sonra yazdırılmış masalımsı huviyette  ve hiçbir kaynak vermeksizin hazırlanmış  bir eserdir.

Nitekim bu eserden sonra Hacı Bektaş anadoluda SEYYİTveVELİ olarak tanınmış,2.Bayezid’de VELİ olarak kabul görmüştür.Vilayetname yazarı Hacı Bektaş’ı 3 isimle İmam Musa Kazım’a bağlayarak Seyyit ilan etmiştir.Ancak buradaki naklin matematik hesabıyla  doğru kabul edilmesi mümkün değildir.Bunu fark eden kimliği belirsiz biriside bazı Vilayetname nüshalarının bu bölümünün kenarına  fazladan isimler ekleyerek  10 isim yazıp aradaki zaman farkını kapatmak istemiştir.

Ancak ne var ki  gerek bu 3 ismin ve gerekse orijinal el yazmalarına zaman farkını kaldırmak için sonradan eklenen  10 ismin uydurma olduğunu ilk olarak Rahmetli Gölpınarlı tesbit etmiş ve Hacı Bektaş Vilayetnamesinin tercümesini yaptığı kitabında bu isimlerin ve iddiaların ‘Dönemin geleneklerinin zorlamasından kaynaklanan’ uydurmalar olduğunu belirtmiştir.(1)

 

Anadoluda yazılan hemen tüm kaynaklar  bu bahsettiğim Hacı Bektaş Vilayetnamesinden hareketle yazılmış olup buradaki iddiaları  tekrardan öte gitmezler.Dolayısıyla da temel kaynak kabul edilen Hacı Bektaş Vilayetnamesi masalımsı ve çelişkilerle dolu olup hiçbir doğru kaynağa da dayanmadığı için üzerine bina edilen tüm fikirlerde en baştan beri dayanaksız,temelsiz bulunmaktadır.

 

Anadolu dışındaki kaynaklarda ise ilk olarak Abd er Rahman b.abd el Muhsin el VASITİ’NİN  eseri olan ‘TİRYAKU’L MUHİBBİN’ de sadece bir cümleyle :’HORASANLI SEYYİD HACI BEKTAŞ ANADOLUYA YERLEŞMİŞ OLUP AHMED EL YESEVİ YOLUYLA EBU BEKİR EL SIDDIKA ULAŞIR’(2) denmektedir.74 sayfalık bu eser 1887 tarihinde Mısır’da basılmış olup   1342 yılında ölen Vasıtinin böyle söylediği iddia edilir.Eser Rufai şeyhinin menkıbelerini anlatma amacıyla yazılmış olup Vilayetnameden farksız bir anlatımla sünni Ahmet Er Rufai’nin kerametlerini! anlatmaktadır.Tamamen Sünni anlayışın övüldüğü ve sünni tarikat ve tasavvufcuların isimlerinin de anıldığı eserde hemen herkes Seyyit diye takdim edilmektedir.

Hiçbir temele dayanmaksızın sünni tüm tarikat şeyhlerinin Seyyit ilan edildiği bu kaynak elbette ciddiye alınamaz.

Bu  bahsini ettiğim Hacı Bektaş vilayetname nüshaları yada yazmaları dışında bunlardan esinlenen birçok kaynakta bu iddialar yüzyıllardır sürekli tekrarlanır durur.Öyle ki artık anadolu halkı bu konuda öylesine şartlandırılmıştır ki şifai anlatımlarda Hacı Bektaş’ın seyyitliği ön kabul görmüştür.

 

            Özetlersek;

1-Bir kere Hacı Bektaş için seyyit diyen kaynaklar kendi içinde tutarsızdırlar.Bu kaynakların kimi onu İmam Musa Kazım’a kimide İmam Rıza’ya  bağlarlar.Dahası  tüm bu kaynaklar aradaki süreyi doldurmak için verdikleri isimler konusunda da birbirinden farklıdırlar ve yine isimlerin sayıları da farklıdır.Kimi 4 isimle kimi 7 kimi 11 isimle onu adı geçen imamlara bağlama çabası içindedirler.

