Deseler ne fark eder?! Eğer mesele dilde söylemekle bitecekse, varsın söylesinler. Bir çokları bunu söylüyorlar bile. Ama fikri ve ameli hayatlarına baktığınızda o nur İmâmlarından hiçbir nişâne bulamazsınız. Keşke bir bu salavât meselesinin sırrını kavrayabilselerdi. Nereden icap etti acaba, her gün en az dokuz defa (sünnetleri saymazsak) Resulullah'la birlikte Ehl-i Beyti'ne de salavat getirmek?! Bunun, Ehl-i Beyt'in unutulmaması, daima ön planda tutulmaları, Müslümanların örnek ve önderleri konumunda bulunmalarını sağlayacak, onları her gün defalarca hatırlatacak İlâhî bir tedbirden başka bir izahı olabilir mi sizce?! Salavât konusundan söz açılmışken bir hususu da hatırlatıp öyle geçelim:

Sünnîler, Buharî de dahil bir çok kaynağında, Allah Resulü'nün kesik salavat getirmekten menettiği nakledilmiştir. Allah Resulü'ne: "Kesik salavat nedir?" diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir: "Allahumme salli alâ Muhammed" deyip durursanız bu kesik salavat olur. Bu cümlenin ardından "..ve alâ Âl-i Muhammed" cümlesini de ekleyin. Yani Allah Resulü daima kendisiyle birlikte Ehl-i Beyti'ne de salavat getirilmesini ısrarla emrediyor. Bir bu hadisi, bir de bugün uygulanan şeklini dikkate alın. Göreceksiniz ki Resulullah'ın emrettiği yapılmamakla birlikte, emretmediği uygulanmaktadır.

Yani sadece "Allahumme salli alâ Seyyidinâ Muhammed" veya "Sallallahu aleyhi ve sellem" cümlesiyle yetiniliyor. Ya da Resulullah'ın söylemediği şeyler de ilave ediliyor.

Mesela "Allahumme sali alâ Seyyidinâ Muhammed'in ve alâ Alihi ve Sahbihi ve...." şeklinde söyleniyor ki hiçbir hadiste böyle bir ilaveye rastlayamazsınız. Bu tür çelişkilere bu kardeşlerimizin görüş veya uygulamalarında sık sık rastlamak mümkündür ki inşaallah yeri gelirse daha geniş şekilde ele alırız.