| Ana Sayfa > E-Mail Arşivi > Teoman Şahin (biralevi) İle Röportaj |
|
|
Önce kendinizi tanıtır mısınız?
Klasik bir tanıtım yapayım,1961 Çorum doğumluyum.İlk,orta ve lise öğrenimini
Çorumda tamamladıktan sonra 1985 yılında A.Ü.Hukuk fakültesini bitirdim, 1986 da evlendim,Çorumdaki avukatlık stajından sonra kısa dönem askere gittim ve halen Çorumda avukatlık yapmakta olup üç çocuk babasıyım.
1-Uzunca bir süredir kullandığınız ‘biralevi’ nickini neden seçtiniz? Ve bunun
deşifre edilmesi canınızı sıktı mı?
Alevilik konusundaki teorik ve pratik çalışmalarım hakim ve batıl güçleri
rahatsız etmişti,aydın henüz kavrayamamış ve avamda algılayacak konumda
değildi,söylediklerim ve yazdıklarıma karşı peşin hüküm ve yargılar
oluşturulmuştu ve bunların doğruluğu araştırılmaksızın,düşünülmeksizin
reddedilme eğilimi başlatılmıştı.Bu prangayı kırabilmek için ‘biralevi’nickini
kullanmayı denedim ve tuttu.Zaten yakın zamanda açıklamayı düşünüyordum, deşifre
eden arkadaşı da kötü bir iş yaptı anlamında yargılamıyorum hatta bana yardımcı
olduğunu da memnuniyetle söylemeliyim.Zaten hacker dolu bir ortamda kimliklerin
gizli tutulması mümkün değildi ve kimliğimin de illegal yada gayri ahlaki bir
yanı yoktu pek çok kişi biliyordu ve zamanla güven ilişkisi kurduğum kişilere
de söylüyordum.
‘Biralevi’düşünülerek yapılmış bir seçim değildi,aniden aklıma geldi,sevimli
gözüktü hatta beğenilirse devam etsin diye dahi düşündüm,iki alevi,ikinci
alevi,üçüncü vs...sonsuza kadar gidebilirdi ne yazık ki birde kaldı (Gülüşmeler)
2-Anadolu Aleviliği kavramına neden karşı çıkıyorsunuz?
Öncelikle söyleyim karşı çıkışım Alevilik kavramına değil bunun
Anadolu kelimesiyle birlikte kullanılmasına ve bununla evrenselliğinin ortaya
çıkmasına engel olunmasınadır.
‘Anadolu Aleviliği ‘kavramı daha çıkışında SAKAT,EKSİKLİ,FALSOLU ve NEGATİF bir
içeriği barındırıyor.Özelliklede Anadolu'da yaşayan ve kendisini Alevi olarak
ifade eden insanların TUTSAK’lığını ifade ediyor.Bu kavramı Anadolu da yaşayan
Aydın’ların zindanı,prangası olarak görüyorum.
Kavram daha ilk aşamada bilgi ve düşünceyi sınırlıyor.Aleviliğin evrenselliğini
kısıtlıyor.Zaten bu anlamda da kötü niyetliler tarafından savunuluyor.
Hatta öylesine ki kendileri ve başkaları için GLOBAL yada EVRENSEL AÇILIMLAR
icat etmeye çalışanlar dahi söz Aleviliğe ve Alevilere gelince ‘Siz Anadolu
Alevi'sisiniz;Onlar ise vs vs ’şeklinde aslında panikten doğan bir tavır
sergiliyorlar.Bu kavramın değişik varyantlarında da ‘Türk Müslümanlığı yada
Anadolu Müslümanlığı’ gibi terimlerde kullanılıyor.Bunların hepsini bir KORKU
İFADESİ olarak değerlendiriyor ve algılıyorum1980 li yıllara kadar Anadolu
Aleviliği gibi bir kavram kullanılmazken 80 li yıllarda birden karşımıza
çıkıyor,çıkışındaki ifade aslında çıkış nedenini de belirliyor.’Siz Anadolu
Alevisi,Onlar Şii,Anadolu Aleviliği başka Şiilik başka!’böylece daha ilk
çıkışında neden bu kavramın çıkarıldığı da anlaşılmış oluyor.Ben Biralevi Aydını
olarak bu kavramla teorik mücadelemi sürdürmek zorundayım,Bu kavram Anadolu da
yaşayan ve kendisini Hz.Ali dostu kabul eden her insanın akli gelişimi için ‘ F
Tipi’ cezaevi etkisi yaratıyor.
Anadolu topraklarında 12 İmamların İslami anlayışının yayılmasından korkanlar
‘Anadolu Aleviliği’ kavramıyla düşüncelere pranga vuruyorlar. .Bu kavramla
yapmaya çalıştıkları çok basit ve anlaşılır:Korkuyorlar ve zindana
atıyorlar.Oniki İmamların görüşlerinden KORKUYORLAR ve Anadolu Aleviliği
kavramıyla düşünceleri zindana atıyorlar.Çıkışımızı yakın görüyorum.
Yine ekliyorum ALİ’SİZ ALEVİLİK projesi de Anadolu Aleviliği türünden
geliştirilmek istenen sakat amaca hizmet etmek için yapılan bir denemeydi ve
şükür ki tutmadı.
3-İki Emanet dışında Sünni İslam ile aranızda en önemli ayrılık nedir?
‘Ben size paha biçilmez iki emanet bırakıyorum.Biri Allah’ın kitabı Kur’an
diğeri Ehli Beytimdir,İkisine birlikte sarılanlar kurtulacaktır.’şeklindeki
hadis sahih olup pek çok Sünni kaynakta da nakledilmektedir.Ancak ne yazık ki
Emevi,Abbasi ve Osmanlı saltanatlarının etkisiyle olsa gerek resmi Sünni anlayış
bu hadisi ya bilmemekte! yada önemini kavrayamamaktadır.Bu ilk bakışta basit bir
ayrım gibi gözükmesine karşın dinin algılanması,yaşanması ve özelliklede
pratikte anlamını bulabilmesi gibi noktalardan baktığımızda ciddi farklılıklarda
doğurmaktadır.
Sünni İslami anlayış ile aramızda Kur’an’ın varlığı yada önemi konusunda ayrım
yok ;ancak nasıl anlaşılması gerektiği konusunda ayrım bulunmaktadır.Bu da bizim
Kur’anı öncelikle Ehli Beyt’ten öğrenme konusundaki temel bakışımızdan
kaynaklanmaktadır.Sünni İslam Ehli Beyti genelde kabul etmesine karşın,önemini
ve önceliğini kavrama konusunda titiz davranmamakta ve buda birçok konuda
farklılıklara neden olmaktadır.