2-Yine isimler ve sayılarla bu çaba içerisine giren kaynakların hiçbirisi bu isim ve sayıları aldığı temel  secere kaynağının ismini veremez.Çünkü sayılarda isimlerde çoğunlukla  kulaktan duyma ve uydurmadır.

Aynı çelişkiler ondan seyyit olarak ilk bahseden  tiryakül muhibbin ve Hacı Bektaş vilayetnamesi içinde geçerlidir.Tiryakül muhibbinde  isim,sayı ve kaynak verilmeksizin seyyit ilan edilirken

Bu eserde ismi geçen şahısların hemen hepsinin de seyyit kabul edildiği eserin sünni tasavvufi bir anlayışla yazıldığı ve Hacı Bektaş’ın Ebu Bekir’e bağlandığı görülecektir.

Hacı bektaş vilayetnamesinde  ise 4 isim verilir ancak kaynak verilmez. 4 isimle İmam Musa kazım’a ulaşmanın mümkün olmadığını düşünen biriside bu isimlere 7 isim daha ekleyerek amacına ulaşmak istemiş  ancak durumu vilayetname şerhinde inceleyen rahmetli Gölpınarlı bunların uydurma olduğunu tesbit etmiştir.

Zaten Hacı Bektaş  vilayetnamesini ve diğer vilayetnameleri okuyan herkes bunların  masal kitabından farksız olduğunu anlayacaktır.Taşı ekmek yapabilen!,bir erkeğe çocuk doğurtan !güvercin kılığında uçabilen !hacı bektaş’ın bunları yapabilmesi ! için tabi ki seyyit !olması gerekiyordu,Hacı Bektaş vilayetnamesinin mantığı budur.

3-Dahası anadolu sünni din geleneğinde tanınmış din adamlarının  seyyit yapılması geleneği de bulunmaktadır.Bu durum Osmanlının çabalarıyla inanılmaz düzeylere çıkmıştır.Tasavvufi tarikatların takipçilerinin hemen tamamı önde gelenlerinin seyyit olduğuna inanır.Yine bunlardan birisi Abdülkadir Geylanidir.Hiçbir kaynak ve belge olmaksızın tıpkı hacı bektaş gibi Geylani de seyyit olarak bilinir.Yine bir başka ünlü Ahmet Yeseviyide hiçbir temeli olmaksızın Seyyit kabul eden kaynaklar vardır.Bu isimlere Ahmed er rufai,Ahmed bedevi,İbrahim Dusiki ,Sa’düddin cibavi gibi sünni tarikatların önde gelenlerinden birçok isim daha eklenebilir.

4-Hacı bektaşın kardeşinin isminin Menteş yada mintaş olduğu düşünülürse ve tüm kaynaklarda ilk  dönemden bu yana Bektaş isminin kullanıldığı düşünülürse Hacı bektaşın lakabının  değil gerçek isminin Bektaş olduğu bellidir.Bu anlamda isim bilim bakımından Menteş ve Bektaş ses uyumu içindedir.

 Anadolu dışında seyyitlerin secerelerinin kaydedildiği ciddi belgelerde Bektaş ismine rastlanılamaz,böyle bir isim secere bilgilerini veren kaynaklarda yoktur.

Yine Gölpınarlı gibi bu konuda araştırma yapan ciddi araştırmacılardan E.Coşan da ‘Hacı Bektaş Makalatında’Seyyitlik konusundaki iddiaları ‘sağlam ve tatmin edici olmaktan uzak’bulmakta yine E.R.fığlalı da ‘Türkiyede alevilik Bektaşilik’isimli kitabında ‘durumun devrin geleneğine uyularak hacı bektaş’a seyyit sıfatının verilmek istenmesinden kaynaklandığını’belirtmektedir.Y.Nuri ÖZTÜRK ise’Tarih boyunca Bektaşilik ‘isimli eserinde  verilen secerelerinTarih açısından gerçekliğini tahkik ve tesbitin mümkün olmadığını......şöyle veya böyle,bu mesele,yeni vesikaların zuhuruna kadar,ortada kalmaya mahküm bulunmaktadır’diyerek tereddütünü ifade etmektedir.

