Nasr suresinde insanların grup grup Allah'ın dinine girdiklerinden bahsediyor. Oysa başka bazı ayetlerde dindarlıktan dem vuran ve iman ettik iddiasında bulunan bazılarına "Henüz iman sizin kalplerinize girmemiştir" (Hucurât, 14) hitabında bulunuyor. Buradan anlaşılan şudur ki insanlar dine girdiği gibi din de onların kalbine girmesi gerekir. Evet dindarlığın da aşamaları vardır: Isınma aşması, kaynama aşaması ve pişme aşaması. Isınan ve kaynayan her şey bilahare soğur; ama pişen hiçbir şey yeniden çiğleşmez. Dine girmek kolaydır, şehadeteyni getiren her kese Müslüman denir. Bu ısınma aşamasıdır. Bundan daha yukarısı kaynama aşmasıdır. Resulullah'ın zamanında bir çokları aldıkları ilahi mesajların etkisiyle heyecana gelip savaşa bile gidiyorlardı. Ama çok ilginçtir ki Allah-u Teâlâ canlarını bile vermeye kadar ileri giden bu Müslümanlara, "Eğer imanınız varsa, aldığınız ganimetlerin beşte birini humus olarak verin" buyuruyor! Evet niceleri vardır ki şehadeteyni söyler, hatta Resulullah'ın yanında savaşa bile katılabilir, ama mali yükümlülüklerle karşılaştıklarında zaafa düşebilirler! Dolayısıyla Kur'ân 'Şehadet getirmenin, cepheye gitmenin, namaz kılmanın yanı sıra, Allah'ın Resulü'nün ve fakirlerin hakkını da verin' diye telkinde bulunuyor. İşte bu aşamadadır ki iman kalbe girmeye başlar. Bundan dolayı da Kur'ân bazıları hakkında "İşte onlardır gerçek mu'minler" (Enfâl, 4) buyuruyor. Ama bazıları hakkında da şöyle buyurmaktadır: "İnsanlardan bazıları vardır ki (dillerinde), 'Allah'a ve ahiret gününe iman ettik' derler; oysa mu'min değillerdir." (Bakara, 8)