Bu iki emanete farklı baktığımız sürece başka farklılık aramaya gerek olmadığını
düşünüyorum.Bu yeterli bir ayrım olup başka farklılıkların bu noktada önemli
olmadığını düşünüyorum.Burada ayrılıyorsak başka ayrılıklar önemsiz kalıyor.En
önemli ayrılık bu nokta olup,başka ayrılık noktaları ‘solda sıfır’ anlayışı
çerçevesinde değerlendirilmelidir.Yani DAHA NE OLSUN
4-Hz.Peygamberin vefatından sonra Ehli Beytin siyasi olaylardaki rolü nedir?
Ehli Beyt’in temsil ettiği değer yargısı İslam'ın
kendi yargısı olması sebebiyle İslam tarihindeki tüm sürecide direkt olarak
etkiliyor.İslam'ın çizgisini Ehli Beyt’e karşı yapılan mücadele
belirliyor.Temelde Ehli Beyt’e karşı mücadele edenler bu mücadeleyi İslama karşı
yaptıklarını da biliyorlar.Saltanat bu espriden doğuyor.Ancak avam bunları
değerlendiremiyor.Bilinçli aydınlar ya susuyor ya susturuluyor.Her Ehli Beyt
İmamı bu siyasi mücadelede tabiri caizse BAŞ ROLÜ oynuyor,Turnusol olma
özelliği var.Ve her başrol oyuncusunun karşısında da İslam düşmanı değerlerin
temsilcisi bir kimlik bulunuyor.Ehli Beyt İmamları HAKKI ,karşısındaki güçler
BATILI temsil ediyor.Ancak ne yazık ki Ehli Beyt ve Taraftarlarına MUHALİF
damgası vuruluyor,oysa tarih HAK ve BATIL mücadelesi olup asıl muhalif Ehli
Beytin karşısındaki güçlerdir.Allah’ın hakimiyeti ASIL olup,muhalif kanadı
temsil edenler Ehli Beyte karşı çıkanlardır.Sanırım bu noktada GERÇEK İKTİDARIN
kimde olduğu konusunda yanlış algılamalar var.Biz iktidarız ve asıl muhalefet
bizim karşıt gruplarımızdır.Tabi iktidarın kaynağı yada meşruluğu konusunda
yanılanlar asla bu noktayı kavrayamayacaklardır.
5-Anadolu da ilk defa 12 imamların adı ne zaman duyuluyor? Kimler tarafından
duyuruluyor?
14. YY Anadolu tarihindeki münferit yada bireysel tarihi sürprizleri bir yana
bırakırsak PİR SULTAN ABDAL bu noktada öne çıkıyor.Düvezi İmam konusundaki
kararlılığını ve bu noktadaki meşruluğunu ve meşhurluğunu göz önüne alırsak ve
mutlaka da bir isim önereceksek Pir Sultan’ı ÖNCÜ kabul edebiliriz.Bu isim
gerçek tarihinde açıkça ele verdiği bir isimdir.Zaten 12 imamların öncelikle
isimleri duyuluyor,bilgileri gelmiyor,süreç Yavuz ve Kanuniyle kesiliyor.Bu iki
padişahın Yahudilerle işbirliği yaparak DEVLETİN BEKASI !gerekçesiyle Alevi
katliamlarına girişmeleri İslami açıdan düşündürücüdür.
Yine 2. bir Pir Sultanın bunca sene içinde çıkmaması da bir o kadar
düşündürücüdür.Halk Ozanlarının temelde bir hataları olduğunu düşünmeleri
gerekiyor,Günümüzde Pir Sultan adına örgütlenerek Pir Sultanın fikirlerini
sansürleyenlerin bu süreçte VEBALLERİ olduğunu görüyoruz.Yinede UMUTLUYUZ
sabırla bekliyoruz.
6-12
İmam olgusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Bunlar nasıl seçilmişler?Kimler
tarafından seçilmişler?Neden 12 sayısı?
On iki İmamlar Allah tarafından Peygambere bildirilen insanlardır.
Bazı kaynaklarda Peygamberimizin bunların isimlerini tek tek saydığı da
belirtilir.
Her bir önceki İmam bir sonraki İmamın ismini bildirmiştir.Hasan ve Hüseyin
kardeş olup bunların dışındaki tüm imamlar bir önceki İmamın oğludur.İmamların
birden çok oğlu olmasına karşın oğullardan sadece birisi İmam tayin edilmiştir.
Neden 12 sayısını cevabını mutlak anlamda verebilmek zor.Tabi ki bir esprisi
var.Neden 12 havari? Neden 12 ay?Neden Romalıların 12 konsülü vardı? Yada
Hz.Musa’ya 12 kavimden 12 yardımcı ve temsilci seçilmişti?Hititlerin neden 12
asker motifi var? diye de sorulabilir.Tabi İmamların sayısı değişik olsaydı da
neden? diye sorulabilirdi.
Bu soruyu günümüz pratiğinde önemli ,öncelikli yada gerekli görmüyorum.Ama
sorulabilen bir her sorununda bir cevabı olması gerekiyor,belki ilerleyen
tekamül sürecinde cevabı daha iyi anlayabileceğiz.
7-Seyitlik,dedelik,Pirlik kavramlarını açıklarmısınız?
7-Seyitlik kelime anlamıyla aslı Arapça
‘efendim,ağam,büyüğüm’anlamında olup İslami zeminde Peygamber soyuna dayanmayı
ifade ediyor.Dedelik ise Şaman Türklerinin kültürel yapısında
Yaşlı,tecrübeli,Eren,Manevi önder,Öncü anlamını taşıyor.Dede Korkut türünden
öğüt verici,eğitici bir sıfat yada durumu ifade ediyor.İslam öncesine ilişkin
bir kavram olan dedelik İSLAMİLEŞEREK ! Seyitlikle özleşmiş,eşanlamlılık
kazanmıştır.PİR’de zamanla İslamileşmiş olup orjininde Öncü,yaşlı,tecrübeli
anlamını taşıyor.İsim bilim kökü anlamında Seyit Arapça,Dede Türkçe,Pir Farsça
kök olmak üzere tarihi süreçte benzer anlamlar kazanmışlardır.
Bilimsel bilgide titiz biraydın bu farkları ortaya koymalıdır.12 İmam soyundan
olduğu net olarak ortaya konan kişilere Seyit demeyi ve bu noktada dede ve pir
kelimelerini kullanmamayı öneriyorum.
