Bu soruyu bana neden sorduğunuzun sebebini henüz anlamış değilim. Bunu bir İrânlı'ya veya her şeyiyle İrân hayranı olarak tanıdığınız birisine sormuş olsaydınız daha isabetli olurdu. Eğer Caferi olmam hasebiyle onlarla mezhebi bir bağımın olduğunu dikksate alarak sormuşsanız; önce şunu belirtmeliyim ki benim için ölçü Allah'ın kitabı Resulullah'ın sünneti ve sünnetin en güvelinir kanalı ve Resulullah'ın vârisleri olan pâk ve mutahhar  Ehl-i Beyt'idir; başkaları ancak bu nurlu çizgiye bağlı oldukları ölçüde bezim için değer taşıyabilirler. Madem sormuşsunuz, biz de bu konuda birkaç nükte arzetmeye çalışayım.

Bir kere İslâm'da saltanat ve padişahlık esasına dayanan bir sistem yoktur. Bu esasa dayanan hiçbir rejim "İslâmî" olarak nitelendirilemez; bu hangi coğrafyada olursa olsun, fark etmez. İster İrân, ister Osmanlı, veya başka herhangi bir yerde, tarih boyunca hüküm süren padişahlar ve sultanlar, genellikle asıl hedefleri kendi sultaları sürdürmek ve güçlerine güç katmak olmuştur; İslâm'ı ise bu doğrultuda bir vesile ve hatta bir kalkan olarak kullanmışlardır. Eğer onlar gerçekten İslâm sevdalısı insanlar olsalardı, sahip oldukları hüküm ve yetkiyi ( Kur'an'ın tabiriyle emaneti) buna ehil olan ve İslâm'ın belirlediği özellikleri taşıyan şerî İmâm veya halifeye tevdi etmeleri gerekirdi. Oysa bu padişahların hiçbirisinden böyle bir şey tarih boyunca nakledilmemiş ve bu saltanatları babadan oğula, veya  kardeşten kardeşe, hiçbir ehliyete sahip olmasa dahi intikal etmiştir. Hatta bu intikallerde nice zulümler yapılmış, bazen en yakınlarının canına dahî gözlerini kırpmadan kıymışlardır. Bu sultanlardan bazılarının zamanında bazı fetihler yapılması ve  coğrafî olarak İslâm sınırlarının genişlemesi onlara hiçbir zaman şerî meşruiyet kazandırmaz. Eğer toprakların fethi ve sınırların genişletilmesi bir faziletse bundan Muâviye, Yezit ve bazı Emevî ve Abbasî sultanlarına da pay ayrılması gerekir. Zira onların da zamanında bir çok fetihler gerçekleştirilmiş ve  İslâm sınırları zahirde genişlemiştir. Âh, keşke toprakların yerine, gönüller fethedilmeye çalışılsaydı! Bu sultanlar dünyada ne kadar gönüllerin fethine çalışmışlardır acaba?!

Sorunuzda sanki eski İrân padişahlarının yaptıklarını bütün bir Şia camiasına mal etme eğilimi var. (Yanlış anlıyorsak bizi bağışlayın.)

Söz konusu padişahlar, yaptıklarını mesela Şia'nın ulema ve muçtehidlerine mi danışarak yaptılar ki bundan bütün Şia camiası sorumlu tutulmuş olsun. O zaman Emevî ve Abbâsî dönemlerinin sözde Sünnî geçinen zâlim sultanlarının özellikle Ehl-i Beyt ve taraftarlarına yaptıkları zulüm ve haksızlıkları, bütün sünnî câmiaya mal etmek gerekir.

Yine bu mantık doğru olsaydı, bugün İslâm ülkelerinin başında bulunan ve kendilerini sözde Sünnî olarak tanıtan bazı yönetici ve padişahların yanlış, zâlimâne ve İslâm dışı icrâatlarını bütün Sünni camianın ayağına yazmamız gerekirdi?!

Kaldı ki söz konusu İrân padişahlarının zamanında Şia uleması başta olmak üzere gerçek müminler, onların hevâ ve heveslerine boyun eğmedikleri için sürekli onların zulüm ve baskılarına maruz kalmış ve niceleri bu yolda şehit düşmüşlerdir. Evet Şia ulemasının en büyük iftiharlarından birisi (Sünni ulemasının çoğunluğunun aksine) şudur ki, tarih boyunca kendi bağımsızlıklarını daima korumuş ve hiçbir zaman hâkim güçlere ve zâlim sultanlara bağımlı olmayı kabul etmemişlerdir. Tabi bu da maddi ve manevi açıdan onlara oldukça pahalıya mal olmuştur.     

Elbette her yerde ve her zamanda, dinini dünyaya satmış bazı saray mollaları olagelmiştir ki bu bir istisnadır ve bununla büyük bir camiayı suçlamak İslâmî insaf ve adalete aykırıdır.

Keşke siz sultanlar yerine mesela İslâm âlimleri arasında bir kıyas yapmaya çalışsaydınız, Yine illa da kıyas yapmak istiyordunuzsa, keşke eski İrân yerine veya en azından onunla birlikte bir de bugünkü İrân'ı başkalarıyla kıyaslamaya çalışsaydınız. Yanlış anlamayın ben İrân'ı müdafaaya soyunmuş değiliz ve bugün İrân'da cereyan eden her şeyi istisnasız tasvip eden birisi de değiliz. Esasen bu tür meselelerle de fazla ilgilenmiyoruz. Ama madem sormuş ve bir kıyaslamadan bahsetmiştiniz, bir de bugünkü İrân'ı başka İslâm ülkeleriyle kıyaslamaya çalışsaydınız. Acaba kim daha çok İslâm ve Müslümanların dertleriyle ilgileniyor? Belli ölçülerde de olsa İslâm'ı uygulamaya çalışıyor? Neden bugün İslâm'ın baş düşmanları Amerika ve İsrail, en çok onlarla uğraşıyor? Neden bütün sözde İslâm ülkeleri, Filistin ve Beyt-ül Mukaddes'in İsrail'e peşkeş çekilmesine boyun eğerken, bu konuda tek direnen ülke yine onlardır? Neden bütün İslâm düşmanları, emperyalistler ve onların uşakları topyekün bu ülkeye savaş açmışlar? Biz İrân hayranı falan değiliz. Körü körüne ona buna yardakçılık yapanlardan da nefret ederiz. Ama her halükarda Müslüman insaflı ve basiretli olmalı ve Allah'ın rızasını her şeye tercih ederek hak ve hakikat ne ise onu söylemelidir; başkalarının hoşuna gitmese dahi.