 

 Hemen tüm kaynakların Hacı Bektaş’ın seyyitliğini 1480-1500 yıllarda sarayda yazdırılan Hacı bektaş vilayetnamesine dayandırdığı ve Vilayetname’nin de  çelişkilerle dolu masalımsı ve hiçbir ciddi kaynağa dayanmayan dahası kaynakta göstermeyen,söylentilerin derlendiği bir eser olduğu ,anadolu dışındaki secerelerde de Bektaş ismine rastlanmadığı ve yazılan hiçbir eserde de başka ciddi ve güvenilir kaynak verilmediği ve verilen isim ve sayılarında kendi içlerinde çelişkili olduğu ve gerçeklerle ilgisi olmadıkları birlikte düşünüldüğünde Hacı Bektaş’ın seyyitliği iddiasının havada kaldığı,uydurma olduğu açıkça görülmektedir.

Dolayısıyla Hacı bektaş’ın seyyitliğini iddia edenlerin yukarıda anlattığım çerçevede  ve bugün bilinen kaynaklar çerçevesinde yanıldıklarını söyleyebiliyoruz.

  Günümüzde kanıt olarak gösterilen kaynaklar dışında kanıt yada kaynak yok ise Hacı Bektaş seyyit değildir.Yeni CİDDİ VE GÜVENİLİR bir kaynak gösterilir ya da bulunur ise konu tekrar ciddiyetle incelenebilir.

 

            HACI BEKTAŞ’IN YOLU

 

Bir insanın ideolojik çizgisini öncelikle yazdığı eserlerden ve hayatına yansıyan pratiklerden yola çıkarak tanıyabiliriz.Eğer söz konusu kişi tarihi bir kişilikse bu durumda başka şahısların onun hakkındaki düşünceleri de bizim için kaynaktır.

            1-MAKALAT DİKKATE ALINDIĞINDA DURUM:

Konu Hacı Bektaş olduğuna göre ona ait olduğu genel kabul gören MAKALAT bu konuda öncelikli olmaktadır.Makalat ‘Sözler’ anlamına geliyor.15.yüzyıl ortalarına doğru yazılan ve Hacı Bektaş’ın sözleri diye taktim edilen ve Sait Emre isimli bir kişi tarafından kaleme alındığı belirtilen bu eser hemen tüm araştırmacıların Hacı Bektaş’a ait olduğunu kabul ettikleri bir eserdir.Eseri kimin tercüme ettiği,orjinalinin arapça mı Türkçe mi olduğu tartışmalarına girmeksizin irdeliyorum

Eserde karşımıza genel İslami deyimler,kavramlar,konular ve şahıslar çıkıyor.Bu anlamda bu sözlerin müslüman birisine ait olduğunu rahatlıkla söyleyebiliyoruz.

Eserde genel olarak sünni tasavvufcuların kullandığı 4 kapı,kırk makam felsefesi anlatılıyor.Yine ele alınan tüm konular sünni islami anlayış çerçevesinde değerlendiriliyor ve işleniyor.Örneğin:Şeriatın ilk makamı iman anlatılırken ‘Hayır ve şerrin Allahtan olduğuna inanmak’gerekir deniyor.Şeriatın 7. makamı ‘Sünneti cemaat olmaktır’ deniliyor.

Hakikatın makamları anlatılırken :’Bir müslüman  Hz.Muhammed’(Sav)in  sahabelerinden birisini haksız bilse işlediği bütün ameller heba olur’deniyor.Yine Mesela Kültür bakanlığınca yayınlanan(3) orijinal nüshada’Muhammed baş parmak,Ebu bekir şehadet parmağı,Ömer orta parmak,Osman teharet parmağı,Ali serçe parmak gibidir‘deniliyor.Ki bu konularda bilgi sahibi olanlar tüm bu cümlelerin sünni islami anlayış sahibi birisi tarafından söylenebileceğini bilir.

Yine Makalat’da 12 imamlardan kaynak verilmediği de göz önüne alınırsa Makalat’ı yazanın yada yazdıranın sünni olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor.