8-Sünni-Alevi ihtilafı nasıl başlamış ve nasıl körüklenmiştir?
Günümüz somutunda bu durum sadece ihtilaf olarak değil farklılık olarak da
değerlendirilmelidir.Ama ne yazık ki soruda belirttiğinizde
gerçekliktir.Farklılık ihtilafa,ihtilaf husumete,husumet ayrılıklara
dönüşmüştür.Yaşanan saltanat süreçleri aynı zamanda farklılıkların körüklenme
süreçleridir.
İslam Peygamberi yaşarken ortaya çıkma şansı bulamayan süreç,Emevi döneminde
başlayarak Abbasi ve Osmanlıda kök sürmüştür.Peygamber sonrası İslami bilginin
Ehli Beyt imamlarından alındığı süreçte Ehli Beyt karşıtı düşünce kendisini
‘BİZDE EHLİ SÜNNETİZ’ şeklinde ifade etmiş buda zamanla kendisini formülize
etmiştir.Bu noktada Sakiyfe toplantısında bulunanların hepsinin sorumlu olduğunu
düşünüyorum.Bazıları isim olarak fazla öne çıkmış olmasına karşın ismi arka
planda kalanlarında büyük sorumlulukları bulunuyor.Tarihin onları yeterince
yazmayışı onları kurtaramaz diye düşünüyorum.
Çözüm ORTAK NOKTALARIN geliştirilmesi ve farklılıkların TABULARDAN KURTULMUŞ bir
bilgi ve muhakeme yöntemiyle Alim ve Aydınların dialoğuyla giderilmesi
mümkündür.Bu süreç yeterli olmasa da başlamıştır ve memnuniyet vericidir.Bu
birlikteliği yaşamın kendiside dayatmaktadır.Irak’ta olanları düşünün,Onlar
Alevi-Sünni ayrımı yapmadan katlediyorlar ve bu bize doğruyu dayatıyor.
9-Hz.Ali camide şehit olduğu için,camiye gitmemek düşüncesi doğru mu?
Tam tersi doğrudur.Sırf bu gerekçeyle dahi Camiye,mescide ve namaza sahip
çıkmalı ve sarılmalıyız.Bizim Ali dostluğumuz Ali’nin sevdiği şeylere de sahip
çıkmamızı gerektirir.Cami yada mescitlerin önemiyle ilgili bir çok ayet ve hadis
var,12 imamların anlatıları ,tavsiyeleri var.Hz.Ali’ye camide ,namazda şehit
olmak yakışırdı ve öylede olmuştur.Hatta bir sohbetimde: ‘Eğer Kabenin içinde
doğan Hz.Ali namazda ve mescid de şehit olmasaydı,O’nun Aliliğinden şüphe
ederdim’ demiştim ve salon buz kesmişti! Bulunduğumuz konum budur. Bu gerekçeyi
Bektaşi dergahı Aleviler için sıkça kullandı ve ne yazık ki başarılı! da
oldular.Ancak cahilleri ikna eden bir mantık zinciri söz konusu ve günümüzde
Alevi aydını bunu artık kullanmıyor.Avamın da böyle bir mantığı artık aşması
gerekiyor.Aydının aldığı yola nazaran avamın yolu uzun sürüyor,1987 li yıllarda
Çorum’da Diyanet işlerinden bağımsız olarak ve içerisinde Ehli Beyt fıkhının
uygulandığı Ehli Beyt camisini yaptık ve ibadete açtık bahsini ettiğiniz çarpık
muhakemeyi aştık.Cami düşüncesinin kitlesellik kazanması konusunda bize düşen
sabretmektir,sabredeceğiz.
10-Bir
Alevi Hz.Ali’yi sevmekle Ehli Beyte saygı duymakla Kerbela faciasına üzülmekle
görevlerini yerine getirmiş oluyor mu?İbadet vazifelerinden kurtulur mu?
Tabi ki HAYIR! Ama şunu da söyleyelim ki böyle bir
söylevi İYİ BİR BAŞLANGIÇ olarak kabul etmek gerekir.
Gereklidir ama yeterli değildir diyebiliriz.Bunlarında SAMİMİ bir
duruşla yapılırsa ibadet değerleri vardır ancak İslami ibadet sadece bunlardan
oluşmuyor,Dinin ayrıntıları dediğimiz noktalarda çok önemlidir.
Hele yaşam pratiğine tavır olarak,takva olarak,temel bakış olarak yansımıyorsa
ne yaparsanız yapın boştur.Zira ibadetlerin bizi kötülüklerden uzak tutması
temel kriterdir.
11-Sayın Şahin;Alevilere söylenen yalanlar üst başlığı ile Bektaşilik
Soruşturması adlı bir kitabınız yayınlandı.Bütün inanç gruplarının kendi
içindeki tapınım farklılıklarına rağmen bunu bir zenginlik kabul edip
birleşmenin,irileşmenin amacını gütmekteler.Siz ise bu çalışmanızda Bektaşiler
ile Aleviler(şia)arasındaki farkı ortaya koymaya çalışıyorsunuz.Neden bu ayrışma
gerek duydunuz?
Bektaşiliğin ;Osmanlı sultanı 2.Bayezid tarafından YABANCI UNSURLARI denetlemek
ve Sünnileştirmek için kurulduğunu;zamanla dönüşüm ve değişimler geçirerek
bugünkü görünümünü kazandığını,içinde bir çok İslam dışı kültür ve dinsel parça
taşıdığını biliyoruz.
Şimdi ben size soruyorum:Kim yada kimlerle hangi ilkesel zeminde
birleşeceğiz?Bunların bir başı yok ki oturup konuşalım,bir temelleri yok ki
tartışıp mukayese edelim,karşımızda tam bir karmaşa ve ne yaptığını neden
yaptığını bilmeyen nereye götürüldüğünün farkında bile olmayan bir toplum var.Ne
yazık ki Alevi aydını !’da bu kaosun içinde çırpınıp duruyor.Keşke Ehli Beyt
yada On iki İmamların sevgisi konusunda samimi olsalardı ne yazık ki değiller
bunun bir çok nişanesi var.Anlattıkları kuru bir sevgiden ibaret ve bunda dahi
samimi değiller,Sözüm ona KURNAZLIK yapıyorlar.
