Bu kanaatinize kısmen ben de katılıyorum. Yani biz de Ehl-i Beyt mektebi mensupları olarak Allah Resulü'nün mübarek  sünnetine bütün vücudumuzla inanıyor ve onu da Kur'ân-ı Kerim'in yanı sıra İslâm'ın ikinci kaynağı olarak görüyoruz. Hatta elimizde olan delillere göre gerçek anlamda sünnet ehli olan ve sünnete tam  anlamıyla sarılanın kendimiz olduğumuzu iddia ediyoruz. Ancak ne yapalım ki bir istilahtır yaygınlaşmış ve söylenince bugünkü Sünnî camia akla gelmektedir. Sünnî demekle de mesele bitmez; zira "Sünnî" kelimesi de sünnete mensup kimse demektir. Bazı alimler Sünnilere "Halifeler Okulu", karşısında da "Ehl-i Beyt Okulu" ıstılahlarını kullanmaktadırlar. İsterseniz bu ıstılahı kullanabilirsiniz.

Bence bu yönüyle fazla önemli bir mesele değildir. Asıl önemli olan kimin gerçekten ne kadar "Ehl-i Sünnet" olup olmamasıdır. Bunu tarafsız bir gözle, belgelere ve tarihi gerçeklere dayanarak araştırmak gerekir. "Ali Şiası" kavramı için de aynı şey geçerlidir. Evet gerçek bir Sünnet ehli, Ali Şiasıdır. Aynı zamanda gerçek bir Ali Şiası Sünnet ehlidir de. Yani öyle olmaya mecburdur. Ancak her müddaînin iddiasında ne kadar sâdık olup olmadığı ayrı bir konudur. İşte asıl önem arzeden ve gerçekten araştırılması gereken konu budur. Bunu, sadece iddialarla yetinmeyip her kesin derinlemesine araştırması gerekir.

Ben bu konuda şimdilik birkaç hususa kısaca değinip ikinci soruya geçeceğiz. Evet bizce bir çok şahıs veya gruplara verilen nice şaşaalı  unvan ve lakaplarda olduğu gibi bu adlandırmada da asıl rolü malasef  siyaset oynamıştır. Resulullah'tan sonra meydana gelen ihtilaflar ve olaylarda Allah Resulü'nden gelen bir takım hadislerden de esinlenerek Hz. Emir-ül Mu'minin Ali (a.a) taraftarlarına "Şia" veya "Ali Şiası" denilince kendilerini açıkta bulan başkaları, hem bulundukları cepheye, hem de bu cephenin ileri gelen simalarına çeşitli alternatif unvanlar ve lakaplar türetmeğe başlamış, gerektiğinde buna nice hadisler de uydurmuşlardır.

Şia'nın siyasi  bir mezhep olduğunu iddia edenlerin aksine biz, Sünniliğin siyasî bir mezhep olduğu kanısındayız. Zira iki mezhebin arasında en önemli ihtilaf meselesi olan "Hilâfet ve İmâmet" konusunda, Sünniler, kendi itiraflarına göre hilafetin hiçbir nassa dayanmadığını ve insanların kendi meseleleri olduğunu ve kendi kafalarına göre uygun buldukları birisini aralarında seçmeleri gerektiğini ileri sürmüş ve bu vesileyle maalesef nice zalim sultanlara zemin hazırlanmıştır. Böylece de aradan yarım asır geçmeden "Hilafet" saltanata dönüşmüştür. Acaba hilafet başta olmak üzere bütün düşüncelerini (Kur'ân veya hadislerden olan) naslara dayandıran ve bunları bizzat Sünnilerin kendi kaynaklarından delillendiren Şia mı siyasi bir mezheptir, yoksa bir çok konuda kendi şahsi ve beşeri düşüncelerini Kur'ân ve sünnetin önüne geçiren veya düşüncelerine  kendi kaynağının dışında delil göstermeyen veya gösteremeyen kimselerinki mi? (Bu anlattıklarımızı sadece bir iddiadan ibaret görmeyin. Gerekirse inşaallah  bunların hepsine bizzat Sünni kardeşlerimizin kaynaklarından somut belgeler vermeğe hazırız.)

        Acaba asr-ı saâdetten asırlar sonrasına kadar sürekli hakim güçlerin ve sulta sahiplerinin resmi mezhebi olma özelliğini taşıyan Sünnilik mi siyasi bir mezheptir, yoksa başkaları mı?!

