Ana Sayfa > Alevi Bilgileri > Kur'an Okumanın Bereketi [1] - [2] - [3] - [4] - [5]

                   Kur'an Okumanın Bereketi

Hamd ve sena, alemlerin Rabbi Allah’adır; selat ve selam, yüce peygamberimiz ve efendimiz Muhammed Mustafa’ya (s.a.a) ve masum Ehl-i beytinedir.

Allah’ın kulları, sizi ve kendimi Allah’tan sakınmaya ve takva edinmeye çağırıyorum.

Konu bütünlüğünün korunması için geçen haftalardaki hutbelerin içeriğine, ana başlıklar halinde kısaca değineceğim.

1-Kur’an-ı Kerim, insanı üstün melekler seviyesine yüceltir ve insan ile cehennem arasında engel olur.

2-Kur’an-ı Kerim, gerçek anlamıyla kendisini okuyan kimseye alçak gönüllülük, yücelik, izzet ve ziynet kazandırır.

3-Kur’an okumak hafızayı güçlendirir.

4-Kur’an okumak, vatanında bulunanların mertlik/cömertliğidir.

5-Kur’an okumak, dostun kitabını okumak ve onu anmak olduğu için insana zindelik, mutluluk, neşe ve gençlik verir.

6-Kur’an okumak, insanın gönlüne parlaklık kazandırır.

7-Kur’an okumak, bir yandan ruh ve bedeni etkilerken, diğer yandan da kalplerin Allah’a yakınlaşmasını ve bedenin huşu edinmesini sağlar.

8-Kur’an okumak, hastalıklara şifadır.

9-Kur’an okumak ruhun güçlenmesine neden olur. Çünkü soyut ruh, ilahi nurla beslenir ve güç alır.

10-Kur’an insanı korur. Çünkü bireylerin ve halkların hem olgunluk ve hem de helaket etkenlerinin tümü Kur’an-ı Kerim’de açıklanmıştır.

11-Kur’an-ı Kerim, insan için hidayet ve saadet kitabıdır.

12-Katılaşma, kalbin hastalıklarından biridir ve kalbin yumuşaması, bazı etkenlere bağlıdır ve bu etkenlerden biri de öğüttür.

13-Kur’an-ı Kerim okumak ve onunla menus olmak, insan için ve insan yaşamına bereket getirir.

14-Kur’an ile menus olmak, insana hakkı batıldan ayırt etme gücü verir.

15-Kur’an-ı Kerim’le menus ve aşina olmak, Kur’an’ı kılavuz edinmek ve ona bağlılık, karanlıklardan ve fitnelerden kurtulup aydınlığa ve doğruya ulaşma nedenidir.

Bu haftaki hutbenin konusundan ibaret olan on altıncı ders ise, şundan ibarettir:

16-İyi ya da kötü olmak üzere insanın bütün amel ve davranışları kıyamet günü somut bir sûret alacaktır; amel ve inanca uygun olan bir sûrette görünecek ve insana eşlik edecektir. İnsanın inanç ve ameli temiz ve salih olsa, bu sûretlerden zevk alacak ve onunla menus olacaktır. İnanç ve amelin bozuk ve kirli olması durumunda ise, ortaya çıkan sûret insanı rahatsız ve eziyet edecektir. Berzah aleminin azap ve sevabı da bu bağlamdadır.

Kur’an-ı Kerim de bu tümel kural dahilindedir ve istisna değildir. Kur’an’la haşır-neşir olan, dünyada Kur’an’ı güzel gören ve ona uyan bir insan, ölüm sonrası hayatta Kur’an’ın güzel bir sûretle ortaya çıkacağını görecektir; insanı yalnızlıktan kurtaracak ve ona şefaat edecektir. Dünya hayatında Kur’an ile bağı/aşinalığı olmayan ve ona uymayan bir insan ise, Kur’an-ı Kerim’i tanımadık ve güzel olmayan bir sûretle görecektir. İşte böyle bir insan, kıyamette Kur’an’dan asla nasip alamayacaktır.

İmam Cafer-i Sadık (a.s) açısından Kur’an-ı Kerim kıyamette, her kese uygun olan bir sûrette görünecektir; Kur’an’ı dünya hayatında güzel gören insan, güzel gördüğü ölçüde Kur’an’ı güzel bulacak ve ondan nasip alacaktır. Dünyada Kur’an ile aşinalığı olmayan kimse ise, aynı oranda Kur’an’ı itici ve çirkin bulacaktır.