‘Namaz yok,niyaz var diyen,İçkiyi dem yada dolu olarak içmeyi helal sayan,Hac
yoktur,biz ölüye değil diriye gideriz diyebilen,Kalbimiz temiz masalıyla
ibadetleri önemsiz sayan,Hz.Ali yolunu cem,saz,semah ve dedelik olarak sunan,40
lar hikayesi! diye bir masalla kitleleri yüzyıllarca uyutan,oyalayan,14
masumların isimlerini bile çarpıtan,Ramazan orucuyla alay eden,Kur’ana dahi
şüpheyle bakan’ bir anlayışla nasıl birleşeceğiz? Diyelim ki birleştik nereye
kadar yürüyebiliriz? Temiz olanla pis olanın karışması doğru bir tarz mıdır?
Bu sadece Bektaşilerin saçmalıklarına,İslam dışılıklarına meşruluk
kazandırır,Aydınlanma sürecini geciktirir.Hadi popülist olalım ve gelecek
nesilleri düşünmeyelim,peki mahşeri vebali kim üstlenecek ve neden
üstlenelim?Bunların saçmalıklarına göz yumarsak ahiret günü,hesap günü yüzümüz
nasıl ak olacak?
Sağlıklı bir temel yada alt yapı için ayrım noktalarının da teşhis ve tespiti
gerekiyor.Alevi-Bektaşi ayrımı günümüzün temel çelişkisi durumundadır.Bunu
tespit etmiş bulunuyoruz.Bu ayrım zorunludur kim ne yaparsa yapsın önüne
geçilmesi mümkün değildir.Alevilik temelde VAHYE Bektaşilik ise KÜLTÜREL
SENTEZLERE dayandığına göre bu ikisini ayırmak gerektiğini fark edebilmemizi
Allah’ın bize verdiği NİMET olarak kabul ediyorum.Keşke bu farklılığı yada bunun
Anadolu insanı için temel çelişki olduğunu yıllar önce açıkça bu konuda ilk
ciddi çalışmaları yapan Abdülbaki Gölpınarlı koyabilseydi bugün daha çok yol
almış olurduk.
Bu ayrımı görebilme Allah’ın lütfu kabul edilmelidir.Bu ayrımı yapamayanlar
sorunlarını yada çelişkilerini çözemeyecek ve sürekli irtifa
kaybedeceklerdir.Aksine çabaları BOŞ saydığım gibi İLAHİ VEBALİ olduğunu da
düşünüyorum.Dahası gayri ciddi ve cahili görme eğilimindeyim.
1987 ler den bu yana basitleştirerek anlatmaya çalışıyorum.Bahçemizdeki AYRIK
OTLARINI temizlemeye çalışmak yada pilavımızdaki BEYAZ TAŞI ayıklamaya çalışmak
kötü müdür?
Alevilik-Bektaşilik zamanla bir araya gelmiş,bir arada düşünülmüş olup,ayrışma
sürecini başlatmış bulunuyoruz.Ve bunu kelime oyunlarıyla yada detaylarla değil
temel ve esas unsurlar çerçevesinde yapıyoruz.Size iddialı gelebilir ama bu
süreci önlemek mümkün değildir,sadece geciktirebilirler.Buna karşı durmayı
cahillikten değilse zalimce görüyorum.Bu arada popülist yada Halk dalkavukluğu
türünden çıkışlarda görülüyor.Bir dönem sosyalist ,devrimci mücadele yapmış
insanların günümüz sürecinde Bektaşilik çerçevesine sığınmalarına
üzülüyorum.Alevi-Bektaşi birlikteliği,birlikte anlaşılırlığı bozulacaktır ve bu
Alevilerin KURTULUŞU olacaktır.
Dahası ‘HAKKI; BATIL İLE KARIŞTIRMAYIN.BİLE BİLE GERÇEĞİ UNUTUP GİZLEMEYİN’
(Bakara S.42.Ayet) Allah’ın buyruğu değil midir?
Şimdi biz biraz İslamdan haberi olan birisi için bile BATIL olduğu apaçık belli
olan Bektaşiliğin bu boyutunu bile bile ,göre göre Allah’ın emrine karşı mı
gelelim?
Kısacası HERKESİN YOLU KENDİSİNE HAYIRLI OLSUN!
12-Cem merasimi Alevi, inanç grupları arasına ne zaman girdi?Kızılbaşlar ve
Bektaşiler bir ibadet ve tapınım biçimi olarak benimserken Nuseyriler ve Şia
tarafından kabul görmemiştir.Bu ayrılıkları anlatırmısınız?
Cem kelimesinin kitlesel olarak kullanımı son yüzyıllık süreçtedir.Cem
merasiminin isimlendirilmesi temelde ‘MEYDAN’kelimesine dayanır.İslam öncesi
Türk yada Kürt topluluklar öncelikle ‘HASAT DÖNEMLERİ’ olmak üzere belli
dönemlerde yerleşim birimine has bir meydan da toplanırlar,kurban keserler,
‘DEDE dedikleri ‘MANEVİ ÖNCÜ’leri başkanlığında HALK OZANLAR’ının KOPUZ’u
eşliğinde figürsel danslar,folklor gösterileri yaparlardı.
Tüm dünya toplumlarında ‘İLKEL TAPINMA’ olarak ta gözlemlediğimiz bu süreç
nihayetinde MEYDAN EVİ’ne dönüşmüş ve İslami temasla toplanmak kökünden gelen
Cami ve Cem kavramlarıyla benzeşerek CEM OLMAK yada CEMEVİ şeklinde dönüşüm
geçirmiştir.
Başlangıçtaki ilkel tapınma geleneği izleyen süreçte İslami kavram ,deyim ve
öykülerle süslenerek kültürel bir sentez olarak yoluna devam etme çabasındadır.
Tabi toplumsal değişim yada dönüşümlerin bir anlık olmayıp yüzyılları hatta
bazen bin yılları içerdiğini de göz önüne almak gerekiyor.
12 İmamların kaynaklarına dayanan ve buradan beslenen Şia’nın bu ilkel ve İslam
dışı unsurları da içerisinde barındıran bu kültüre kapısını kapamasını
doğal,doğru ve olması gereken bir durum olarak değerlendiriyorum.Aksi düşünceyi
pragmatik,popülist ve çıkarcı olarak görme eğilimindeyim.Aksi düşünceyi
ilkesizlik ve tutarsızlık olarak belirliyorum.
Nusayrilerde kendi anlayışları doğrultusunda bir çizgi oluşturdukları için bu
kültürden fazlaca etkilenmemişlerdir.İnsanın bir çizgisinin olması etki altına
girmesini zorlaştırıcı bir unsur olarak kabul edilmelidir.
