El-Kâfî Şia'nın dört temel hadis kaynağından biri ve en önemlisidir. Bu kitabın büyük öneme sahip olmasıyla birlikte Şia'da ictihadın kapısının kapalı olmadığına istinaden bu kitapta olan hadisler Şia uleması tarafından taklit üzere kabul edilmez; ictihadî bir üslupla incelenerek kabul edilir veya edilmez.
Örneğin Bu kitapta olan bir hadisin kabul edilmesi için onun bu kitapta veya diğer kaynaklarda yer alan sahih bir hadisle ve Kur'an ayetlerinde yer alan hükümlerle çelişmemesi şartı aranır. Bu çelişki olduğu taktirde o hadis kabul edilmez ve diğer kaidelere başvurulur. Ancak Ehl-i Sünnet ictihadın kapısının bin yıldan daha fazla bir süredir kapalı olduğunu kabul ettikleri için Buharî gibi eserlerinde yer alan hadisleri hadis usulü açısından her hangi bir incelemeye tabi tutmazlar ve taklidî bir yaklaşımla o hadisleri kabul ederler. Yani önceki alimleri o hadisler hakkında ne söylemişlerse onunla yetinirler.
Bizzat El-Kafi'de Kur'an fazileti diye bölüme bakılırsa, Kur'an-ı Kerim'in sürelerinin fazileti, Kur'an'ı okuma ve ezberlemenin sevabı ve benzeri konularda onlarca hadis vardır ki hepsi elimizdeki Kur'an'ın her türlü tahriften uzak olduğunu bildirmektedir.
Şia ulemasının bin yıla aşkın bir süreden beri görüşlerini inceleyen ve şia aleminde Kur'an'a verilen önemden haberdar olan kimse bilir ki Şia mektebinde icmaya yakın ezici çoğunluk, Kur'an'ı her türlü tahriften korunmuş olduğuna ve Müslümanların elinde bulunan mushafta tahrifin olmadığına inanmaktadırlar. Bunun aksini onlara isnat etmek, iftiradan başka bir şey değildir. Nitekim Ehl-i Sünnet'in de Buharî ve benzer kitaplarında tahrife dair hadislere istinaden tahrif inancını Ehl-i Sünnet'e isnat etmek yanlıştır.
1. Hz. Fatıma (a.s)'ın mushafıyla ilgili hadis:
Mushaf lügat bilginlerinin bildirdiği üzere Kur'an değil "kitap" anlamını ifade eder. (Lisanu'l-Arab, c.8, s.186) Kur'an'a Mushaf denilişi ancak Ebubekir'in döneminde gerçekleşen bir istişare ile olduğu, önemli Ehl-i Sünnet kaynaklarında mevcuttur. Zerkeşi ve diğerlerinin rivayet ettiğine göre Ebubekir, Kur'an'ı toplayınca sahabeye, "Bunu adlandırın" dedi. Bazıları onu İncil, bazıları Sifr olarak adlandırdı. Ama İbn-i Mes'ud şöyle dedi: "Ben Habeşistan'da Mushaf olarak adlandırılan bir kitap gördüm." Bunun üzerine herkes bu adı beğendi ve Kur'an'ı mushaf olarak adlandırdılar.
Demek ki Kur'an'a mushaf denilmesi de sadece Müslümanların bir adlandırmasıdır. Bu, İslamî bir kavram ve şer'i bir hakikat değildir. Kur'an'ı Kerim ve Nebevî hadislerde de mushaf kelimesinin yalnız Kur'an'a tahsis edilen bir kelime olduğuna dair hiçbir delil yoktur.
Buna göre Hz. Fatıma'ya ait Mushaf'ın oluşu, Hz. Fatıma'ya ait bir kitabın olduğunu açıklamaktadır. Hz. Fatıma'nın kendine mahsus bir başka Kur'an nüshasının olduğunu asla ifade etmez. Ehlibeyt'ten gelen ve El-Kafi gibi muteber kaynaklarda yer alan bir çok hadiste, Hz. Fatıma'ya ait bu kitabın kudsî hadisleri içerdiği ve Kur'an ile alakasının bulunmadığı ve bu kitabı Hz. Fatıma'nın Peygamber'den sonra söylemesi ve Hz. Ali'nin yazmasıyla oluştuğu açıkça belirtilmiştir. (bk. El-Kafi, c.1, s.241) Yukarıdaki hadise de dikkat edilirse bu mana açıklık kazanır. Çünkü sizin yukarıdaki yazınızda naklettiğiniz hadiste "Kur'an'dan onda bir harf bile yoktur" denilmektedir. Bu da gösteriyor ki bu kitabın Kur'an ile hiç bir ilişkisi yoktur. Sadece İmam (a.s) söz konusu kitabın hacmini anlatmak için râvinin anlayacağı bir örnek vermiş ve yanınızda bulunan Kur'an'a kıyasla o kitabın hacminin büyük olduğunu anlatmıştır. Yoksa malumdur ki şimdiye kadar hiçbir kimse Kur'an'ın tümünün tahrif edildiğini söylememiştir. Hz. Fatıma'nın kitabında Fâtıha ve İhlas gibi Kur'an'dan olduğu herkesçe bilinen surelerin bile olmayışı o kitabın Kur'an'la alakasının olmadığını ve diğer hadislerde açıklandığı üzere bir hadis mecmuası olduğunu ortaya koyar.