İmam Cafer-i Sadık (a.s), yüce Peygamberimizden (s.a.a) şöyle rivayet eder:          

«عَن أبی عبدالله(ع) قال قال رسول اللهِ(ص) تَعلَّموا القُرآنَ فَاِنَّهُ يَأتی يَومَ القيامَةِ صاحِبَهُ فی صورَةِ شابٍّ جَميل شاحِبِ اللَّونِ فَيَقُولُ لَهُ اَنَا القُرآنُ الَّذی کُنتُ اَسهرتُ لَيلَکَ وَ اَظمَأتُ هَواجِرَکَ وَ اَجفَفتُ رِيقَکَ وَ اَسبَلتُ دَمعَتَکَ إلی أن قالَ فَأبشِر فَيُؤتَی بِتاجٍ فَيوضَعُ عَلَی رَأسِهِ وَ يُعطَی الامانَ بِيَمينِهِ وَ الخُلدَ فِی الجِنانِ بِيَسارِهِ وَ يُکسَی حُلَّتَينِ ثُمَّ يُقالُ لَهُ اقرَأ وَ ارقَه فَکُلَّما قَرَأ آيَةً صَعِدَ دَرَجَةً وَ يُکسَی اَبَوَاهُ حُلَّتَينِ إن کَانَا مُؤمِنينِ ثُمَّ يُقالُ لَهُما هَذا لِما عَلَّمتُماهُ القُرآنَ»

“Kur’an’ı öğrenin; çünkü Kur’an, kıyamet günü eşlik edeceği insan için güzel yüzlü bir genç olarak görünecek ve şöyle diyecektir: ‘Ben, geceleri seni uyanık tutan, sana susuzluk veren ve gözyaşlarını akıtan Kur’an’ım... Müjdeler olsun sana!’ Bu insanın başına taç koyulur, sağ eline (ateşten) eman verilir ve sol eline de cennette ebediyen kalıcılık. İki de elbise giydirilir ve şöyle denir: ‘Kur’an oku ve yücel!’ Okuduğu her ayetle bir makam alır. Onun baba ve annesine de iki kat cennet elbisesi giydirilir ve onlara ‘Evladınıza Kur’an öğretme zahmetine katlanmanızın mükâfatıdır.’ denir.” [1]

İmam Muhammed-i Bakır (a.s) da bu alanda şöyle buyurmaktadır: 

«يَجئُ القرآن يومَ القيامة فی اَحسَنِ منظورٍ اليه صورةً فَيَمُرُّ بِالمسلمين فيقولون هذا الرجل منا فَيجاوِزُهم الی النبيين فَيقولون هو منا فَيُجاوِزُهُم الی الملائکة المقربين فيقولون هو منا حتی ينتهی الی رب العزةِ عزوجل فيقولُ يا رب فلانٍ اَظمَأتُ هواجِرَه و اَسهَرتُ ليلَه فی دار الدنيا و فلان بن فلانٍ لم اُظمِئ هواجِرَه وَ لَم اُسهِر لَيلَه فيقولُ تبارک و تعالی اَدخِلهُمُ الجنةَ علی مَنازِلِهِم فيقومُ فَيَتَّبعونَه فيقول للمؤمن اِقرَء وَ اَرقَه قال فَيَقرَأ و يَرقی حتی يبلُغَ کُلَّ رجل منهم منزلتَه التی هی له فَيَنزِلُها»

“Kur’an-ı Kerim kıyamet günü en güzel sûrette görünecektir. Müslümanların yanından geçtiğinde Müslümanlar, ‘Bu adam bizdendir.’ diyeceklerdir; peygamberlerin yanına gittiğinde peygamberler, ‘Bu bizdendir.’ diyeceklerdir ve mukarreb meleklere uğradığında da melekler, ‘Bu bizdendir.’ diyeceklerdir. Nitekim Allah’ın huzuruna varacak ve diyecektir: ‘Dünyada falancaya susuzluk ve uykusuzluk verdim; falanca ise susuzluk ve uykusuzluk çekmedi.’ Allah buyuracaktır: ‘Kur’an ehlini cennet ehlinin yanına götür.’ Bunun üzerine mümin insana şöyle denecektir: ‘Kur’an oku ve yücel!’ Daha sonra İmam Muhammed-i Bakır (a.s): ‘Mümin insan Kur’an okuyacak ve yücelecektir; nitekim her biri, kendisi için hazırlanan konağa varacaktır.’ buyurdu.” [2]

Bu hadiste bazı gerçeklere şöyle temas edilmiştir:

a-Kur’an güzel bir insan şeklinde görünecektir.

b-Kur’an bazı insanlardan şikayet ve bazı insanlara da şefaat edecektir; hem mümin ve hem de gayr-i mümin hakkındaki şahitliği geçerlidir.

c-İnsanın kıyametteki makamı, canına işleyen ve uyguladığı ayetlerle ilintilidir.