13-Kitabınızda’ Bektaşiliğin kurucusu 2.Bayezid’
diyorsunuz.bunu biraz açar mısınız?Çok hassas bir konu.Bektaşilikte Hacı Bektaş
kişiliği çok önemsenmekte o anlayışa göre Hz.Ali’den sonra Anadolu da Aleviliğin
kurucusu,kurtarıcısı gözüyle bakılmaktadır.Bu bağlamda Hacı Bektaş’ın kişiliği
ile ilgili kimi çelişkili görüşler var.Sünni kökenli araştırmacılara göre Hacı
Bektaş Sünnidir.Başka araştırmacılara göre de o Anadolu da ‘Bir ser çeşmedir’ bu
konudaki görüşlerinizi açıklayabilirmisiniz?
Fatih ve Yavuz Selim ;Osmanlı ve Cumhuriyetin RESMİ TARİH anlayışında hiç hak
etmedikleri PARLAK ! Bir yere sahip olduklarından dolayı Fatih’in oğlu ve
Yavuzun da babası durumundaki 2.Bayezid bu ikisi arasında isim olarak
boğulmuştur.2.Bayezid’in dini çevreler ve halk içinde kullanılan ‘SOFU’ lakabı
onu özellikle incelememin de ilk sebebi olmuştu.2.Bayezid’in döneminin aynı
zamanda Bektaşilik tarikatının 2.piri kabul edilen BALIM SULTAN ile çağdaş
olması ilgimi daha da artırmıştı.Sonra bu ikisinin birlikteliği ve Bektaşiliğin
kuruluşu ve parçalar netleşti ve bunu 1.kitabımda kanıtlarıyla sundum.Bektaşilik
2.Bayezid eliyle yani saltanat eli ve desteğiyle Balım sultan’a kurdurulmuş ve
1826 ya kadar açıkça desteklenmiştir.2.Bayezid ;Hacı Bektaş’ın ismini tanıtmak
için onu yüceltici eseri bizzat sarayda Firdevsi Tavil’e yazdırmış ve bu eser
HACI BEKTAŞ VİLAYETNAMESİ olarak meşhur olmuştur.Bu eserden sonra Hem 2.Bayezid
ve hem de Hacı Bektaş ‘VELİ’ lakabını birlikte almışlardır.Hacı Bektaş’ın
isminin yayılmasını 2.Bayezid sağlamıştır.Hacı Bektaşın meşhurluğunun VESİLESİ
2.Bayeziddir.Hacı Bektaş ününü bu Osmanlı sultanına borçludur.2.Bayezid
,Osmanlının Sünni-Hanefi kimliğini almasında da önemli bir rol oynamış ve bunun
teorik alt yapısını kurmuştur.Aynı zamanda OSMANLININ RESMİ TARİH YAZICILIĞINIDA
başlatan isimdir.2.Bayezid ;Anadolu dışındaki Sünni din alimleriyle de sürekli
yazışarak Ebu Hanefiye atfedilen ‘İSLAM HALİFESİNİN ARAP OLMASI ŞART DEĞİL’
ŞEKLİNDEKİ FIKHİ FORMÜLÜ DESTEKLEMİŞ ve bu formülü hayata geçiren oğlu Yavuz
Selimde memlüklüler den halifeliği zorla alarak İslam halifesi
!olmuştur.Osmanlının hanefileşmesinin başlangıcının kısa öyküsü budur.
Hacı Bektaş’ın kişiliğininde bu sürece uygun düşmesi gerekiyordu yani Hacı
Bektaşın Alevi !olması bu anlamda çelişkili duruyordu,sırıtıyordu ve bunu da
inceleme konusu yapmayı düşündüm ve 1. kitabımda Hacı Bektaş’ında Seyit
olmadığını,dahası Sünni olduğunun kanıtlarını sundum.Bu kanıtların aksi tutarlı
bir bütünlük içinde cevaplanamadığı taktirde Hacı Bektaş’ın Sünniliğinin kabulü
zorunludur.Sünni çerçeve içindeki yerini ise şu anki bilgiler içerisinde net
olarak tespit edemiyoruz ama Hanefi yada Şafi eğilimler ağırlıklı gözüküyor.
14-Sözüm ona kimi Alevi araştırmacı ve yazarlar! Atatürk’ün Alevi olduğunu
söylüyorlar bu olayın doğruluk derecesi nedir?
M.Kemal nihayetinde Osmanlı eğitimini almış,Osmanlı paşası olarak
milli mücadeleye başlamıştır.Aldığı eğitim çerçevesinde Hz.Ali yada Oniki
İmamları tanımazdı ki fikirlerini savunsun!Dini öğrendiği kaynaklar Sünni
kaynaklarıydı ve bu anlamda 12 İmamlara yabancı kalmasını doğal görmek
gerekiyor.Bu anlamda yani ilkesel anlamda ALEVİ OLMADIĞI kesin olarak
söylenebilir.
İnanç boyutu ,ilkesel boyut anlamında da Alevi olmadığı anlaşılacaktır.
Konuyu genetik anlamda ele alırsak;bunu iddia eden yazarların KOMİK hatta TRAJİ
–KOMİK durumlara düştüklerini de görürüz.Ne kanıtları nede yöntemleri kendi
içinde bile TUTARLI değil,zaten tutarlı olmaya da önem vermeden
yazıyorlar.Ayrıca M.Kemal’i soy bakımından Alevi göstermeye çalışanların bu
çabalarını anlamakta zor,yani diyelim ki kanıtladılar bu neyi değiştirecek? Yada
ne ifade edecek? M.Kemal fikir bakımından ortada,apaçık bir insan olarak
duruyor,dinsel bir sorunu da yok o halde kendisinin seçme şansı olmadığı anne ve
babasıyla onu değerlendirmek ne derece İslami? Yada İnsani? Kenan isimli şahıs
Hz.Nuh’un oğlu değil miydi?
Hz.Lut’un hanımı helak olmadı mı? İmam Hz.Hasan’ı hanımı zehirlemedi mi?12
imamların soylarından gelen insanların hepsi takvalımıydı?
Bu tür çabaları cahili ve gereksiz buluyorum.Bu konuda birkaç kitap
okudum.C.Şener ve B.Öz isimli yazarları CİDDİYETSİZ bulduğumu
söylemeliyim.Yazdıkları BİLİM DIŞI dahası UYDURMAYDI.Panik ve telaşla kaleme
aldıkları maksatlı oldukları hemen belli oluyordu.Bu tür çabaları BOŞ
görüyorum.Bu tür çabalar olsa olsa Alevileri ve Aleviliği devletleştirmek
projesinin alt yapısı olabilir ki, bu da bizim sürekli titizce karşı çıktığımız
sinsi bir oluşumdur.