            2-ŞERHİ BESMELE DİKKATE ALINIRSA :

Manisa kitap sarayında 1985 yılında araştırmacı Rüştü Şardağ tarafından bulunan eserin başlığında :’Kitab-e tefsire-besmele makalat hacı bektaş rahmetullah’diye yazıyor ve Cafer b.hasan tarafından 1423 yılında kaleme alındığı bilgisi veriliyor.Araştırmacıların yine çoğu bu eserin Hacı Bektaş’ın sözlerinden oluştuğunu kabul ediyor.

Bu eserde de tıpkı Makalat’da olduğu gibi İslami kavram ve konular sünni tasavvufi anlamda işleniyor.Örneğin:’ İnananlara  cennette Allah’ın yüzünün !!! gösterileceği !!! anlatılıyor.Sünni saltanatçı ve tasavvufculardan bahsediliyor.Ve yine  12 imamlardan kaynak ya da alıntı yapılmıyor.

Şerhi Besmele yazanın yada yazdıranın Sünni olduğu gerçeğini rahatlıkla görebiliyoruz.

            3-OSMANLI SULTANLARININ BAKIŞI DİKKATE ALINIRSA:

 

Bugün pirevi diye bilinen yerdeki türbe ve yatırların Osmanlı sultanları’ Murat gazi,Orhan gazi,1.Murat,2.Murat,2.Bayezid,Abdülaziz’dönemlerinde yapıldığına ilişkin birçok osmanlı kaynağı bulunuyor.(4)

Bu anlamda Osmanlı padişahlarının hemen tamamının pirevine saygı duyduğu ,desteklediği biliniyor.Hatta bunlardan 2.Bayezid’in ve Abdülazizin Bektaşi olduğu ve Yavuz Selim’inde bizzat türbeyi ziyaret ettiği sürekli olarak söyleniyor,yazılıyor.Hatta Mengüç küpeyi Pirevi ziyaretinde takıp Bektaşi olduğu da doğru veya yanlış anlatılıyor.

Yine Vakayi Hayriye diyede bilinen 1826 olaylarında Yeniçeriliği kaldıran ve bağ nedeniyle İstanbuldaki Bektaşileride dağıtan 2.Mahmut en çok kızdığı bu anda dahi Hacı Bektaş türbesine zarar verilmesini önlüyor,türbeyi koruyor,yaşatıyor,destekliyor.

Ve yine Hacı Bektaş türbesi ve vakfiyesi Osmanlının tüm sultanlarınca Ayrıcalıklı vakıf olarak besleniyor ve ödenek ayrılıyor.

Sünni kimliği kuruluşundan bu yana giderek keskinleşen ve o oranda da Alevilere ‘Kızılbaş ya da rafizi’diye saldıran bu sultanların  Hacı Bektaş söz konusu olduğunda sevgi ve saygı beslemelerinin bir anlamı yok mu ? diye soruyorum.

Eğer çıkış ya da bakış noktamız Osmanlı sultanlarına dayanacak ise Hacı Bektaş’ında sünni olduğu gerçeği karşımıza çıkıyor.

            4-YENİÇERİ VE BEKTAŞİ BAĞI  DİKKATE ALINIRSA:

Yeniçerilik Osmanlı tarafından silahlı ordu olarak kurulurken ,hem osmanlıya asker yetiştirmek ve hem de  yabancı unsurları eğitmek amaç ediniliyordu.Ve Osmanlının temelde  iç vurucu  güç olarak tasarladığı bu örgütlenme Hacı Bektaş’a bağlanıyordu.Yeniçeri ocağındakiler kendilerine Pir olarak Hacı Bektaş’ı seçmişlerdi.Yeniçeri ağasına AĞAA-YI BEKTAŞİYAN ,ocaktakilerede TAİFE-İ BEKTAŞİYAN deniliyordu.Yeniçeri divanında Hacı Bektaşın ismi geçtiğinde Yeniçeri ağaları saygıyla ayağa kalkıyorlardı(5)

Yeniçerilere HACI BEKTAŞIN KÖÇEKLERİ de deniliyordu (6)

Yeniçerilerin söyledikleri gülbenklerde Hacı Bektaş ismide sürekli bulunuyordu.Hatta son dönemlerde Yeniçerilerin hemen hepsi bektaşi ve önderleride Masondu.(7)

Yeniçerilerin her Alevi katliamına katıldıkları ve ön safta oldukları göz önüne alınırsa onların bağlandığı pir’in alevi olması mümkün müdür ?

