Ana Sayfa > Alevi Bilgileri > Kur'an Okumanın Bereketi [1] - [2] - [3] - [4] - [5]

                   Kur'an Okumanın Bereketi

Hamd ve sena, alemlerin Rabbi Allah’adır; selat ve selam, yüce peygamberimiz ve efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.a) ve masum Ehl-i beytinedir.

Allah’ın kulları, sizi ve kendimi Allah’tan sakınmaya ve takva edinmeye çağırıyorum.

Konu bütünlüğünün korunması için geçen haftalardaki hutbelerin içeriğine, ana başlıklar halinde kısaca değineceğim.

1-Kur’an-ı Kerim, insanı üstün melekler seviyesine yüceltir ve insan ile cehennem arasında engel olur.

2-Kur’an-ı Kerim, gerçek anlamıyla kendisini okuyan kimseye alçak gönüllülük, yücelik, izzet ve ziynet kazandırır.

3-Kur’an okumak hafızayı güçlendirir.

4-Kur’an okumak, vatanında bulunanların mertlik/cömertliğidir.

5-Kur’an okumak, dostun kitabını okumak ve onu anmak olduğu için insana zindelik, mutluluk, neşe ve gençlik verir.

6-Kur’an okumak, insanın gönlüne parlaklık kazandırır.

7-Kur’an okumak, bir yandan ruh ve bedeni etkilerken, diğer yandan da kalplerin Allah’a yakınlaşmasını ve bedenin huşu edinmesini sağlar.

8-Kur’an okumak, hastalıklara şifadır.

9-Kur’an okumak ruhun güçlenmesine neden olur. Çünkü soyut ruh, ilahi nurla beslenir ve güç alır.

10-Kur’an insanı korur. Çünkü bireylerin ve halkların hem olgunluk ve hem de helaket etkenlerinin tümü Kur’an-ı Kerim’de açıklanmıştır.

11-Kur’an-ı Kerim, insan için hidayet ve saadet kitabıdır.

12-Katılaşma, kalbin hastalıklarından biridir ve kalbin yumuşaması, bazı etkenlere bağlıdır ve bu etkenlerden biri de öğüttür.

13-Kur’an-ı Kerim okumak ve onunla menus olmak, insan için ve insan yaşamına bereket getirir.

14-Kur’an ile menus olmak, insana hakkı batıldan ayırt etme gücü verir.

15-Kur’an-ı Kerim’le menus ve aşina olmak, Kur’an’ı kılavuz edinmek ve ona bağlılık, karanlıklardan ve fitnelerden kurtulup aydınlığa ve doğruya ulaşma nedenidir.

16-Kur’an-ı Kerim kıyamette bir sûrette örtaya çıkacak ve görünecektir.

Bu haftaki hutbenin konusundan ibaret olan on yedinci ders ise, şundan ibarettir:

17-İnsan kıyamette bazı makamlara ulaşacak veya bazı azap çukurlarına düçar olacaktır. İmanlı, layık ve salih amellerde bulunan insanlar, bazı makamlara ulaşacaktır ve bu makamlar da insanın ilim ve ameliyle bağlantılıdır; ilim ve amel ne kadar fazla olursa makamı da o kadar yüce olacaktır.

Bu bağlamda Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

«وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِّمَّا عَمِلُوا وَلِيُوَفِّيَهُمْ أَعْمَالَهُمْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ »

“Ve herkesin, yaptığı işlere göre dereceleri var ve yaptıklarının karşılığını elbette tamâmıyla öder ve onlara zulmedilmez.” [1]

Bu husustaki bir başka ayet de şöyledir:

«وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِّمَّا عَمِلُواْ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ»

“Herkesin, yaptığına göre dereceleri var ve Rabbin, onların yaptıklarından gafil değildir.” [2]

Kur’an-ı Kerim’in bir ayeti de bu makamların iman ve ilme dayalı olduğunu şöyle buyurmaktadır:

«يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قِيلَ لَكُمْ تَفَسَّحُوا فِي الْمَجَالِسِ فَافْسَحُوا يَفْسَحِ اللَّهُ لَكُمْ وَإِذَا قِيلَ انشُزُوا فَانشُزُوا يَرْفَعِ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَالَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ دَرَجَاتٍ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ »

“Ey inananlar, meclislerde, size yer açın denince, yer açın artık, genişletin meclisi de Allah da size genişlik versin ve kalkın, şuraya geçin dendiği zaman kalkın, geçin; Allah da, içinizden, gerçekten îmân edenleri de yükseltsin, kendilerine bilgi verilenleri de derece-derece yüceltsin ve Allah, ne yapıyorsanız hepsinden de haberdardır.” [3]