15-Belkıs Temren adında bir araştırmacı’ Bektaşiliğin eğitsel ve kültürel
boyutu’ adlı çalışmasında ‘Türk kültürünün olan bektaşilikte’...Türk İslam
özelliklerinin birleşerek ortaya çıkardığı kurumlardan biri
bektaşiliktir...’demektedir.Türk İslam sentezinin formülünü
yapmaktadır.Bilindiği gibi İslam'ın kavmiyet boyutu yoktur,ümmet boyutu
vardır.Türklüğünse kavmiyet boyutu var ümmet boyutu yoktur.Böyle bir senteze
nasıl bakıyorsunuz?Bunlar birbirini kapsar mı?
Bektaşiliğin TÜRK KÜLTÜRÜ olarak değerlendirilmesi RESMİ TEZ’e yani bizim
yıllardır ÖRTÜLÜ FAŞİZM olarak adlandırıp ısrarla söyleyip tüm Müslümanları
uyarmaya çalıştığımız TÜRK-İSLAM sentezine uygun bir RESMİ SÖYLEM dir.
Sözünü ettiğiniz araştırmacı bu anlamda resmi bir Türk aydını olarak kabul
edilmelidir.
Bu tez ; emperyalizmin,Sovyet sosyalist sistemini çözmek için geliştirdiği YEŞİL
KUŞAK projesinin EŞ ANLAMLISIDIR.Eş uyumluluk söz konusudur.Sorudaki önermeniz
doğrudur.İslam'ın kendine has bir rengi,boyası vardır. Ve hiçbir
kavmin(Türk,Kürt,fars,arap,ingiliz vs vs)rengine ihtiyaç yoktur.Sırası gelmişken
belirtmeliyim:Bu ayrım yada konu aynı zamanda Sünni Müslümanların temel
çelişkilerindendir.Günümüz Türkiye'sinde Resmi söyleme itaat
etmeyenler,yükselemiyor,yükselmek isteyenler söyleme uygun davranmak zorunda
kalıyorlar.Eylül darbesinin keskinleştirdiği bu bakış halen yaşıyor.
16-Bir
Bektaşi dedebabası olan Doç.Bedri Noyan’a göre ’Hz..Muhammed'in de Türkleri öven
hadisleri vardır derken;Prof İlhan Arsel Arap milliyetçiliği ve Türkler
çalışmasında tam tersi iddialarda bulunmuştur.Siz bu olayı nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Her ikisi de yanılıyor,dahası çarpıtıyor.Zaten GÖREVLERİ BU! Gereğini yapmak
zorundaydılar,Noyan yaptı ve göçtü,Arsel devam ediyor.Peygamberimiz her aşamada
kavmiyetçiliğe ve Övünmeye karşı çıkmıştır.TAKVA’yı ön plana çıkarmıştır.Kişinin
ırkı,rengi,cinsiyeti,dili vs ne olursa olsun Takvası önemlidir.
Mevta Noyanı da,İ.Arselide ÖZEL GÖREVLİLER kategorisinden sayıyor,bu noktayı
önemli buluyorum
17-Devletin Aleviliğe yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?Birden bire ne
olduysa Alevilik devlet nazarında yükselen bir değer olmaya başladı.Ne
değişti?Aleviler mi inançlarını değiştirdiler? Devletin suyuna akmaya başladılar
yoksa Sünni şeriatçı devletin anlayışında mı bir değişiklik oldu?
Allah dışında her şey İLK NEDEN’e muhtaçtır.Hareketin ilk sebebi
OLMAK ZORUNDADIR.Alevilik Konusundaki hareketlenmelerinde sebep yada sebepleri
olmak zorundadır.Durduk yere! Hareket olmaz.Bu konuda bir şeyler olmuş olmalı ki
Alevilik yükselen değer olsun.Analiz için önümüzde belli olgular var.
70 lerde yükselen değer sol hareket,79 daki İran devrimi,80 lerde Askeri
darbe,83 te Asker destekli kurulan MDP nin hamleleri,83 teki Özal’lı Anap’ın 4
eğilimi birleştirme eğilimi,87 deki Çorum Ehli Beyt cami Alevi oluşumu ve
çıkarılan Aşura ve Ondört masum yayınları,89 lardaki bazı Aydınların! Alevilik
dilekçesi,Berlin duvarının yıkılışındaki somut mesaj ,93 Sivas olayları ,94-95
ler de devletin olaya ekonomik olarak ta el koyması, gibi kritik edilmesi
gereken durumlar var.Peki hangisi ilk neden?Kişisel gözlemime göre bunların
hepsi birer yansıma olarak görülüyor.
İlk nedeni ABD ve Batı emperyalizminin yükselen Sosyalist değerle mücadele
etmek amacıyla organize edilen YEŞİL KUŞAK dalgasının Türkiye VARYANTI olan
TÜRK-İSLAM sentezinin Alevilere yansıması olarak görüyorum.Başlangıcı 1970 lere
kadar uzanıyor.Radikal ve Ilımlı İslam modelleri oluşturuluyor.Radikal
hareketler Sovyetleri hedef alıyor ve amacına ulaşanlar
Ilımlılaşıyor,uysallaşıyor.Hemen akabinde 79 İran devrimi süreci hızlandırıyor.
1980 Askeri darbesi Alevi varyantında siyasi ve sanatsal alanda bazı Alevi
kökenli insanları öne çıkarıyor.Cuntacı dostu general Sunalp’in MDP sinin Alevi
oyunlarını biliyoruz.1983 te Özal’ın bazı Alevi önderi! Dedelerle yaptığı
GÖLBAŞI toplantısını biliyoruz.4 Eğilimi birleştiren!(aslında dejenere eden)Özal
tüm Alevi köylerinden oy alıyor.Aynı tarihlerde; Yeni kurulan öncesinde SODEP
,sonrasında SHP içinde bu hoşgörüden yada boşluktan yararlanan kitle Aleviler
oluyor ve meclise 25 civarında Alevi milletvekili 1987 yılında girebiliyor.Bu
cumhuriyet tarihi bakımından rekor!dur.
Türk-İslam sentezcileri,gerek 1979 İran devrim dalgasını bloke etmek gerekse
Sovyet sürecinin durumuna göre hareket etmek gibi saiklerle bir TÜRK ALEVİLİĞİ
yada ANADOLU ALEVİLİĞİ icat !ediyorlar,ve zaten ALT YAPI da var,gönüllü bulmakta
zor değil, işleri pek zor olmuyor.
