| Ana Sayfa > E-Mail Arşivi > Alevilik Sorununu İyiniyet, Bilgi, Samimiyet ve Hoşgörü Çözecektir |
|
|
AB ilerleme
sürecine ilişkin olarak
yayınlanan son raporda ‘Çözülmesi
gereken sorunlardan birisinin de” ALEVİLİK olarak değerlendirilmesini OLUMLU
karşıladığımızı belirtmekle birlikte bu konuya da atıfta bulunarak AZINLIK statüsünün
dile getirilmiş olması bizleri üzmüştür.
Aleviler Cumhuriyetimizin asli unsurlarıdır ve bu noktada herhangi bir talebimiz
yoktur.
Bizler için sorun Cumhuriyetin tüm
kurum ve kuruluşlarının Aleviliği YOK SAYAN yok saymadığında da dejenere ve
asimile etmeye çalışan bakışından ve bu noktadaki tavırların emevi, abbasi ve
Osmanlı bakışını aşamıyor olmasından kaynaklanmaktadır.
Nitekim raporun hemen akabinde
medyada her zaman istediği yeri ve ilgiyi bulan NE İDÜĞÜ BELİRSİZ vakıf, dernek
ve federasyon temsilcilerinin ‘Aleviliğin şaman-İslam sentezi bir karışım
olduğundan tutunda İslam dışı olduğuna kadar’ yaptıkları tanımlama ve
açıklamalar karşısında Diyanet işleri başkanı Ali Bardakoğlunun ‘Aleviliğin bir
mezhep olmadığı, Diyanetin sünni
çizgide değil ortak paydada hizmet veriyor demiş olması da en az yukarıdaki
açıklamalar kadar üzücü, realiteye aykırı ve bir o kadar da bilim dışıdır.
Zira hangi yüzyılda
hangi Alevi’ye sorsanız kendisinin ’Caferi mezhebinden olduğunu, Oniki İmam
mezhebinden olduğunu yada Ehli beytin mezhebinden ‘olduğunu söyleyecektir.
Diyanet işleri başkanı prof’ta bugün
dünyada 300-400 milyon müslümanın
CAFERİ olduğunu en az bizim kadar biliyor olmasına ve Türkiye’de
yaşayan ve kendisini Alevi kabul eden kişilerin bu yaklaşımı kabul ettiklerini
biliyor olmasına rağmen Alevilik ve Mezhep kelimelerini aynı cümlede
kullanırken CAFERİ kelimesini kullanmaktan özellikle kaçınması yok saymasından
ve geçmiş saltanatların etkisinden kurtulamayışından başka bir şey değildir. Ve
yine bu Prof’un Diyanet işleri başkanlığının bir sünni
kuruluş olduğunu, pratiğinin bu olduğunu bilmesine rağmen bunu inkara yönelik
olarak ORTAK PAYDA’dan bahsetmesini iyi niyet olarak algılayamıyoruz.
Her sorunun çözümü
bu çerçevedeki gerçeklerin açık ve dürüstlükle
ortaya konmasından geçer. Bu her müslümanın
ve her müslüman
aydının özellikle bilmesi gereken bir tespittir. Günümüz
Anadolu’sunda Alevilikle ilgili temel sorun ilkeseldir. Bu anlamda yıllardır sözünü
edip tekrarladığımız bazı gerçekleri apaçık bir kez daha kamuoyuna
duyurmak gereği duyuyoruz.:
......Alevilik Temel olarak
Hz.Ali’nin yada 12 İmamların İslami anlayışıdır, Temeli Kur’an ve Ehli Beyt’e
dayanan İslami anlayıştır.
......Tüm
dünya müslümanları
bu anlayışı CAFERİ MEZHEBİ anlayışı diye isimlendirirler ve bu anlayışın yazılı
temel kaynakları vardır.
.....Alevi olarak bizlerde aynı düşüncede
olmamıza karşılık yaşanan saltanatlar sürecinde
ve siyasi tercihler bakımından Anadolu’da yaşayan Aleviler kendi savundukları ve
inandıkları bu çizgiyi öğrenme ve öğretme imkanı bulamamışlar ve bu yazılı
kaynaklara ulaşamamışlardır. Bu nedenle de eski kültürleriyle
İslamı içiçe yaşamak zorunda kalmışlardır. Şimdi her akıl ve insaf sahibine
soruyoruz: İnsanları eğitimsiz ve cahil bırakanlar mı sorumludur? Yoksa Sağlıklı
bilgiye kavuşamadıkları için sağa sola sapanlar mı sorumludur? Ve halen 12
imamların bilgilerini saklamaya çalışan, Hz.Ali gerçekliğini hasıraltı yapmaya
çalışan sözüm ona din
işleri sorumlularına ne denmelidir? Temel suçlu Çocuklarımıza kurbağaların
sindirim sistemini öğretip, Hz.Ali’nin, Ehli Beyt’in öğretilerini öğretmeyenler
değil midir?
.......Yine herkes açıkça dile
getirmelidir ki Kültür
başka din başkadır. Bugün
cem, cemevi, semah, saz, dede vs gibi nitelemelerle savunulan şeyin adı
alevilik değildir, bunlar kültürel
ve islam dışı unsurlardır. Kimsenin bu isimlendirmeleri İslam adına , Alevilik
adına isimlendirmeye ve kültürlerle
dini karıştırmaya hakkı yoktur.E ğer mutlaka bu kültüre
isim verilecekse biz bu ismin Bektaşilik olduğunu yıllardır söylemekteyiz. Zira
Bektaşilik nihayi aşamada Anadoluda yaşanan kültürlerin
sentezinden başka bir şey değildir. Tabiki herkes dinini, kültürünü
açıkca; ifade edebilmeli, yaşayabilmelidir ancak herkes dürüst
olup bunun sınırlarını aşmamalı, dejenere etmemelidir. Hele hele bu kültürünü
din maskesiyle sunmaya çalışmamalıdır.
Alevilik İslami özel bir çizgidir
ve sünnilik değildir, sünnilikten
farklı bir anlayıştır . Alevilik ve sünnilik
aynı dinin çizgileri olmasına karşılık ortak müşterekleri
olduğu kadar farklılıkları da olan anlayışlardır.Yine Alevilik başka bir şey,
bektaşilik başka birşeydir ve karıştırılmaması gereklidir. Cemevi kültürel
bir oluşum, cami ve mescidler ise dini oluşumlardır. Gerçekten Alevi olan
herkesin diyanetten bağımsız ve içerisinde Hz.Ali’nin öğretisine göre ibadet
edilen bir cami yada mescidi mutlaka bulunmalıdır, zira namaz olmazsa
olmazlardandır, en önemli ibadettir.
.....Diyanet işlerinin laik bir
devlet yapısında varlığını
sürdürmesi
çelişki olduğu gibi diyanetin işleri başkanlığının her müslümanın
işine ortak paydada baktığını savunabilmesi ve söyleyebilmesi iyi niyetten öte
bir şeydir.
......AB sürecinde
Alevilik konusu gündeme
geldiğinde yukarıdaki gerçekliklerden hareket etmek sorunun çözümüne
büyük katkılar
sağlayacaktır. Bu süreçte
kimin kimle muhatap olacağı yada kimlerin muhatap alınacağı sorunu ikincil bir
sorun olup temel sorun bazı ilke ve gerçekliklerin ön plana çekilmesi sorunu
olacaktır.
İnsanlar; Samimi, bilgili, iyi
niyetli ve hoşgörülü
oldukları taktirde çözülemeyecek
sorun yoktur.Yol haritasında bu 4 işaret mutlaka olmalıdır.