        Kısacası Şia kendi mezhebini Resulullah'ın getirdiği asıl İslâm'ın özü olduğunu, bunu da haklarında hiçbir şaibenin söz konusu olmadığı, bizzat Kur'ân'ın ve Resulullah'ın kesin ve tartışmasız referanslarına mazhar olan, sizin de belirttiğiniz gibi Resulullah'ın ilim ve irfanının vârisleri ve menbaı konumunda bulunan pâk ve mutahhar Ehl-i Beyti'nden almışlardır. Bu yüzden de Kıyamet gününde kendilerine "Siz neden Ehl-i Beyt'i başkalarına tercih ettiniz?" denildiğinde buna nice Kur'ân âyetlerini ve onlarca Peygamber hadisini delil gösterebilirler ki bunlardan sadece bir tanesi, muhtelif ve mütevatir senetlerle Sünnî kaynaklarda nakledilen (sizin de değindiğiniz) "Sekaleyn " hadisidir. Fakat Sünni kardeşlerimize, başkalarını neden Ehl-i Beyt'e tercih ettikleri sorulduğunda, ne cevap vereceklerini doğrusu ben de merak ediyorum.

        Sünniler eğer gerçekten sünnete sarılmayı yeğliyorlarsa, o zaman neden mesela Sahih-i  Müslim başta olmak üzere Kütüb-i Sitte ve diğer bir çok kaynakta en az otuz senetle nakledilen "Sekaleyn" hadisine amel etmiyorlar? Yoksa otuz senetli bir hadis sünnetten sayılmıyor mu? Hayır biz ona da amel ediyoruz diyorlarsa, o zaman somut delillerle iddialarını ispat etsinler. Oysa biz hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Zira Kur'ân ve Ehl-i Beyt'e sarılmak onlara uymak, onları rehber edinmekse, Allah rızası için söylesinler hangi din veya dünya işlerinde onları kendilerine rehber  edinmişlerdir? Ehl-i Beyt'ten bahsedilince bu kardeşlerimiz hemen "Biz Ehl-i Beyt'i sevmiyor muyuz sanki?" deyip işin içinden çıkmaya çalışıyorlar. Evet Ehl-i Beyt sevgisi önemli bir meseledir ve Kur'ân'ın emridir. Ancak sevmek ayrı şeydir; rehber ve önder edinmek ayrı. (Gerçi hakiki sevgi insanı ittibaya da götürür.)   Durum böyle iken Sünni Camianın fıkhı mı Ehl-i Beyt'e dayanıyor, tefsiri mi, hadisi mi, hangisi? Çeşitli dallardaki İmâmlarının içerisinde Ehl-i Beyt'ten bir kişi  dahi bulabilir misiniz? Yoksa Ehl-i Beyt başkalarıdır da biz mi yanılmışız?!

Bazı Sünnîler gerçeklerden habersiz oldukları için diyorlar ki: Şîîler Ehl-i Beyt'in dışında bütün sahabeleri ve mezhep İmâmlarını reddediyorlar; bizden de aynı şeyi bekliyorlar." Halbuki bu yanlış ve asılsız bir isnattır. Şia Ehl-i Beyt'in yanı sıra onlarca sahabiden hadis nakletmiş ve onların görüşlerine itibar etmiştir. Selmân, Ebûzer, Mikdâd, Ammâr, Câbir b. Abdullah, Ebu Eyyub El-Ensârî, Said-i Hudri, Huzeyfet-ül Yemânî, Abdullah İbn-i Mesûd, Abbas b. Abd-ül Muttalib, Abdullah İbn-i Abbâs bunlardan sadece bir kaçıdır. Şîa kaynaklarını araştıranlar bu gerçeği açık bir şekilde görebilirler. Ancak iki hususta Şîa Sünnilerden farklı düşünmektedir: Birincisi, Şîa onlar gibi Sahabenin hepsine, aralarında hiçbir fark gözetmeksizin itibar etmemektedir. Mesela hakkında onlarca şaibe bulunan ve Resulullah'ın vefatından iki veya üç yıl önce müslüman olan "Ebu Hureyre"nin hadislerine kesinlikle itibar etmemektedir. Oysa Sünni'lerin kaynaklarında en  çok hadis (5374 gibi büyük bir rakam) ondan nakledilmiştir. İkincisi, başka râvilerin naklettiği hadisler veya başka İmâmların görüşleri, Ehl-i Beyt'in rivâyetleri veya görüşleriyle çeliştiğinde, mutlaka Ehl-i Beyt'inkini tercih ediyorlar. Zira onlar hakkında Kur'ân ve sünnette bulunan referanslar, başka hiçbir kimsenin hakkında  yoktur.

Evet Şîa sünnete itibar ediyor ama, Ebu Hureyrelerden, Semure b. Cündeplerden, İmran b. Hattanlardan, Ömer b. Sa'dlardan Muâviyelerden, ve...nakledilen  sünnete değil, Ehl-i Beyt gibi berrak ve tertemiz bir kaynaktan elimize ulaşan sünnete; Peygamber yoluna sadakat ve bağlılıklarını sonuna kadar devam ettiren sahabeden nakledilen sünnete.

