Ey Ay

 

Ah ey ay, ey hüzünlü, ey sabırsız ay

Ne olursun biraz, biraz yavaş kay

 

Gel bu gece konuşalım yüz yüze

Bekle biraz, bakışalım göz göze

 

On gün önceydi şu köşeden çıktığın zaman

Mağribin tam ucunda, ince, zayıf, bi-derman

 

Şafağın o al renginden olmuştun mahcup

Beklemeden karanlıkta etmiştin gurup

 

O gün üzerinden, on gece geçmiş

Ama ıstırabın hala bitmemiş

 

O gün ölüm mesajı vardı şafağın o al renginde

Yine başka mesajın mı var yoksa, bu ıstırabında ?

 

Ey ay, siyah gözünde beyaz damlalar, nedir bu böyle?

Konuş benimle başka bir mesajın mı var yoksa? Söyle

 

Anlat, anlat o gün, o çölde gördüğün her şeyi bana

O gün ki şafak, elleriyle yüzünü boyadı kana

 

O gün ki belin senin bir yay gibi büküldü 

O gün ki gözlerinden bir damla yaş döküldü

 

Ey ay, ey sabırsız ay, anlat ne olur

Ağla, anlat belki gönlün teselli bulur

 

Biliyorum boğazında düğümlenmiş dilin

Ama gözünden belli ki bir sırrın var senin

 

O gizli sırrı ben, perişan bakışından anlıyorum

O bitkin halinden, o yorgun akışından anlıyorum

 

Ah ey ay, bakışlarında senin taze kan görüyorum

Canlara can yetmiş iki pare-pare can görüyorum

 

Yakılmış çadırları, perişan yavruları görüyorum

Ötmeyen bülbülleri, kırk kanat kumruları görüyorum

 

Ey ay, mazlumların hüzünlü destanıdır gözlerinde aşikâr

Kafilenin gurbeti, yaslı çölün tufanıdır gözlerinde aşikâr

 

Gözünde senin, gözü yaşlı Fırat akıyor

Tarihe yaş, söz ve sır dolu gözler bakıyor

 

Kapatma gözlerini ne olursun, biraz, biraz daha bak

Bak iki kol var orada, delik bir tulum, yerde bir sancak

 

Toprağa yatmış başsız bedenler, çiğnenmiş ve çıplak

Kollara bağlanmış zincirler, güneş yüklü bir mızrak

 

Saklama ey ay, çözdüm ben artık hüzünlü bakışının sırrını

Şafağın sırrını, ıstırabının, döktüğün göz yaşının sırrını

            

                                                                        Musa Aydın          

                                                                        1420 /1999