Eğer Kur’an insanın ruhuna işleyecek olsa, böyle bir insan ahirette Kur’an’dan yararlanacak ve onu güzel yüzlü bir dost olarak görecektir. Kur’an okuyan, ancak ruhuna işlemeyen bir kimse, kıyamette Kur’an’dan nasip alamayacak ve onu iyi bir dost olarak bulamayacaktır.

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:   

«مَن نَسِیَ سورَةً مِنَ القرآنِ مُثِلَت له فی صورَةٍ حسنةٍ و درجةٍ رفيعةٍ فِی الجنةِ فَاِذا رآها قال ما اَنتِ ما اَحسَنَکِ لَيتَکِ لی فَيَقولُ اَما تَعرِفُنی اَنَا سورةُ کذا و کذا و لو لم تَنسَنی رَفَعتُکَ الی هذا»

“Kur’an’dan ezberlediği bir sûreyi unutan kimse, cennette Kur’an’ı güzel bir sûrette ve yüce bir makam olarak görecek ve ‘Sen kimsin? Keşke benim olsaydın!’ diyecektir. Güzel yüz ise ‘Beni tanımıyor musun? Ben filan sûreyim; eğer beni unutmasaydın, seni falan makama yüceltirdim.’ diyecektir.” [3]

Bu hadiste de iki noktaya vurgu yapılmıştır:

a-Kur’an-ı Kerim’in güzel bir sûrette görüneceği

b-Sadece dünyada Kur’an’a uyan kimsenin, Kur’an’ın güzellik ve dostluğundan faydalanabileceği

İmam Cafer-i Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır:   

«ان الدواوين يوم القيامةِ ثلاثةٌ ديوانٌ فيه النِعَمُ و ديوان فيه الحسناتُ و ديوان فيه السيئاتُ فَيُقابَلُ بينَ ديوانِ النعم و ديوانِ الحسناتِ فَتَستَغرِقُ النعم عامةَ الحسناتِ و يبقی ديوانُ السيئاتِ فَيُدعی بِابِنِ آدمَ المؤمن للحساب فَيتقدم القرآن امامه فی احسن صورةٍ فيقول يا رب اَنَا القرآنُ و هذا عبدک المؤمن قدکان يُتعِبُ نَفسَه بتلاوتی و يُطيل ليلَه بِترتيلی و تَفيضُ عيناه اذا تَهَجَّدَ فَاَرضِهِ کما اَرضانی قال فيقول العزيز الجبار عبدیَ ابسُط يمينک فَيَملَؤها مِن رضوانِ الله العزيز الجبار و يَملَاُ شِمالَهُ مِن رحمة الله ثُمَّ يُقالُ هذه الجنةُ مباحةٌ لک فاقرا واصعد فاذا قرا آيةً صَعَدَ دَرَجَةً»

“Kıyamet günü üç defter olacaktır; nimetlerin bulunduğu, iyiliklerin kayıtlı olduğu ve de kötülüklerin yazılı olduğu defter. Nimetlerin yazılı olduğu defterle iyiliklerin kayıtlı olduğu defter karşılaştırılır ve nimetlerin kayıtlı olduğu defter, iyiliklerin yazılı olduğu defteri tümüyle kapsar; ve kötülüklerin yazıldığı defter ise öylece kalır. Adem’in mümin oğulları hesap için çağrılır. Kur’an, en güzel sûrette öne çıkar ve şöyle der: ‘Rabbim! Ben Kur’an’ım ve bu da beni okumak için kendini yoran, beni okuyarak gecesini geçiren ve gece ibadete durduğunda gözlerinden yaşlar boşalan imanlı kulundur. Benim senden razı olduğum gibi sen de ondan razı ol!’ Aziz ve Cebbar Allah şöyle buyurur: ‘Kulum, sağ elini aç!’ (Bunun üzerine sağ elini açar.) Allah, onun elini rızvanıyla doldurur ve sol elini de rahmetiyle. Ona şöyle denir: ‘Bu cennet sana mübahtır; oku ve yücel!’ İmanlı kul da okuduğu her ayet için bir makam alır ve yücelir.” [4]

