| Ana Sayfa > Aktüel > Sinema > Sinema Sanatından Esintiler 1 |
|
|
Nitelikli film izlemeyi severim,sinemada izlemekte daha
güzeldir.Nihayetinde 90 dakikalık bir filmdir ama o film için aylarca yıllarca
çalışılmıştır. Önce senaryo bulunur ama bu yazım işi derinliğinde çok mesaj
barındıran bir iştir.Düşünün birisi yazıyor ama istediği gibi yazıyor,oyuncunun
seçme şansı yok ve yazan kişi tüm detay ve varyantları biliyor ve özgür
iradesiyle istediği akışı istediği sonu veriyor.Biz filmi izlerken gelişim
ve son hakkında birçok fikri tahminde bulunuyoruz ama o filmi yazan her an
nerede ne olacağını biliyor,bizim açımızdan filmin tüm gelişimi ve tüm
detayları meçhul ama senaryoyu yazan açısından her şey biliniyor.Yazar her şeyi
biliyor ve o ne istemişse o oluyor,biz neyi ne kadar tahmin edersek edelim
onun yazdığı oluyor,bundan kurtuluş yok.Seyirci açısından ne kadar acımasız
değil mi?Şükür ki yaşamı yaratan ve tanzim eden böyle yapmıyor ,bizi seyirci
yerine koymuyor. Konumuz mead değil ama küçük bir atıfta bulunmanın da
yeridir.İyi ki bizler için şu gün şu saat ve şurada hayatınız bitecek diye
kesin,mutlak ve asla değişmeyecek bir ecel belirlenmemiş.Seyirci yerine konmamış
olmamız ne büyük cömertlik.Neyse ;Birçok kişinin aylarca bazen yıllarca birlikte
çalışmasının ürünü olan filmi kısa bir sürede izler geçeriz.Ama mutlaka her
birimiz de özel anısı olan yada aklımıza kazınmış filmler ve bazı sahneler
vardır.Benim var;hatta bazı filimleri filmin içine girerek izlediğimi de
biliyorum.Özel dost sohbetlerinde paylaştığım bazı film ve sahneleri hale
okuyucusuyla kısmen de olsa paylaşmak istiyorum.Öncelikle ‘ON EMİR’ filmini
unutmam.Hz.Musa’nın yaşamından kesitler konu alınıyordu.Ve Musa’yı Charton
Heston oynuyordu.Müthiş bir seçimdi.Zira Ehli Beyt’ten gelen bir rivayette
‘Musa’nın heybetini görmek isteyen Ali’ye baksın ‘deniyordu ve Hz.Musa’nın
heybetine Resulullahın özel bir atıfta bulunduğu aktarılıyordu.Heston da çok
heybetliydi ve başrole ‘cuk oturmuştu’Doğan bebeklerin öldürülme sürecinde
olanları,Musanın sala konuluşunu,Sarayda büyüyüp gerçeği öğrenişini ,İlk vahyi
aldıktan sonraki yüz halini,kızıldenizin yarılma sahnesini,Firavunun kibrini
terk etmeyişini hiç unutmuyorum.Musa’nın dağdan indiğinde kavmine kızışını
onlara hükümleri söyleyişi oldukça etkiliydi.Hatırladığım bir nüktede
‘Resulullah öldükten sonra müslümanlar arasında hoş olmayan hadiseler oluyor ve
bu hadiselerde mağdur olan Hz.Ali’nin yanına gelen bir yahudi ‘Siz müslümanlar
peygamberiniz ölür ölmez birbirinize düştünüz ‘diye laf atıyordu.Hz.Alinin’yahudiye
cevabı :’Sizler peygamberiniz sağken birbirinize düşmüştünüz’oluyor ve Hz.Musa’nın
tur dağındaki gecikmesinin bile onlara yeterli geldiğini anımsatıyordu.Filimde
bu olaya da açıkça yer verilmişti.Sinema sanatı öz eleştiri içinde bulunmaz
fırsatlar sunuyor mesela pek çok Amerikan filminde Amerikalı
asker,polis,politikacı yada sermayederin kendi kişisel çıkarları uğruna toplumun
çıkarlarını feda ettikleri rahatlıkla anlatılır.Tabi bunun tersinin de yapıldığı
filmler izlemek mümkün ,sonunda kahraman bir amerikalı! her zaman
çıkıyor,dünyayı kurtarıyor.Bizimde böyle bir filmimiz var.’DÜNYAYI KURTARAN
ADAM’Cüneyt abi’nin bu filmi en kötü film seçilmiş,sırf meraktan izledim
hakikaten kötü bir film olmuş ama ismine ve kahramanına hürmeten takiyye
yapılabilir ve en kötü film seçilmesi önlenebilirdi.Nede olsa Cüneyt Abi
çocukluğumuzun kahramanıydı.Onunla birlikte pek çok cenkte boynunda haç takılı