Kur’an-ı Kerim, Allah yolunda çaba göstermeyi de makam yüceliğinin nedeni olarak belirtmekte ve şöyle buyurmaktadır:

«لاَّ يَسْتَوِي الْقَاعِدُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُوْلِي الضَّرَرِ وَالْمُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ فَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى الْقَاعِدِينَ دَرَجَةً وَكُـلاًّ وَعَدَ اللّهُ الْحُسْنَى وَفَضَّلَ اللّهُ الْمُجَاهِدِينَ عَلَى الْقَاعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا »

“Mâzeretleri olanlar müstesna, müminlerden savaşa katılmayıp oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar, eşit olamaz. Allah, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda savaşanları, derece bakımından, oturanlardan üstün etmiştir. Allah, hepsine de iyilikler, güzellikler vaat etti ve Allah üstün etti savaşanları oturanlardan, pek büyük bir ecirle.” [4]

Bu ayetten anlaşılmaktadır ki makam, Allah yolunda çaba sarfetmenin ürünüdür ve bu makam ise iman ve ilimle kazanılabilir.

Kur’an-ı Kerim bir başka ayette ise son sözünü buyurmakta ve bu makamların ancak ruha işlemiş olan ilim, iman ve amelle kazanılabileceğine vurgu yapmaktadır. İşte bu durumda insanın kendisi ve varlık aşamaları, insanın makamları oluverecektir. Kur’an-ı Kerim bu gerçeği şöyle buyurmaktadır:

«أَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللّهِ كَمَن بَاء بِسَخْطٍ مِّنَ اللّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ هُمْ دَرَجَاتٌ عِندَ اللّهِ واللّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ»

“Allah rızâsına uyanla Allah'ın hışmına uğrayıp yurdu cehennem olan bir olur mu hiç? Ve orası, dönülüp varılan ne kötü bir yerdir. Onlara Allah katında dereceler var ve Allah ne yapıyorlarsa hepsini görür.” [5]

Gerçek şu ki her kes, kendi cennet veya cehennemidir. Kur’an-ı Kerim, mukarreb kullara Nâim cenneti verileceğini değil, onların kendilerinin Nâim cenneti olduklarını şöyle buyurmaktadır:

«فَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّةُ نَعِيمٍ »

“Artık o kişi yakınlaştırılanlardansa, artık o huzur ve rahat ve rızık ve Naîm cennetidir.” [6]

İlim, iman ve salih amel yoksunu insanlar, cehennemde ve azap çukurlarında olacaklardır; munafıklar ise cehennemin en alt çukurlarına atılacaklardır. İnsanın ruh ve canında ne kadar çok pislik varsa, azabı da o kadar elim olacak ve alt çukurlara atılacaklardır.

Kur’an-ı Kerim bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:

«إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا»

“Şüphe yok ki münâfıklar, ateşin en aşağı katındadırlar ve kesin olarak onlara bir tek yardımcı bile bulamazsın.” [7]

Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini kendi ruh ve canına işlemiş olan insanlar, kıyamet günü bu ayetlerden yararlanacaklardır. Dünya hayatında sadece Kur’an’ı okuyan, ancak ruhuna nakşedemeyen ve Kur’an’a bağlı olmayan insanlar ise, Kur’an hafızı olsalar bile kıyamette nasipsiz kalacak ve bundan faydalanamayacaklardır. İnsanın Kur’an’dan pay alması, Kur’an’ı ruh ve canına nakşederek kıyamete götürebilmesine bağlıdır. Kur’an’ın ruha yer etmesi ve işlemesi ise, insanın Kur’an’a uymasına ve Kur’anî buyrukları gerçekleştirmesine bağlıdır. Ruh ve cana işlemeyen Kur’an, insanla birlikte kıyamete gidemez ve haliyle de insana fayda ulaştıramaz. Çünkü insan için faydalı olabilecek amel, insanın beraberinde kıyamete götürebileceği ameldir ancak. Bundan ötürüdür ki Kur’an-ı Kerim “hasene=iyilik” hakkında şöyle buyurmuştur:  

«مَن جَاء بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِّنْهَا وَهُم مِّن فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ آمِنُونَ»

“Kim, bir iyilikle gelirse yaptığı iyilikten de hayırlı bir mükâfat var ona ve onlar, o günün şiddetli korkusundan emindirler.” [8]