Sünni Osmanlının ,Alevi katliamlarında sürekli rol alan Yeniçeri ordusunun Alevi bir pir’e bağlanması mantıklımıdır?

Buradan  da anlaşılıyor ki Hacı Bektaş sünni bir din adamıdır.Ve Osmanlıda bu nedenle kendi ordusundan bir grubu Hacı Bektaş’a bağlamayı çelişki olarak görmemiştir.Bu bağ hiç eleiştirilmemiş ve genel kabul görmüştür.Çünkü Hacı Bektaş ta sünnidir.

            5-OSMANLI DİN ADAMLARININ GÖRÜŞLERİ DİKKATE ALINIRSA:

Osmanlının hemen bütün din adamları Hacı Bektaş söz konusu olduğunda sevgi ve saygılarını ifade ederler.Aleviler ve alevilik söz konusu olduğunda mangalda kül bırakmayan ve ‘Rafızi,kızılbaş’diyerek Katl fermanları verenler     Hacı Bektaş söz konusu olduğunda övgüden başka cümle kullanmazlar.Bektaşiliğin darbe aldığı 1826 olaylarında bile Alimler meclisi ! ‘Hacı Bektaş’a kattiyetle sözümüz yoktur’(8-i.hakkı uzunçarşılı,1/566)demiştir.

12 İmamların ismini bile anmayan Osmanlının din adamları nedense !!! Hacı Bektaş’ı çok severler.Bugün de aynı süreç yaşanmaktadır.12 imamlardan bahsetmemek için her çabayı harcayan din adamları! Hacı Bektaş söz konusu olduğunda nedense bülbül kesilirler.

Tüm bunların Hacı Bektaş’ın da sünni olmasından başka izahı olabilirmi?

            6-YESEVİ İLİŞKİSİ DİKKATE ALINIRSA:

Aslında Ahmed Yesevi ile görüşmesi doğum ve ölüm tarihleri ile mümkün olmamasına rağmen Hacı Bektaş Vilayetnamesi ve diğer kaynaklar Hacı Bektaş’ı anadoluya Ahmed Yesevinin gönderdiğini ve onun  halifesi olduğunu sürekli olarak tekrarlarlar.Olay doğru veya yanlış olsun Hacı Bektaş ile Ahmet Yesevi arasında bir bağ olduğu sürekli olarak kabul görmüştür.

Ahmed Yesevinin ve beslendiği okulun sünni olduğu dikkate alınırsa buradan da Hacı Bektaş’ın sünni olduğu ortaya çıkmaktadır.

            7- VE BİR İTİRAF :

Bektaşi ileri gelenlerinden ya da dönemin dede babası,halifesi Cemallettin Çelebi 1915 li yıllarda Bektaşiliği eleştirenlere cevap vermek üzere  MÜDAFAA isimli bir eser yazar.Çelebi efendi bu eserinde :

‘İstanbul’a gelişim yanlış anlaşılmıştır.Oysa ki amacım meşrutiyete ulaşmamız nedeniyle sevgili padişahımızın yüce ayak tozlarına yüz sürüp kutlamak idi...........Geçmişte ve şu anda var olan çelebiler,sünni mezhebe ve topluluğa,Hz.Pir efendimizin gittiği doğru yola bağlanmış ve onu izlemişlerdir’der(9)

Dönemin sünni müslüman tüm tarikat önderleriyle de samimi ilişkileri olan Bektaşilerin en büyük önderi 1915 ler de Hacı Bektaş’ın ve kendisinin Sünni olduğunu söyleyip hem de yazarken bunu bir itiraf olarak dikkate almayalım mı?

Hacı Bektaş sünnidir ve bunu Bektaşi ileri gelenleri bilmektedir.