Genele girersek; Osmanlı döneminde Aleviler devlet
bakışıyla kural olarak YOK EDİLİYOR ve istisnai olarak YOK SAYILIYOR iken;
Cumhuriyet Döneminde bu süreç tersine dönüyor, artık kural YOK SAYMA ve istisna
YOK ETMEKTİ.
Bu durum 1980 li yıllara kadar böyle devam etti.İran devrimi ve sovyetlerin
dağılması sürecinde Alevilerin gölgedeki kimliğinin ortaya çıkması üzerine ‘yok
sayma’ politikası yerini BLOKE ETME ye bıraktı.Artık Resmi devletin Alevilere
bakışında bu unsur hakim bulunuyor.Kısa vadede ALEVİLERİN VE ALEVİLİĞİN
DEVLETLEŞTİRİLEREK bloke edilmesi ,uzun vade de ise SÜNNİLEŞTİRME projesine
YENİ VERSİYONLARLA DEVAM ETMEK fikri sabit görülüyor.Bunun kanıtları ayan beyan
meydanda bulunuyor.
Resmi görüş olan Türk-İslam sentezinde ‘Cem,dede,saz,semah’yer buluyor ve
Cemevleri açık ve örtülü tüm ödeneklerle destekleniyor.Nihayetinde sünnileştirme
politikası yürürlüktedir ve Anadolu Aleviliği söylevi de bu politikaya ister
istemez direnemeyecek ve hizmet edecektir.Şaman,zerdüşt kalıntıları ve kültürel
açılımlarla sünnileştirme politikasına karşı durabilmek uzun vadede mümkün
değildir.Dahası cemevlerinin yapımında devletin tüm açık ve örtülü organlarının
ve tüm partilerinin bu kadar iştahlı olmasının nedenlerinden en önemlisi de
budur.Üstelik şimdiye kadar merkezi yönetimden uzak kalmış Alevilerin
şimdilerde kentleşme ve devletle daha içi çe oldukları da düşünülürse,cem
evlerinin uzun vadede diyanetin ARKA BAHÇESİ OLACAĞI GÖRÜLECEKTİR.Zaten her cem
evine bir diyanet hocası yada görevlendirilecek bir dede-hoca da bu planın
omurgası olacaktır.Dahası bu proje İ.Doğan efendi! Tarafından da dillendirilmiş
ve devletten açıkça binlerce DEDE KADROSU istenmiştir.Devlet henüz bu katkıya
kendini hazır görmemektedir.ANCAK; şu sıralar MEB tarafından Aleviliğin ders
kitaplarına konulması adı altında sinsi bir faaliyet var ve
İZLİYORUZ!.İ.Doğan,F.Altun gibi Alevilerin ve Aleviliğin devletleştirilmesi
konusundaki gönüllü öncülerinin! Söylevlerinin tesadüfi olmadığını da görmek
zorundayız.DEDE YETİŞTİRME KURSLARI! da nihayetinde bu projenin alt yapısıdır.Ne
yazık ki Alevi aydını bile bu olanların farkında değil,değerlendirme sorunu
çekiliyor.En çok garipsediğim eski sosyalist mücadelenin içinde pişen kişilerin
bu tür oyunları göremeyişine oluyor.Kendisini Alevi olarak niteleyen halk bu tür
oyunlara yani Cemevi yapımı,dede kursu,Aleviliğin devletçe öğretilecek! Olması
ve buna hizmet eden derneklerin vakıfların çoğalması gibi unsurlara seviniyorlar
bunları Aleviliğin gelişimi! Olarak değerlendiriyorlar,nereye götürüldüklerinin
farkında bile değiller,geleceklerinin İPOTEK altına alındığın halen bilmiyorlar
ve sözüm ona eski fişek alevi kökenli solcularda bu basit analizleri dahi
yapamayacak ölçüde bıkmış,yorulmuş gözüküyorlar.Halkımızı aydınlatma görevini bu
noktada sadece biz üstleniyoruz.Halkın her türlü karşı çıkış ve tepkisini de
KATLANMAYA DEĞER YÜK olarak görüyoruz ve biliyoruz ki ALLAH’IN PUSUSUNDAN DAHA
BÜYÜK PUSU YOKTUR.
18-Son
dönem Alevi hareketliliğini, değerlendirir misiniz?
Devlet olarak şu anda global bir saldırı altında kaldığımız için suyun üstünde
fazla hareket gözükmüyor,ama dipteki hareketlilik aynı hızla devam
ediyor.Kendisini alevi kabul eden insanların üzerine bütün güçleriyle
saldırıyorlar.Çarpık,yanlış,yanlı bilgiler ve uydurma rivayetlerle
saldırıyorlar.
Zaten ekonomik yaşam savaşı veren kitle hareketliliği yeterince tahlil
edemiyor,aydınında analiz sorunu var.Çünkü Aleviliğin temel bilgileri olmazsa
olmazları henüz kafalara yerleşmiş değil,dile dahi getirilmiyor.Aklı bozucu bir
taaruz var.Hz.Ali çizgisini ki buna onlar şiilik diyor ve çarpıtmak için
alevilikten başka bir şeymiş gibi sunuluyor sulandırmak,tahrif etmek için
inanılmaz planlar yapılıyor.Örneğin ASAM (Avrasya stratejik araştırma merkezi)
Irak’ın yeniden yapılandırılmasında şiilerin rolü konulu toplantısında konuşan
bir iki konuşmacı Bize yani Çorum daki yapılanmaya dikkat çekerek ‘buradaki
faaliyetleri durdurmak ve önlemek için Alevi bölgelerine bazı alevilerle
işbirliği yaparak diyanete bağlı camiler açtırdıklarını ve bunu cemevleri ve
Hacı bektaş kültür merkezleriyle desteklediklerini ve başarılı olduklarını
söylediler’Ve örtülü değil açıkça Aleviliği önlemek için diyanete bağlı camiler
ve bunlarla koordineli cemevleri yapılması gerektiğine işaret ettiler.Biz bunu
20 yıl önce yazmıştık ve tepki almıştık ama öngörülerimizin doğru çıkması bizim
için önemli avantaj olacaktır.
Milli eğitim bakanının Alevi !olduğunun basına yansıtılmasının ardından da bu
noktaya dikkat çekip buradan da bir saldırı geleceğini söylemiştik ve bir müddet
sonra Aleviliğin ders kitaplarına gireceği haberini duyduk.