Bu alandaki bir diğer ayet de şöyledir:

«مَن جَاء بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَن جَاء بِالسَّيِّئَةِ فَلاَ يُجْزَى إِلاَّ مِثْلَهَا وَهُمْ لاَ يُظْلَمُونَ»

“Kim bir iyilikle Tanrı tapısına gelirse ona, yaptığının on misli mükâfat verilecektir ve kim bir kötülükle gelirse ancak ona karşılık ve onun misli bir cezâ ile cezâlandırılacaktır ve onlara zulmedemeyecektir.” [9]

شرط من جا بالحسن نه کردنست             آن حسن را سوی حضرت بردن است

جوهری داری زانسان يا خری                اين عَرَض ها که فنا شد چون بری

اين عرض های نماز و روزه را             چونک لا يبقی زمانين انتفی

“Her kim iyilikle gele...” şartı, yapmak değildir

O iyiliği Hazretin huzuruna götürmektir

 

Ali b. Ebutalib (a.s), oğlu Muhammed b. Hanefiye’ye şöyle buyurmaktadır:

«و علَيک بقراءةِ القرآن و العمل بما فيه و لزوم فرائضه و شرايعه و حلاله و حرامه و امره و نهيه و التهجد به و تلاوته فی ليلک و نهارک فانه عهد من الله تبارک و تعالی الی خلقه فهو واجب علی کل مسلم ان يَنظُرَ کل يوم فی عهده و لو خمسين آيةً و اعلم اَنّ درجات الجنة علی عدد آيات القرآن فاذا کان يومُ القيامة يُقال لقاری القرآنِ اِقرأ وارقَ فلا يکون فی الجنة بعد النبيين و الصديقين ارفع درجةً منه»

“Üzerinedir ki Kur’an okuyasın ve ona uyasın; farzlarına, hükümlerine, helalına, haramına, emrine ve nehyine bağlı kalasın; onunla sabahlayasın; gecende ve gündüzünde onu tilavet edesin; çünkü Kur’an, şanı yüce Allah’tan kullarına ahdidir. Her Müslümana farzdır ki her gün elli ayetle de olsa ahdine baksın. Bilesin ki, cennetin makamları Kur’an’ın ayetleri sayısıncadır ve kıyamet günü olduğunda denilecektir ki ‘Oku ve yücel!’ Kıyamette peygamberler ve sıddıklar hariç kimse Kur’an okuyucularının makamında olmayacaktır.” [10]

Hafs, İmam Musa b. Cafer’den (a.s) şöyle rivayet etmektedir:

«عن حفص قال سَمِعتُ موسی بن جعفر(ع) يقول لرجل اَتُحِب البقاءَ فی الدنيا فقال نعم فقال و لِمَ قال لِقِراءَة قل هو الله احد فَسَکتَ عنه فقال له بعدَ ساعةِ يا حفيص من مات من اوليائنا و شيعتنا و لَم يُحسنِ القرآنَ عُلِّمَ فی قبره لِيَرفَعَ الله بِهِ مِن دَرَجَتِهِ فَاِنَّ درجاتِ الجنةِ علی قدر آيات القرآن يُقال له اِقرَأ وَارقَ فَيَقرَاُ ثُمَّ يَرقی»

“İmam Musa b. Cafer’den (a.s) duydum ki birine şöyle buyurdu: Dünyada kalıcı olmak istiyor musun?

Adam: Evet

İmam (a.s): Neden?

Adam: Tevhid sûresini okumak için.

İmam (a.s) bir an durdu ve şöyle buyurdu: Bizim Şiilerimizden ve dostlarımızdan biri, Kur’an’ı iyice bilmeden ölecek olsa, berzah aleminde ona Kur’an öğretilecektir ki yüce Allah Kur’an sayesinde onun makamını yüceltsin. Şüpsiz ki cennetin makamları, Kur’an ayetleri sayısıncadır; ona denilecektir ki ‘Oku ve yücel!’ O da okuyacak ve yücelecektir.” [11]


 


[1] Ahkaf, 19

[2] Enam, 132

[3] Mücadele, 11

[4] Nisa, 95

[5] Âl-i İmran, 162-163

[6] Vakıa, 88-89

[7] Nisa, 145

[8] Neml, 89

[9] Enam, 160

[10] Men La Yehzuruh’ul Fakih, c: 2, s: 628

[11] Usul-u Kafî, c: 2, s: 606