Bizce ihtilaf ve uzaklaşmanın asıl nedeni, farklılıkların büyüklüğü küçüklüğü, azlığı çokluğu değil, onları bir kavga ve düşmanlık unsuru haline getirmektir. Nice câhil ve mantıksız insanlar, çok küçük görüş farklılıklarından dahi büyük ihtilaf ve düşmanlıklar dahi yaratabiliyorlar. Maalesef Müslümanların tarihinde bunun örneği az değildir. "Kur'ân mahluk mudur, yoksa kadim midir?" tartışması binlerce Müslüman'ın  kanını akıtmamış mıdır İslâm tarihinde?!

Evet önemli olan farklılıkları ve görüş ayrılıklarını kavgaya dönüştürmemek; en azından birbirinin görüşlerine saygılı olmaktır. Şimdi İslâmî uhuvvetin te'sisi için gerekli bulduğumuz bazı hususları  aşağıda hatırlatmağa  çalışacağım:

a)-Her şeyden önce müştereklerimizi unutmamamız gerekir. Yani, en az farklı yönlerimiz kadar, müşterek yanlarımızın bulunduğu bir gerçektir. Bu gerçeği göz ardı etmek mantıksızlıktır. Bakın Kur'ân-ı Kerim, Kitap ehlini dahi müşterek noktalarda birleşmeğe ve iş birliği yapmaya davet ediyor.14 Bizim kendi aramızda, Ehl-i Kitap kadar müşterek yanımız yok mudur?!

b)-Birbirimizi çok yakından, hem de en yetkili ağızlardan ve en sağlam kaynaklardan tanımaya çalışmalıyız. Bunu yaparsak inanıyoruz ki bir çok isnat ve ithamların asılsız veya zannedildiği şekilde olmadığı ortaya çıkacaktır. Zira uzaklaşmalar çoğu zaman yanlış ve kafadan dolma bilgiler ve isnatlara dayanmaktadır.

c)-Hiçbir şahıs veya grup hakkında ön yargılı ve peşin hükümlerle yaklaşmamak gerekir. Ön yargılı ve peşin hükümler hem İslâmî insafa ters düşer, hem de akıl ve mantık ölçülerine. Sağlam belge ve bilgilere dayanan kesin ve pürüzsüz sonuçlara varmadıkça, her zaman bildiğimizin aksinin de doğru olabileceğine bir ihtimal payı bırakmak gerekir.

d)-Her grubun sadece kendi kaynaklarına yetinip başkaları hakkında görüş belirtme alışkanlığına son verilmelidir artık. Özellikle ihtilafî konularda karşı tarafa inandırıcı olabilmek için mümkün mertebe onların kendi kaynaklarından delil gösterilmeli; her iki tarafın kabul ettiği müşterek ölçüler ve prensipler üzerinden hareket edilmelidir.   

e)-Kur'ân-ı Kerim Resulü'ne hitaben şöyle buyuruyor: "...Öyleyse müjde ver benim o kullarıma ki sözü dinler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah'ın kendilerini hidâyete eriştirdikleridir ve onlardır halis akıl sahipleri."15  İşte bu âyet-i kerime gereği diyaloglarımızı günden güne geliştirmeli, araştırmaktan ve birbirimizi dinlemekten hiçbir zaman çekinmemeli; kısacası kendimizi taklidî bir imandan çıkarıp tahkikî imana varmalıyız.

 f)-Bunların hepsinden de önemlisi çeşitli mezheplere mensup İslâm âlimleri arasında güçlü bir diyalogun oluşmasıdır. Zira bu ihtilafları en köklü şekilde ancak, dinini dünyaya satmayan, Allah'ın rızasını her şeye tercih eden, hiçbir sulta ve sultandan çekinmeyen, kendini bütün mezhebî ve ırkî taassuplardan ve kim ne der kaygılarından arındırmış hakikî âlimlerin aralarında oluşturacakları konsey türü bir oluşum çözebilir veya en aza indirebilirler. Tabi bu oluşum kendi aralarında sırf ilmî, aklî ve nakli ölçülere dayanarak ve her şeyden önce müşterek kabuller ve prensiplerden hareketle sorunlara ve ihtilafı konulara çözüm bulmaya çalışacaklardır. Birbirlerini ikna edebilirlerse ne a'la, aksi taktirde yine de herkes kendi görüşünü korumakla birlikte aralarındaki kardeşlik ve dostluk bağlarını korumaya özen göstermeli ve ihtilâfî konularda birbirlerini mazur görmeye çalışmalıdırlar. Tabi ulemâ arasındaki bu samimî ve kardeşçe ilişkiler, ister istemez halk arasında da olumlu yansımalar bulacak ve düşmanlıklar, yerini kardeşçe ve dostça münasebetlere bırakacaktır. İnsaf sahibi her  Müslüman'ın düşlediği o günlerin bir an evvel gelip çatması  ümidiyle.