Bu hadiste de şu iki noktaya özellikle dikkat çekilmiştir:

a-Kur’an’ın, kendi ehline şefaat edeceği

b-İnsanın, ruhuna işlemiş olan her ayeti okudukça makam alacağı ve kıyamet makamlarının Kur’an’a uymak ile bağlı olduğu

İmam Muhammed-i Bakır (a.s), Saad’e şöyle buyurdu:

“Kur’an konuşacaktır; yalnız Kur’an değil, namaz da konuşacaktır. Kur’an ve namazın konuşması, dünya hayatında velayet makamına nâil olup batını görenler için malumdur. Başkaları ise, berzah aleminde Kur’an ve namazın bir sûrette ortaya çıkıp konuştuğunu ve insanların lehte ya da aleyhte şahitlik edeceğini göreceklerdir.”

Saad şöyle dedi:

« جعلت فداک يا ابا جعفر و هل يتکلم القرآن فتبسم ثم قال رحم الله الضعفاء من شيعتنا إنهم أهل تسليم ثم قال نعم يا سعد و الصلاة تتکلم و لها صورة و خلق تأمر و تنهی قال سعد فتغير لذلک لونی و قلت هذا شئ لا أستطيع أتکلم به فی الناس فقال أبو جعفر(ع) و هل الناس إلا شيعتنا فمن لم يعرف بالصلاة فقد أنکر حقنا ثم قال يا سعد أسمعک کلام القرآن قال سعد فقلت بلی صلی الله عليک فقال إنَّ الصَّلاةَ تَنهی عَنِ الفَحشاءِ وَ المُنکرِ وَ لَذِکرُ اللهِ اَکبَرُ فالنهی کلام و الفحشاء و المنکر رجـال و نحن ذکر الله و نحن أکبر»

“Canım sana feda olsun, ey Ebu Cafer! Kur’an mı konuşacak?”

İmam Muhammed-i Bakır (a.s), önce bir tebessüm etti ve sonra da buyurdu:

“Allah, Şiilerimizin zayıflarına rahmet etsin; onlar teslimiyet ehlidirler... Ey Saad! Namaz da konuşur ve onun sûret ve ahlakı vardır; emreder ve sakındırır.”

Saad şöyle devam eder: “Bunu duyunca rengim değişti ve İmama (a.s), ‘Bu, insanlara diyemeyeceğim bir şeydir.’ dedim.”

İmam (a.s), “İnsanlar demekle kimi kastediyorsun; bizim Şiilerimizden olmayanları mı? Namazı tanımayan kimse, bizim hakkımızı inkâr etmiş olur.” buyurdu ve şöyle devam etti: “Ey Saad, Kur’an’ın kelamını sana söyleyeyim mi?”

Dedim: “Söyleyin, Allah’ın selamı üzerinize olsun!”

Buyurdu: “Şüphe yok ki namaz, çirkin ve kötü şeylerden nehyeder ve elbette Allah'ı anmak, pek büyüktür. Nehyetmek, kelam ve sözdür; çirkin ve kötü şeyler ise insanlardır. Biz Allah’ın zikriyiz ve biz, pek büyüğüz.” [5]

İmam Muhammed-i Bakır (a.s), Saad’e şöyle buyurdu:

