Bazı yerlerde İslam kemiyete önem vermiştir; örneğin cemaat namazında, katılımcıların sayısı artıkça, namazın sevabı da artar. Bazı yerlerde keyfiyete önem vermiştir. Mesela yoksun ve yoksullara infak ve yardım hususunda, önemli olan ihlastır,  miktarı önemli değildir. Kur'ân-ı Kerim'de de geçtiği gibi, Ehlibeyt (a.s)'ın meşhur adak olayında kapılarına gelen fakire, yetime ve esire verdikleri şey, fazla önemli bir şey değildi (bir kaç parça ekmekti); ama ihlas ve fedakarlıkla birlikte olduğu için Allah indinde büyük öneme haiz oldu. Öyle ki Allah-u Teâlâ bir sure nazil ederek bu amellerini övdü ve onların bu amellerini ebedileştirdi. İnsan suresinde olayla ilgili ayetler şöyledir: "O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler. * Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler. * Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. * Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimizden (O'nun azabına uğramaktan) korkarız" (derler)…" (İnsan Suresi, 7-8-9-10) (Olayını tafsilatını öğrenmek için tefsir ve tarih kitaplarına başvurun).

Bazı yerlerde de hem kemiyete önem vermiştir, hem de keyfiyete: Örneğin Kur'an-ı Kerim Allah'ın zikri hakkında şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler, Allah'ı çok çok zikredin." (Ahzâp, 41) Öbür taraftan namaz hakkında ki o da bir zikirdir (hem de Kur'ân'ın tabiriyle en büyük zikir), şöyle buyurmaktadır: "Onlar (mu'minler), namazlarında huşu ehlidirler." (Mu'minun, 2) Demek ki hem çok olması istenilen bir şeydir, hem de huşuyla ihlasla birlikte olması.