Aslında bu daha öncelerden düşünülmüş ve tereddüt edilmiş bir hamleydi.İzleyin
bakın bu adamlar Bektaşiliği yani kültürel bir sentezi Alevilikmiş gibi
sunacaklar ve bu noktada sünni dengesini de gözettikleri için bunu kültür
bilgisi adı altında sunacaklar.Din,kültür ve ahlak bilgisi adı altında bu
sunulacak ve Alevi genci o körpecik beyniyle bu saçmalıkları Alevilik diye
öğrenecek.Bunları yapanların mahşere,hesaba inandıklarını zannetmiyorum,gelecek
kuşakları böyle ağır veballer içinde bırakan insanlar zahiren müslüman
gözükebilirler ama bizler onların asıl kimliklerini biliyoruz ve herkesi bu
konuda uyaracağız.Bunun İslam iddialı!!! AKP ye nasip! olması da ayrıca
düşündürücüdür.
19-Türkiye cumhuriyeti ile ilişkiniz hangi temele oturuyor? Günümüzde özellikle
güneydoğu anadoluda yaşanan Kürt yada güneydoğu sorunu ve bu noktada öncü rol
oynayan ,Apo,PKK yada Kadek gibi unsurlara nasıl bakıyorsunuz?
Türkiye cumhuriyeti olgusu beni sosyal statü olarak bağlıyor,bu ülke benim
vatanım,bu topraklarda doğdum,büyüdüm yaşıyorum.Allah’ın bana bunu seçmiş
olmasının bir anlamı olmalı.O yanlış bir seçim yapmaz,bunu anlamlı
buluyorum.Ülkem için,vatanım ve insanlarımız için çalışmam gerektiğini
biliyorum.Bu önemlidir.İçinde yaşadığımız sistemin birçok sorunu var,çürüme ve
erezyonlar var,tıkanma ve zulümler var bunları değiştirmek ve dönüştürmek için
çabalar harcamak bir yana Ülkem için ne gerekiyorsa yaparım burası bizim
topraklarımızdır,nesillerim için ülkemi korumak zorunluluğumuz var ama bunu
milliyetçi temelde düşünmüyorum yani Almanya da yaşasaydım da aynı cümleleri
kullanırdım.Zaten bizim Alevilik çağrımız evrensel bir temele dayanıyor ve
kainatın tüm topraklarını ve seçme şansı olan canlılarını kapsıyor.
Güneydoğu da bir değil pek çok sorun olduğu gerçek ,inkarı mümkün değil,pratiğide
açıkça ortada ve sorunları tesbit etmek çözüm açısından da avantaj demektir.Bu
tip sorunları kendi lehlerine çözmek yada çözmemek isteyenlerin varlığı da
açıkça ortada duruyor.Sorunlar iyiniyetle çözülebilir,toplumsal barış öncelikli
şart gibi gözüküyor.Buna aykırı çabalar çözümsüzlükten yararlanma anlamında
değerlendirilmelidir.Şu da önemli ekonomik sorun da tüm anadolunun sorunu olarak
ortada duruyor.Sorunun sadece yerel değil uluslar arası boyutuda var ki buda
işleri zorlaştırıyor.Ancak ipucu da veriyor.O halde çözümünde uluslar arası
areneda kabul edilen bir çözüm olması gerekiyor.Bu da ayrı bir gerçeklik yada
dayatma olarak gözüküyor.Milliyetçi değerlere inanmadığım için bu değerlerin
mücadelesini veren insan yada gruplara sıcak bakabilmemiz mümkün
değil,Milliyetçi,etnik yada ırksal girişimleri Mahşeri anlamda
beyhude,boş,anlamsız,fuzuli çabalar olarak görüyorum.
Bizlerin çabası böyle fuzuli temellere değil daha insani daha evrensel temellere
dayanmalıdır.Bu toprakları daha bilimsel nasıl işleyebiliriz? Kişi başına düşen
geliri nasıl artırabiliriz?Eğitim ve sağlık kalitesini nasıl
yükseltebiliriz?Ezbercilikten nasıl kurtulabiliriz?Resmi tarihi gerçek tarihe
nasıl dönüştürebiliriz?Bu topraklardan evrensel mesajlar nasıl verebiliriz?
Ahlakilik sürecini kendi asli zeminine nasıl oturtabiliriz?Adaleti daha etkin
nasıl geliştirebiliriz? Vs vs gibi sorunlara yoğunlaşmak daha öncelikli
gözüküyor.A dan Z ye her kurum ve kuruluşta bir erezyon var ve yeniden köklü
değişimlere ihtiyaç var bunu nasıl yapacağımızı düşünmemiz gerekiyor.
Biz kişileri Hz.Ali yada Ehli Beyt dostluğu çerçevesinde
değerlendiriyoruz,onlara dost olan bize de dosttur,onlara uzak olan bize de
uzaktır.Bu çerçevede bahsettiğiniz A.Öcalan ve çerçevesindeki oluşumları kendime
uzak görüyorum.Daha açık ve anlaşılır olması için örnekliyorum: ’Osmanlının
Yavuz selimine ne kadar uzaksam o kişilere de o kadar uzağım.Yavuz Selime neden
uzaksam aynı nedenlerle onlara da uzağım.’
20-AKP
iktidarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İktidar değil hükümet olarak görüyorum(Gülüşmeler)Tek başına hükümet olma
avantajını iyi kullanıyorlar,yurt sathındaki tüm rantiyeleri eş,dost ve
yarenlerle paylaşıyorlar(Gülüşmeler)şimdilik paylaşımda sorun çıkmadığı için
sırıtmıyor ama bir gün bu noktada rezil olacaklarını görüyorum.Bence en yumuşak
karınları burası.Bunun dışında temel yada fahiş bir hata yada hatalar zinciri
yapmazlarsa ANAP türünden bir döneme damgaları vuracaklar gibi yada kademeli
olarak hükümetlerde yer alacaklar gibi gözüküyor.
Aslında yaptıkları daha öncekilerin yaptıklarından farklı değil,global rüzgar
onları da bir yere doğru götürüyor.
Temel hiçbir sorunu çözmeksizin hepimizi işlerin iyiye gittiğine inandırmaya
çalışıyorlar yani illüzyon süreci devam ediyor.
Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Sayın, Şahin, En kısa zamanda görüşmek üzere.
Ben teşekkür ederim. İnşaallah en kısa zamanda görüşürüz.
Teoman Şahin