«تَعَلَّمُوا القُرآنَ فَإنَّ القرآنَ يَأتِی يَومَ القِيامَةِ فِی أحسَنِ صُورَةٍ نَظَرَ إلَيها الخَلقُ وَ النّاسُ صُفُوفٌ عِشرُونَ وَ مِائَهُ اَلفِ صَفٍّ ثَمانُونَ اَلفَ صَفٍّ اَمَّةُ مُحَمَّدٍ و اربعُونَ ألفَ صَفٍّ مِن سَائِرِ امَم فَيأتِی عَلَی صَفٍّ المُسلِمينَ فِی صُورَةِ رَجُلٍ فَيُسلِّمُ فَيَنظُرُونَ إلَيهِ ثُمَّ يَقُولونَ لا إلَهَ إلاّ اللهُ الحَليمُ الکريمُ إنَّ هَذا الرَّجُلَ مِنَ المُسلِمينَ نَعرِفُهُ بِنَعتِهِ وَ صِفَتِهِ غَيرَ أنَّهُ کَانَ اَشَدَّ اجتِهاداً مِنَّا فِی القرآنِ فَمِن هُناکَ اُعطِیَ مِنَ البَهاءِ وَ الجَمَالِ وَ النُّورِ مَا لَم نُعطَهُ ثُمَّ يُجاوِزُ حَتّی يَأتی عَلی صَفَّ الشُّهَداءِ فَيَنظُرُونَ إلَيهِ الشُّهَداءُ ثُمَّ يَقُولُونَ لا إله إلاّ اللهُ الرَّبُّ الرحيم إنَّ هَذا الرَّجُلَ مِنَ الشُّهداءِ نَعرِفُهُ بِسَمتِهِ وَ صِفَتِهِ غَيرَ أنَّهُ مِن شُهَداءِ البَحرِ فَمِن هُناکَ إعطِیَ مِنَ البَهَاءِ وَ الفَضلِ مَا لَم نُعطَهُ قال فَيَتَجاوَزُ حَتّی يَأتیَ عَلَی صَفِّ شُهَداءِ البَحرِ فِی صُورَةِ شَهيدٍ فَيَنظُرُ إلَيهِ شُهَداءُ البَحرِ فَيَکثُرُ تَعَجُّبُهُم وَ يَقُولونَ إن هَذا مِن شُهَداءِ البَحرِ نَعرِفُهُ بِسَمتِهِ وَ صِفَتِهِ غَيرِ اَنَّ الجَزيرَةَ الَّتی اُصيبَ فِيها کانَت اَعظَمَ هَؤلاً مِنَ الجَزيرَةِ الَّتی اُصِبنَا فِيها فَمِن هُنَاکَ اُعطِیَ مِنَ البَهاءِ وَ الجَمَالِ وَ النُّورِ ما لَم نُعطَهُ ثُمَّ يُجاوِزُ حتی ياتی صفَّ النَّبِيينَ وَ المُرسَليِنَ فِی صورةِ نَبِیٍّ مُرسَلٍ فَيَنظُرُ النَّبِيُّونَ و المرسلون اليه فَيَشتدُّ لذلِکَ تَعَجُّبُهُم وَ يَقُولُونَ لا إله إلاّ اللهُ الحَليمُ الکريمُ إنَّ هَذا النبی مرسلٌ نَعرفُهُ بِسَمتِهِ وَ صِفَتِهِ غَيرَ اَنَّهُ اعطیَ فضلاً کثيراً قالَ فيجتَمِعُونَ فَيأتوُنَ رسول اللهِ(ص) فيَسألونَهُ وَ يقولونَ يا مُحَمَّدُ مَن هذا فيقول لَهُم اَوَ ما تَعرِفونهُ فيقولونَ ما نَعرِفُهُ مِمَّن لَم يَغضَبِ اللهُ عليهِ فَيقُولُ رسُول اللهِ(ص) هَذا حجَّةُ اللهِ عَلَی خَلقِهِ فَيسلِّمُ ثُمَّ يَجاوِزُ حَتّی يأتی عَلی صَفَّ الملائِکَةِ فِی سورةِ مَلَکِ مقرّبٍ فَتنظُرُ إليهِ الملائِکَةِ فَيشتدُّ تَعَجُّبُهُم وَ يَکبُرُ ذلِکَ عَلَيهِم لِما رَأوا مِن فضلِهِ وَ يقُولونَ تَعالی رَبُّنا و تقدَّسَ إنَّ هذا العبدَ مِنَ الملائِکَةِ نَعرفُهُ بِسَمتِهِ وَ صِفَتِهِ غَيرَ أنَّهُ کانَ أقرَبَ المَلائِکَةِ إلی اللهِ عزّوجلَّ مقاماً فَمِن هُناکَ ألبِسَ مِنَ النّورِ وَ الجَمالِ ما لَم نُلبَس ثُمَّ يُجاوِزُ حتّی ينتهی إلی رَبِّ العزَّةِ تبارک و تعالی فيخرُّ تَحتَ العَرشِ فيناديهِ تبارَکَ يا حجَّتی فِی الارضِ و کَلامِیَ الصادِقَ النّاطقَ ارفَع رَأسَکَ وَ سَل تُعطَ و اشفَع تُشَفَّع فَيَرفَع رَأسَهُ فَيقولُ اللهُ تَبارَکَ وَ تَعالی کيفَ رأيتَ عِبادیَ فيقولُ با رَبِّ مِنهُم مَن صانَنِی وَ حافَظَ علیَّ و لَم يُضَيِّع شيئاً و منهُم مَن ضَيَّعنِیَ وَ استَخَفَّ بِحقِّی و کَذِّبَ بِی وَ اَنا حُجَّتُکَ عَلی جَميعِ خَلقِکَ فَيَقُولُ اللهُ تَبارَکَ و تَعالی وَ عِزَّتی وَ جلالی و ارتِفاعِ مَکانی لَاُثِيبَنَّ عَلَيکَ اَليَومَ أحسَنَ الثَّوابِ وَ لَأعاقِبَنَّ عَلَيکَ اليَومَ ألِيمَ العِقابِ»

