Kur'ân-ı Kerim bunun anahtarını şöyle veriyor. "Elinize gelene sevinmeyeceksiniz ve elinizden çıkana üzülmeyeceksiniz." (Hadid, 23) Elimizde olanların bir emanet, dünyanın bir imtihan yeri ve dünya hayatının da bir imtihan vesilesi olduğunu göz önünde bulundurursak, o zaman Kur'ân'ın bu buyruğunu bir yere kadar özümseyebiliriz. Bunu şöyle bir misalle zihnimize yakınlaştırmaya çalışalım. Siz bir banka memurunu düşünün, her gün bir eliyle milyarlarca parayı insanlardan alıp bankanın hesabına geçiyor, bir eliyle de bankadan para çeken müşterilere milyarlarca para ödüyor; ancak ne alırken buna seviniyor ve nede verirken buna üzülüyor! Neden? Çünkü o bunları bir emanet olarak görüyor. Hiçbir zaman kendini onların sahibi olarak görmez, göremez. Eğer biz de gerçekten biraz da olsa kendimize bunu inandırabilirsek, işlerimiz çok kolaylaşır. Zorluklar bizi sarsmaz ve rahatlık ve refahlar bizi azdırmaz. Bir diğer örnek: Bir traktör lastiğinin düz veya engebeli, asfalt veya toprak yolda hareket etmesi onu fazla etkilemez; ama bir taksiyi veya bir motoru veya bir bisikleti düşünün; her biri diğerine nazaran daha fazla etkilenmektedir. Bir gülün üzerine bir serçe kuşu dahi konduğunda sallanmaya başlar. Ama kalın gövdeli bir ağacı düşünün; serçeden de çok çok büyük kuş veya hayvanların üzerine konmalarıyla ve çıkmalarıyla fazla etkilenmez. Evet ruhu yüce ve göğsü geniş Allah dostları da dünyanın zorluklarına karşı son derece tahammüllü ve sabırlıdırlar ve sükunet ve vakarlarını asla yitirmezler.    

Hz. İmam Hüseyin (a.s) o kadar çetin musibetlere rağmen, Aşura gününde meydanın ortasında durup huşulu ve huzurlu bir namaz kılabiliyorsa, bu yakini ve dünya görüşünün eseridir. Rabbim hepimize öyle bir dünya görüşü ve öyle bir yakin ve basiret inayet buyursun. Amin!