pek çok kefereyi öldürmüştük.Sonra da ‘GECE YARISI EKSPRESİNDE’Bize hakaret
ediliyor diye yeri göğü inletmiştik.Cüneyt abi’nin romantik filmlerde oynamasını
asla kabullenemedim,hep yadırgadım bana komik geliyordu.Romantik filmler Ediz
hun ve Kartal Tibet’e yakışıyordu yada ben öyle algılıyordum,hele yanlarında
Hülya’da varsa.Samanyolu,hıçkırık filmleri halen aklımda,hatta o kadar çok
tutulmuş ki SON HIÇKIRIK çekilmiş.Yıllar önce ‘Herkesi Ağlatıyor diyen’medyanın
dolduruşuyla ŞAMPİYON diye bir filme gitmiştim.Bence yabancılar dram yada trajik
filmler yapamıyor,bizimkiler onlardan çok daha iyi.Bunun sosyolojik araştırma
konusu yapılması gerekir.Kerem ile Aslı filmi Romeo ve Jülyetten 10 kadar daha
trajik gelmişti bana.Belki toplum olarak trajediye daha yakın şartlarda
yaşadığımız için yabancılamıyoruz bu tür filmleri.Ama günümüzün favorisi
komediler.En çok bu filmler izleniyor.Şimdilerde trajediye kimse para
yatırmıyor.Galiba toplum olarak kendimize tarihimize
yabancılaşıyoruz,kopuyoruz.Ama yinede içte bir öz kalmış olmalı ki en komik
filmlerde bile küçük trajik parçalar konarak uyarılıyoruz.Komediyle trajedi
arasındaki seçimimiz gelişme düzeyiyle ilgili
mi acaba?Yani adamın birinin dediği gibi mi’Dünya düşünenler için
komedi,hissedenler için trajedi’ mi? Bu durumda geçmiş kavimlerin başlarına
gelen felaketleri hatırlamamız hislerimizi güçlendirmek için mi?Akletmemiz ve
bir daha aynı yanlışları yapmamamız için mi?Mesela Kerbelayı hatırlamalı
mıyız?Unutmalı mıyız? Kanaatimce akletmek ve hisssetmek birbirinin
alternatifi değil ve genelleme yapmamak daha doğru,hem hissetmeye hem de
akletmeye ihtiyacımız var,iki yönümüzde gelişmeli,kaldı ki kerbela gibi olayları
iki yönlü ele almakta gerekir,sadece ağlamak yetmez neden sonuç
ilişkilerini deçözmek gerekir. İdeal filmlerde bunların ikisi de olmalı
diye düşünüyorum.Bir film hem düşündürmeli,hem birşeyleri çözmeli hem güldürmeli
hem de duyguları uyarabilmeli. Ama günümüz ticari filmleri boş ve hoş vakit
geçirme temelli oluyor. En çok izlenen ‘uzayla’ ilgili Cem Yılmaz filmi
böyleydi. Neyse hatıralara devam edelim:‘KELEBEK’filmini de hatırlıyorum.Hofman
ve Macguin inanılmaz bir ikili oluşturmuştu.Kaçılamaz bir hapishane fikrini
zalimce bulmuştum,her zaman bir çıkış yolu olmalıydı,sorun varsa çözümde
olmalıydı ve insanlar her durumda yaşama sıkıca bağlanmalıydı.Yaşamın kendisi
özel bir nimetti ve her saati değerlendirilmeliydi ve asla yaşam terk
edilmemeliydi.İnsanlarımıza bu eğitimi veremeyişimizi ve insanımızın en küçük
zorluklarda yaşamı terk etme isteğini önleyemeyişimizi eksiklik olarak kabul
ediyorum.Tabi ‘ALKADRAZ KUŞÇUSU’ndan söz etmeden geçmek olmaz.Uzun bir öyküydü
ama kahramanın tavırları çok insancıl gelmişti.BEN HUR filminde
cüzzamlılar mağarasını,KUVVAYİ KÖPRÜSÜ’ filminde esirlerin yaşam çabası ve
köprünün son bir gayretle yıkılma sahnesini hatırlıyorumSHİNDER’İN LİSTESİ
filminde ırkçılığın insanı nereye taşıdığını , .ER RAYNIN KURTULUŞU’nda savaşın
ne kadar acımasız olduğunu gördüm,Yönetmen Spilberg’le tanıştıktan sonra
(Tabi gıyaben) onun filmlerini özel olarak takip etmeye çalıştım. Hemen tüm
filmlerini ismini bile sormadan izledim.İzliyorum.Kendi yazdığım yada taslak
halinde olan birkaç senaryoyu onun çekmesini isterdim.Aramızda bu derece bir
kontak(Tabi tek taraflı)oluştu.Kontak dedim de aklıma geldi! bu isimli bir
filmide
sevmiştim.Filmin kahramanı uzaylılarla temas kuruyor.Onların tavsiyesiyle uzay
gemisi yapıyor ve ilk yolculuğa kendisi çıkıyor.Filmin son bölümü