“Ey Saad, Kur’an’ı öğren! Çünkü Kur’an kıyamet günü en güzel sûrette ortaya çıkacaktır ve insanlar yüz yirmi bin safta duracaklardır; bunların seksen bin safı Hz. Muhammed’in (s.a.a) ümmetinden ve diğer kırk bin safı ise diğer ümmetlerdendir. Kur’an, Müslümanların safı önüne bir adam sûretinde çıkacak ve onlara selam verecektir. Müslümanlar ona bakacak ve diyecekler: ‘La ilahe illellah’ul halim’ul kerim! Bu Müslüman adamı tanıyoruz; Kur’an hususunda o bizden daha düşkündü ve bundan dolayı da daha çok güzellik, nur ve değer kazanmıştır.’ Kur’an onların yanından geçer ve şehitlerin safına gelir. Şehitler ona bakıp derler: ‘La ilahe illellah’ur rabb’ur rahim! Bu Müslüman adamı tanıyoruz; bu, denizde şehit olanlardan olduğu için değer ve fazileti bizden daha üstündür.’ Kur’an, deniz şehitleri sûretinde onlardan ayrılıp deniz şehitlerinin safına gelir. Deniz şehitleri, onu görünce hayretler içinde şöyle derler: ‘Kuşkusuz bu adam deniz şehitlerindendir; ama korkunun daha çok olduğu bir adada şehit düştüğünden ötürü değer, güzellik ve nuru bizden daha çoktur.’ Daha sonra Kur’an, bir peygamber sûretinde peygamberlerin ve elçilerin safına ulaşır. Peygamberler ve elçiler onu görünce hayretle derler: ‘La ilahe illellah’ul halim’ul kerim! Şüphesiz ki biz bu mürsel peygamberi tanıyoruz ve ona daha çok fazilet verilmiştir.’ Bütün peygamberler, Hz. Hatem’ül Enbiya’nın (s.a.a) huzuruna gelir ve sorarlar: ‘Ey Muhammed (s.a.a), bu kimdir?’ Hz. Muhammed (s.a.a) şöyle buyurur: ‘Onu tanımıyor musunuz? O, Allah’ın mahlukat üzerindeki hüccetidir.’ Daha sonra Kur’an, melek sûretinde meleklerin safına gelir. Melekler ona bakarlar; hayretler içinde Kur’an’ın daha üstün olduğunu görür ve Allah’a derler: ‘Meleklerden olan bu kulu tanıyoruz; o, Allah’a bizden daha yakındır ve bu nedenle de bizde olmayan nur ve güzelliğe sahiptir.’ Bundan sonra da Kur’an, şanı yüce izzet sahibi Allah’ın huzuruna varır ve arşın altında secdeye kapanır. Yüce Allah, ona hitapla buyurur: ‘Ey yeryüzündeki hüccetim ve konuşan sadık kelamım, başını kaldır; istediğini vereceğim ve şefaatini kabul edeceğim.’ Kur’an başını kaldırır. Yüce Allah ona şöyle buyurur: ‘Kullarımı nasıl buldun?’ Kur’an cevap verir: ‘Allah’ım! Bazıları beni gözetti ve hakkımı zayi etmediler; bazıları zayi edip hakkımı küçümsedi ve beni yalanladılar. Ben ki, bütün mahluklar üzerinde senin hüccetindim.’ Yüce Allah, ‘İzzet ve celalime andolsun ki senin için en güzel sevabı ve yine senin için de en elim azabı vereceğim.’ buyuracaktır.” [6] 


 


[1] Vesâil’uş Şia, c: 6, s: 180

[2] Usul-u Kafî, c: 2, s: 596

[3] Usul-u Kafî, c: 2, s: 607

[4] Usul-u Kafî, c: 2, s: 602

[5] Bihar’ül Envar, c: 7, s: 321

[6] Usul-u Kafî, c: 2, s: 597-598