KERBELA DESTANI
Karanlıklar çöküyor Şam’dan Resul dinine!
Kılıç, kan, sabır, feryat,
dinmeyen bir zelzele..
Çöller, ufuklar dolmuş otuz
bin satılmışla;
Yetmiş üç cengaverin savunduğu
mazlum din
Teslim edilir mi hiç kâfirler
sarayına!...
Gidin tüm korkularım,
karanlıklarım gidin!...
Ölüm yüklü bulutlar çökmüştü
asumana ,
Acı taşırdı her yel, ölüm
kusar her vaha...
Hıçkıran çadırlarda kadınlar,
anne, bebek...
Bebeğe susuzluğu hangi dil
dinletecek ?
Âl-i Âba görmüştü bu vahşeti
çoktandır.
Resul soyu, imânı her silâhtan
yamandır...
Can Abbas’ım devrildi, Aliler
şehit oldu!
Kerbela çöllerinde ne yiğitler
vuruldu!
Özgürlük bayrağına renk verdi
al kanları!
Alevlenen bir aşkla savaştı
kalanları!
İlahi direnişi otuz bine
yetmiş üçün...
Onur verdi kullara, zalim
saraya hüzün!...
Sen ey Resul bakışlı,
kahraman, güçlü imam!
Zalim zincirleri kır! Özgürlük
orda, ne gam!
Çöller cennetin oldu, melekler
kanat sana...
Âh, volkanlar misali
kaynasana, coşsana!...
Bu makama göz dikti tâ öteden
Ümeyye.
Allah, Nebi aşkına bas kılıcı,
temizle!...
Son kılıç, son damla kan
oluyorken gerçeğin,
Aç kalsan, susuz kalsan, gece
olsa döşeğin,
İman yüklü yüreğin bizim için
çarpacak,
Bu yürek bu toprağı sana
cennet yapacak,
Kerbela sahraları varsın kan,
ölüm koksun,
Varsın özgürlük için Resul’ün
kanı aksın...
Ok sesi, kılıç sesi, at sesi,
kanat sesi,
Kahrol rezil saltanat,
ihanetler Kûfe’si!
Bu savaş başka savaş, sükûnet
ve adayış.
Cellatlar sürüsüne hilafet bir
aldanış!...
Üç gün üç gece hep kan, açlık,
susuzluk,
Âşûra günlerinde biz sizlerle
kavrulduk...
Bir avuç gözü kara dalarken
sağdan soldan
Perişan oldu kâfir ve boğuldu
Fırat’ta
Sakife’nin intikamı sorulmuştu
tağuttan,
Her kılıç perşembenin
hesabıydı bir yandan.
İlahi direnişi otuz bine
yetmiş üçün,
Onur verdi kullara, kâfir
düşmana hüzün...
Sevgilinin öptüğü dudaklarda
değnekler,
Yanarım, âh yanarım,
cehennemdir seneler....
Bedr’in intikamını aldım
derken lânetli,
Ciğer yiyen kadının sızlar mı
ciğerleri?
Bugün âşûraların öğüdü var
Fırat’ta,
Kıyam edin ey kullar, zafer
bizim Sırat’ta!
Şu utanmaz tarihin çehresinde
lânetler,
O devletli alimler, efsûs,
güneşi gizler!
Sevdiğin, ey Müslüman, bil ki
karanlıklardır,
Karanlıklar, unutma, elâ gözlü
hüsrandır.
İnan, hâlâ kan-revân Kerbela
sahraları,
İnan, hâlâ taht yıkar
Zeyneb’in gözyaşları.
Gidin tüm korkularım,
karanlıklarım gidin!
İşte çöl, işte canım, alın
kollarım sizin!
Ölüm, Allah bûsesi; gördüm
özleyenleri.
Hayat sizlerin olsun çekerken
Allah beni.
Çadırlara su taşıyan Abbas’ım
artık ben de,
Hüseyn’imi getirin; Zeyneb,
önderim nerde?
Oklanan, mızraklanan, boynu
vurulan, benim!
Esvâbı talan olan cân u
cânânlar, benim!
Hasta, yetim, onurlu
Zeynelâbidîn, benim!
Esirlerin rehberiyim, Zeyneb-i
Kübrâ, benim!
Kandırılan mazurdur; ırmağı
saptıranla,
Kınayanlar kınasın, savaşım
vardır benim!...
Semavî divanlardan Hüseyin
güler bize.
Yetmiş üçün önünde ordular
geldi dize!
Kartallar kadar güçlü ve
özgürüz Hüseyin...
Evrensel türkü olup aktın
şelâlelerle....
Namazı ve kıyamı borçluyuz
bizler sana...
Selam selam Zehrâ’ya,
Haydar’a, Mustafa’ya,
Selam sana, soyuna ve beklenen
İmam’a...
İsmail AYKANAT
(25 Şubat 2003, Kırıkkale)