"Hz. Fatıma (a.s)'ın Musahfı" diye bilinen bu hadis mecmuası hadislerde açıklandığı üzere bir takım sır ilimlerini ve gelecekte Müslümanların ve Resulullah'ın Ehlibeyt'i ve evlatlarının başına gelecek önemli olaylara dair işaretleri ve bilgileri içerdiği için, Ehlibeyt imamlarının istifadesine mahsus bir kitaptır ve diğerlerinin bu kitaptan direk olarak yararlanma imkanları yoktur. Bu kitap İlahî bir emanet olarak on iki Ehlibeyt imamının yanında bulunmakta ve onlar birbirinden bu kitabı miras olarak almışlardır.
Hz. Fatıma (a.s)'ın Mushafı İle İlgili Bir Açıklama:
Ehlibeyt Mektebi'nde yer alan sahih hadisler esasınca, Hz. Fatıma'nın Mushafı da masum imamlar (a.s)'ın yanında saklı olan ilmi miraslarının bir parçasıdır. Bu kitapta Kur'an ayetleri yer almamıştır; helal ve haramla ilgili konuları da içermemektedir. Bu kitap, sadece gelecekteki bir takım hadiselerle ilgili gaybî bilgileri içermektedir.
Ehlibeyt mektebine göre bu gaybî bilgiler, Allah'ın emri ile alemdeki tüm kadınlardan üstün olan ve İlahî irade gereği her türlü kötülükten uzak bulunan Hz. Fatıma'ya İlahî bir hibe olarak verilmiştir. Nitekim Hz. Meryem gibi yüce şahsiyete sahip kadınlara da melekler vasıtasıyla vahy geldiği ve mucize yoluyla bu alemdeki gerçeklerden haberdar oldukları Kur'an nassıyla sabittir.
İmam Sadık (a.s)'dan nakledilen hadislerde de yer aldığına göre İmam, bizzat defalarca ve çeşitli ifadelerle muhataplarına, Kur'an ayetlerinin Hz. Fatıma (a.s)'ın mushafında yer almadığını beyan etmiştir. Örneğin şöyle buyurmuştur:
"Bu mushaf Kur'an değildir…"; Allah'a yemin olsun ki, onda Kur'an'dan bir tek harf bile yoktur…"; "Allah'ın kitabından hiçbir ayet onda mevcut değildir…"; "Onda Allah'ın kitabından bir şey yoktur..."[1]
İmam (a.s) bu ifadelerle konuyu önemle vurgulamak istemiştir. Böylece de asıl anlam itibariyle kitap anlamına gelen ama halkın dilindeki kullanımı itibariyle genelde Kur'an'ın yazılı haline denilen mushaf lafzından dolayı yanlışlığa düşülmesi ve onu da bir Kur'an olarak düşünülmesi önlenmiştir.
Bazı rivayetlerden de anlaşıldığı üzere Fatıma (a.s)'ın mushafı Nebevi ilim ve marifetler mecmuasıdır. Hz. Fatıma bunları dikte etmiş Ali (a.s) da yazmıştır.
Diğer bazı rivayetlerden anlaşıldığı üzere, bu mushafta Peygamber (s.a.a)'in vefatından sonra Fatıma (a.s)'ın yanına gelip kendisine teselli veren ve gaybî bir takım haber ve ilhamlar getiren meleğin söylediği ilimler mevcuttur. Nitekim Ebu Ubeyde'nin İmam Sadık (a.s)'dan naklettiği rivayette şöyle yer almıştır:
"Şüphesiz Fatıma Peygamber'den sonra yetmiş beş gün yaşadı. Babasından dolayı büyük bir hüzün içindeydi. Allah Teala kendisini teselli etmesi ve gönlünü alması için ona bir melek gönderdi. Bu melek ona babasının yerini ve halini haber verdi. Daha sonra evlatlarının başına gelecekleri bildirdi. Bütün bunları (Hz. Fatıma (a.s) söylemiş) Ali (a.s) da yazmıştır. İşte Mushaf-ı Fatıma dedikleri budur."
Hammad bin Osman'ın naklettiği rivayetin sonunda da şöyle yer almıştır:
"Bilin ki onda helal ve haramdan bir şey yoktur. Onda sadece gelecek olaylara ait bilgi vardır."[2]