Şîa'ya bu eleştiriyi yöneltenler eğer biraz araştırma ehli olsalar, en azından kendi kaynaklarını biraz ciddi ve tarafsız bir gözle tedkik etseler,  görecekler ki aslında bu eleştiriyi asıl hak eden Sünni camiasıdır, Şia değil. Zira Sünnî kardeşlerimiz Ehl-i Beyt'i sahabeden sayıyor mu, saymıyor mu? Ehl-i Beyt'in de en az diğer sahabe kadar Peygamber'imizin ilim ve irfanından nasiplendiğine inanıyorlar mı, inanmıyorlar mı? Eğer her iki soruya da cevapları müspet ise o halde neden Ehl-i Beyt'ten naklettikleri hadisler yok denecek kadar azdır? Resulullah'ın hayatının son iki yılında müslüman olan Ebu Hureyre'den 5374 hadis, Abdullah İbn-i Ömer'den 2630 hadis, Ümm-ül Mu'minin Âişe'den 2210 hadis nakleden Sünnî kaynakları, çocukluğundan beri Resulullah'ın elinde yetişen, Resulullah'ın ilim şehrinin kapısı olan Hz. Ali'den, yine nübüvvet bağının meyvesi Hz. Fâtıma'dan, Peygamber bağının iki emsalsiz gülü İmâm Hasan ve İmâm Hüseyin'den kaç hadis nakletmişlerdir acaba, biliyorlar mı?  İslâm'da yazılan ilk hadis kaynağı olduğu iddia edilen "El-Muvatta" kitabında İmâm Mâlik neden Hz. Ali'den bir hadis dahi nakletmemiştir?! Şu ana kadar bir Sünnî âlimi dahi, İmâm Mâlik'i bu tutumundan dolayı eleştirmiş midir?   

Sonra, sünnete sahip çıkmak, sünneti yaşatmak, eğer gerçekten bu kadar önemli ise (ki öyledir de), o zaman neden Peygamber'den (s.a.a) sonra Efendimiz'in hadislerini yazmak ve nakletmek, en az bir buçuk asır (Ömer b. Abdülaziz'in zamanına kadar) yasaklandı; hadis nakletmekte ısrarcı davranan nice sahabiler (İbn-i Mes'ud ve Said-i Hudri gibi) kırbaçlandı; hapis ve sürgüne gönderildi. Yazılmış nice hadis kitapları yakıldı. Bunların kimler tarafından yapıldığını artık kendiniz araştırın.

Bir de Sünnîler hangi Peygamber'in sünnetinden bahsediyorlar acaba? Hiçbir zaman kendi heva ve hevesine, düşünce ve tutkularına göre değil, vahye dayanarak konuşan, verdiği her şeyin ümmet tarafından istisnasız olarak alınıp amel edilmesi, sakındırdığı her şeyden de istisnasız olarak sakınılması gereken, itaati mutlak bir şekilde ümmete farz kılınan, bir şeye hükmettiğinde mu'minler için başka bir seçme hakkı bulunmayan masûm bir Peygamber'in sünnetinden mi, yoksa bir çok yerde içtihâd yapan, hatta yaptığı içtihadlarda hata yapabilen, hatta içtihadı başka birilerinin içtihadıyla kıyaslanan, hatta bazen onun içtihadına tercih edilen, bazı sahabelerle ihtilafa düştüğünde, sonradan onun değil söz konusu sahabinin görüşüne uygun vahiy inen bir Peygamber'in sünnetinden mi?! Birinci tür sünnete amenna; ama  ikinci tür sünneti biz istemiyoruz; alın sizin olsun. Bize de bundan dolayı Sünnet dışı, bid'at ehli diyorsanız, o da sizin bileceğiniz iştir.

Yine eğer sünnetten maksat Resulullah'ın istisnasız bütün söz, fiil ve takriri ise ve bunlara uymak, itaat etmek gerekiyor ve aksine hareket edenler sünnet dışı ve bid'at ehli oluyorsa, acaba bu hüküm gelmiş geçmiş herkesi  (mesela sahabeyi de) bağlıyor mu, yoksa sadece bizlere mi aittir? Eğer sahabe de bu hükme (hatta birinci derecede) dahil ise, o halde neden Peygamber'in açık emrine (hatta hayattayken) ters düşen bazı sahabiler, sünnet muhalifi, bid'at ehli sayılma yerine, yaptıkları, bin bir türlü te'vil edilmeğe çalışılıyor?!

Acaba, Sünnîler "Kur'ân bize yeter .." tezinin ilk olarak kim veya kimler tarafından ortaya atıldığını unutmuşlar mı? Veya esasen biliyorlar mı? Her halükarda bunu da araştırıp öğrenmelerinde fayda vardır diye düşünüyorum.