Elbette öyledir. Kur'ân'da Yüce Allah Resulullah (s.a.a) hakkında buyuruyor ki: "O (Kur'ân) elbette şerefli bir Peygamber'in (Allah'tan aldığı) sözüdür. Eğer o, bazı laflar uydurup bize iftira etseydi, elbette onu kudretimizle alırdık; sonra da elbette şah damarını çeker koparırdık, sizden hiç kimse buna engel olamazdı." (Hakka suresi 40, 44 ila 47)

Demek ki Allah'ın Resulü daha onun dininin hükümleri ve adalet ölçüleri karşısında istisna değildir. Tam tersine sorumluluğu çok daha ağırdır. Tabi burada Resulullah'ın böyle yapmadığını hepimiz biliyoruz. Ancak verilmek istenen mesaj şudur ki eğer Peygamber bile istisna değilse, o zaman başkaları ona göre davranmalı ve pozisyonlarını belirlemelidirler.

Bir de Ahzâp suresi ayet 30'u dinleyelim: "Ey Peygamber'in eşleri, içinizden kim, apaçık çirkin bir harekette bulunursa, ona iki kat azap edilir. Bu Allah'a pek kolaydır."

Yine Resulullah (s.a.a)'in eşleri hakkında şöyle buyuruyor: "Ey Peygamber'in eşleri, içinizden kim, apaçık çirkin bir harekette bulunursa, ona iki kat azap edilir. Bu Allah'a pek kolaydır." (Ahzâp, 30)

Rivayet edildiğine göre adamın birisi İmâm Zeyn-ül Âbidin (a.s)'a, "Siz Ehlibeyt (ne olursanız olun) bağışlanmışsınız (artık)" şeklinde bir hitapta bulunduğunda İmâm (a.s) onun bu sözüne kızmış ve şöyle buyurmuştur: "Biz Peygamber'in hanımları hakkında Allah'ın uyguladığı (hükme) senin söylediğinden daha çok layığız. Biz, iyi iş yapanımız iki kat mükafat alacağına ve kötü iş yapanımızın da iki kat azap göreceğine inanıyoruz." Daha sonra İmâm (a.s) az önce okuduğumuz Ahzâp suresindeki ayeti okudu adama."

İmâm Cafer-üs Sadık (a.s)'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Cahil birisinin yetmiş günahı affedilinceye kadar âlimin bir günahı affedilmez."

Sebebini ise yine hadisten dinleyelim. Hz. Ali (a.s) buyuruyor: "Âlimin sapması, alemlerin sapması demektir." Yine buyuruyor: "Âlimin sapması, (denizde) geminin parçalanmasına benzer; hem kendisi batar hem de başkalarını batırır!"

Sevgili Peygamber'imizin de şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Ümmetimden iki gurup vardır ki, eğer onlar sâlih olursa, ümmetim de ıslâh olur; eğer onlar bozulursa ümmetim de bozulur. Onlar kimdir ya Resulallah?" diye sorulduğunda: "Fakihler ve yöneticilerdir" buyurdu.

İşte toplumdaki bu hayati ve büyük rollerinden dolayı, yaptıkları hata ve günahlar da başkalarınınkinden daha büyük ve haliyle cezaları da kat kat fazladır.

Yine Resulullah (s.a.a)'i dinleyelim; bu konuda buyuruyor ki: "Kıyamet gününde en şiddetli azabı gören, bir peygamberi öldüren veya bir peygamberin eliyle öldürülen ve sapıklık önderi olan kimselerdir."

Kısacası toplumda her hangi bir makam ve mevkie sahip bulunan ve dediği sözler yaptığı amel ve davranışlar, bir sünnet ve örnek olarak halk arasında yer edip etki yapabilecek kimseler, oldukça hassas bir konuma sahiptirler. Onların en basit bir hataları büyük sonuçlar doğurabilir ve her hangi bir iyi veya kötü davranışları uzun zamanlar halka örnek olabilir. Böyle olunca da o sünneti koyan ve ameli örnek şekline gelen kimse ona uyanların sevap veya günahlarında ortaktır.

Nitekim bu mana muhtelif hadislerde beyan edilmiştir. Kenz-ül Ummâl kitabında, (43079. hadis) Resulullah (s.a.a)'den şöyle nakledilmiştir: "Her kim iyi bir sünnet (yol-yordam) koyar da kendisinden sonrakiler ona amel ederse, bunun sevabının yanı sıra ona amel edenlerin sevabının aynısını, ona da yazarlar, amel edenlerin sevabı eksilmeksizin ve kim kötü bir sünnet koyar da kendisinden sonrakiler ona amel ederse, bunun günahının yanı sıra, ona amel edenlerin günahının da aynısını ona da yazarlar; amel edenlerin günahından hiçbir şey azalmaksızın."

Dolayısıyla sahabi, peygamber eşi, alim ve  Ehlibeyt'ten olmak gibi unvanlar, başlı başına insanı Allah'ın azap ve cezasından kurtarmaz. Tam tersine eğer bir hata ve günahları söz konusu olursa, azapları başkalarına nazaran kat kat daha fazla olur.

Elbette bulunduğu makam ve mevkinin hakkını veren ve zorluklarına katlanıp o makama layık olan ve layık kalan kimsenin sevap ve mükafatı da o kadar büyük olur. Bundan dolayı Resulullah'ın eşleri hakkında yukarıda naklettiğimiz ayetin ardından şöyle buyuruyor: "Sizden kim, Allah'a ve resulüne itaat eder, iyilik yaparsa, ona da ücretini iki kat olarak veririz…" (Ahzâp, 31)

Yine mesela hakiki ve ilmine amel edip insanlara güzel örnek teşkil eden alimlerin sevabı da başkalarına nazaran kat kat daha fazladır. Çünkü sorumlulukları çok daha ağırdır ve katlandıkları zorluklar çok daha fazladır. Bu yüzden de bu özellikleri taşıyan alimler hakkında şöyle buyuruyor Allah Resulü:

"Alimlerim mürekkebi, şehitlerin kanından daha üstündür."

"İlminden yararlanılan bir alim, yetmiş bir abidden daha faziletlidir."