görsel yönden çok güzeldi.Uzay,zaman ,boyut,hız,renk,felsefe vs pek çok şey
vardı.Birkaç saniyede birkaç saatin yaşanabildiği ortamlar mümkün
müydü?Biliyoruz daha ötesi de mümkün,sorun sadece içinde yaşadığımız
eksikli,sınırlı nesnel dünya formatını aşabilmekle ilgili görülmeli,hatta
burada bile zaman zaman aşabiliyoruz.Rüya ortamında pek çok zamanı kısa bir
sürede yaşayabiliyoruz.Anlatılanlar dan çıkardığımız kadarıyla Berzah
aleminde de bu tip durumlar bizi bekliyor.Kim bilir belki de senaryo ve filmler
de ilhamın birer parçası olarak bizlere yön veriyordur.Zaten senaryo
olayı da RAHMAN sıfatının küçük bir tecellisi değil mi?Yine Film müzikleri
içinde ayrı bir sayfa açmalı,ÇAĞRI filminin müziğini kim
unutabilir?Oskar törenlerinde en iyi filmmüziği ödülünü alamayışını
tamamen mesajına bağlı siyasi bir tercih olarak görüyorum.BEN HUR filminin giriş
müziğini de devamını da çok sevmiştim.Yıllar sonra bu filmin müziğinin
bizim Battal Gazi filmlerinde de çağrıştırıldığını keşfettim.Meğer birkaç nota
aşırılması sanat dünyasında caizmiş!DR.JİVAGO’nun müziğide dinlemeye
değerdi,halende dinliyorum.HAYALET filminin müziği de filmle çok uyuşmuştu tıpkı
6.HİS filmi ve müziği gibi.BABA filminin müziği halen cep telefonlarında
çalınacak kadar etkileyici.Birden çok müzik sesinin bir arada uyumlu olma
durumunu gelişmişlik derecesi olarak görüyorum. Tek ve gürültüye dayalı
ses azgelişmişlik olarak görülmeli.Mesela tek başına davul sesi hiç hoş değil
ama yanında birkaç ses daha olursa yada büyük bir senfoni orkestrasındaki davul
hiç rahatsız etmediği gibi eksikliği bile hemen farkediliyor.Bu nedenle hayatta
ve filmlerde insanları savaşa gönderirken tek ve gürültülü sesler tercih
ediliyor.Böylece kişi nereye gittiğini düşünemiyor kuru gürültüde dolduruşa
getiriliyor.İsterseniz deneyin kimseyi keman yada mızıka sesiyle savaşa
gönderemezsiniz.Ama davul zurnayla istediğinizi yaptırabilirsiniz.Bizim toplum
kuru gürültüye uygun bir toplum yeter ki gürültü olsun hemen koşuyor.Gürültülü
bir haber ulaştırın yeterlidir,bizim toplum ne yapacağını bilir.Bu yüzden
seçim zamanları en çok bayrak asıp en çok gürültü yayan daha çok oy
alıyor,isterseniz önümüzdeki seçimde bunu test edin.Biraz riya ya yakınız gibime
geliyor.Konuyu dağıtmayalım:Geçenlerde bir sohbette sormuştum:’Halen
bestelenmemiş beste kaldı mı?yoksa her yeni bir beste öncekinden birer
parça taşıyor mu? diye.Başka bir soruyla açarsak halen tatmadığımız tatlar
ve görmediğimiz renkler var mı?
Yoksa hepsi hepsi bunlar mı?Tüm çiçekler bunlar mı?SÜPHAN ve MUTLAK KEMAL olan
yaratıcının yarattıklarına sınır koyamayız tabii.Sorun sadece yer ve
zamanla ilgili gözükmelidir.RAHMET tecellileri sınırsız olduğuna göre temel
cevabı biliyoruz demektir.Zaten sorduğumuz her sorunun yanıtı olmak
zorunda,yoksa soruyu soramazdık.Aslında temel iş cevapta değil soruda olmalı
İmam Sadık(As) diyor ‘Soru sormak ilmin anahtarıdır’.Öte dünya ile ilgili
filmleri izlemeyi çok seviyorum,ilgili bir çok sorum var demek ki iyi yoldayım
diye düşünüyorum.Bazı filmler bazı cevapları da veriyor.Hayalet filminde
iyi ve kötünün ölümün ilk anında bunların karşıt değeriyle tanıştığı
anlatılıyordu.Veriliş biçemi ilginçti.Konu uzun ve bitecek gibi de değil ama
bitmesi de gerekiyor;son olarak KELEBEK ETKİSİ’ni izledim ve başlı başına bir
yazı konusu olduğu kanaatindeyim.Bizim kader ve kaza diye
nitelendirdiğimizkonularla ilgiliydi. Konuya meraklı olanlara tavsiye ediyorum.
Musa Özateş