            SONUÇ.... :

Hacı Bektaş’ın sözleri olarak kabul edilen Makalat ve Şerhi Besmele düşünüldüğünde,

Osmanlı sultanlarının ve din adamlarının Hacı Bektaş’a ve Alevilere bakışları birlikte incelendiğinde ve Hacı Bektaş’ın Yesevi ve Yeniçeri ilişkileri birlikte değerlendirildiğinde

dahası Bektaşilerin en önemli kabul ettikleri dedebaba Cemallettin çelebinin bizzat yazdığı ve İtirafları diye sunduğumuz bilgiler de göz önüne alınırsa ;Hacı Bektaş’ın  Sünni kimliği açıkça ortaya çıkmaktadır.

Zaten tarihe ve yazılanlara dikkatle bakılırsa hiçbir osmanlı padişah yada din adamının ve cumhuriyet dönemi sünni hiçbir araştırmacının Hacı Bektaş’a ‘Kızılbaş,Rafizi,Şii yada Alevi ‘demediği görülecektir.

Hacı Bektaş’a hiçbir zaman Kızılbaş demeyenlerin konu Pir Sultan,Şah Kulu,Veli Baba vs olduğunda kızılbaş demekten hiç çekinmedikleri de  ayrı bir gerçekliktir.

Son cümlede Hacı Bektaş’ın sünni kimliği bir yana onun ölümünden tahmini 2 asır sonra Osmanlı padişahı 2.Bayezid tarafından örgütlenmesi Balım Sultan isimli ne idiği ! belirsiz bir tasavvufçuya kurdurulan Bektaşilik tarikatı ya da merkezide zamanla Hacı Bektaş’ın orijinal düşüncelerinden sapmış ve günümüzde içinde her türlü fikrin bulunduğu bir KÜLTÜREL SENTEZE dönüşmüştür.Gerek Hacı Bektaş’ın sünni kimliği ve gerekse Bektaşiliğin tarih içindeki yolculuğu konusunda detaylı  inceleme ya da kanıt isteyenlere  T.Şahin’in kitabına (10) bakabilirler.

Sonuç olarak Hacı Bektaş sünni bir mutasavvıftır.Şimdi bir alim olarak günümüz kaynaklarının incelenmesi sonucunda tesbit ettiğimiz bu gerçeği halkın hoşuna gitmeyecek diye saklayacak mıyız ? Peki bu durumda Hacı Bektaş ismini kitleleri 12 imamlardan uzaklaştırmak için sürekli gündemde tutan hak düşmanı karanlık zihniyetlerin ekmeğine yağ sürmüş olmuyor muyuz? Bunu  mahşeri vebalini hangi alim ya da aydın üstlenebilir?

Anadoluda yaşayan mazlum Alevi halkının 12 imamların bilgilerine ulaşmasını önlemek için bazı karanlık güçlerin Hacı Bektaş ismini ve onun ismi üzerine monte ettikleri Bektaşiliği ön planda tutup tampon yaptıklarını ne zaman göreceksiniz?

Bizler halk sevsin veya sevmesin sadece hakkı ,sadece doğruları söyleyeceğiz.Bizim ışığımız Emirel Müminin Hz..Ali (As) buyuruyor ki:’ Hak olun az olun umulur ki bir gün çoğalırsınız.’                                                                 

 

            KAYNAKÇA

1-A.Gölpınarlı ,Vilayetname,İnkılap kitabevi,1990 ist,sh:100

2-İstanbul Üniversitesi kütüphanesi,NO:78651

3-Prof.Esat Coşan,Makalat-Hacı Bektaş veli,1990 kültür bakanlığı yay.sh:46

4-B.Noyan ,pirevi,sh:6 ve Cumhuriyet gazetesi Hacı Bektaş özel eki,16.08.1995

5-J.K.Birge,Bektaşilik,sh:85

6-Tarihi Cevdet,

7-E.Ramsaur,Jön Türkler sh:132

8-İ.Hakkı.Uzunçarşılı,1/566

9-N.Birdoğan,Müdafaa,Berfin yay,Sh:46-49

10-Teoman Şahin,Alevilere söylenen yalanlar-1,Bektaşilik soruşturması,